Bali’de bulunan yakın arkadaşım Evren (Orhon) aradığında 2025 Kasım ayının son perşembesiydi. Önceden de davet ettiği Endonezya’daki katamaran seyri 10 gün sonra başlayacaktı ve dört kişi yapacakları turda iki kişiye düşmüşlerdi. Ertesi güne çok hesaplı bir Bali bileti olduğunu söylediğinde artık gereken şartlar oluşmuştu. Bir gün sonra akşam Bali uçağındaydım.
Bali’de beş gün ortama ve havaya uyum ile geçti. Tekne sahibi olan Norbert (Banasik) ile tanıştık. İlginç adam. 50 yaşında ve Polonyalı. İngiltere ve Çin’in ardından şimdi de Endonezya’da yaşıyor. Yeni doğan oğlunun eğitimi için Japonya’ya taşınacak fakat Bali’deki motor kiralama firması devam edecekmiş. Bize de böyle adam lazım. Büyük hayalleri olan, haftanın programı sadece rakı balık olmayan.

Uluwatu’daki sörf cennetlerinden biri, Bali
Bali’de popüler yerleri gezdik, söylendiği kadar güzel. Kumsallar, sörf yapanlar, Hindistan cevizi, sıcak, nem, yağmur… Ama kalabalık tabii. Bali neden bu coğrafyada popüler bir ada olmuş söyleyeyim: Çok merkezi ve büyüklüğü dört Rodos Adası kadar. Yani büyükçe bir ada ve yaklaşık 30 bin restoran olduğu söyleniyor. Bu insanlar nereye gidiyor diye sürekli birbirimize soruyoruz. Sokaklar motor ve araba dolu.
Kuzeyi daha mistik ve tapınaklar daha çok. Sanırım yanardağlardan korkup dine sarılanlar daha çok tapınak inşa etmişler. Güneyde ise sörfçüler çok havalı. Fas ve Sri Lanka’da denemiştim. Ama burada adamların board’ları minicik. Anladığım epey iyiler…

Kintemani kasabasından Kaldera’nın aşağısındaki göle indik. Arkamızda Batur Yanardağı, Bali
Ne ararsan var. Beni en etkileyen yer, araba kiralayarak gittiğimiz Kintamani oldu. Yol üstünde çeltik tarlaları, tapınaklar, palmiyeler, doğal yaşam… Araba ile tatlı tatlı sürekli tırmanıyoruz. Yağmur, güneş ve yağmur derken kaldera manzarası ile ünlü Kintamani’ye geliyoruz. Burada müthiş bir manzara var. Hava o kadar değişken ki 2-3 dakika arayla çekilen her fotoğrafta farklı bir renk ve görüntü var. Gezdiğim ülkelerde turistin gitmediği ya da gidemediği yerleri görmeyi çok severim. Turist, olduğu bölgenin doğal yapısını bozuyor. Yerel halkın da bundan etkilenmesi normal. Biz gerçek Bali’nin peşindeyiz. Kaldera’nın orta çöküntüsünde oluşmuş göle doğru kıvrıla kıvrıla iniyoruz. Derme çatma ama kendine özgü evlerin devamında tatlı bir kafeye geliyoruz. Yine yağmur bastırıyor. Kuş sesleri arasında harika manzara eşliğinde kahvemizi içiyoruz. Endonezya önemli bir kahve üreticisi olmasına rağmen burada kahve az tüketiliyor.

400 millik seyrimizi 2007 model Nautitech 40 katamaran ile yaptık
Dönüş zamanı. Mesafeler kısa olmasına rağmen Bali’de arabayla en fazla 40-50 kilometrelere çıkılabiliyor. Yollar karışık ve trafik yoğun. Bazı yollar aşırı dar. 70-80 kilometrelik yol, üç saat demek. Eve dönüyoruz. Sonraki gün de Bali’nin güneyindeki turistik bölgeleri ziyaret ediyoruz. Bali enerjik ve huzurlu, ne arasan bulabileceğin turistik bir destinasyon ama aklım beş saatlik uçuş ardından ulaşacağımız Raja Ampat Bölgesi’ndeki tekne turumuzda.

Endonezya’da yaşayan Luwak adlı Minsk kedisinin kahve çekirdeğini yiyip sindirmesi ile oluşan kahve türü
Sorong mu? So wrong mu?
Bali’den Sulawesi Adası’ndaki Makassar şehrinden aktarmalı Sorong’a varıyoruz. Sulawesi Adası’nı buralara gelmeden kimsenin bileceğini sanmam ama bir karşılaştırma yapacak olursak yayıldığı alan Fransa kadar. Bu coğrafyayı hiç bilmediğimiz için bu kadar büyük bir adanın bile adını hiç duymamış olabiliyoruz.
Sorong, Endonezya’nın en doğusunda Papua Adası’nın batısında minik bir şehir. Raja Ampat Bölgesi’ne yapılacak tekne turları bu minik şehirden başlıyor. Dünyada sualtı çeşitliliğinde bir numaraymış. Gelmeden Google Earth’te çalışmıştım. İlk bakışta onlarca görünen ada, yaklaştıkça yüzlerce oluyordu. Endonezya’nın büyüklüğünü ise şöyle anlatayım; Hakkari’den Lizbon’a kadar bir alan düşünün! Uçakta tanıştığımız Raja Ampat Adası’nda yer alan Papua Explorers Diver Resort’un sahibi olan Tunç, bize otelinin adresini verip “Kahveye beklerim” dedi. 20 senedir Endonezya’da yaşıyormuş. Farkı “Burada sinirli insan göremezsin” diyerek açıkladı. Gerçekten öyle herhangi bir konuda sinirlenen birini görmedik. Hızlı teknelerle iki saatte gidiliyormuş. “Bakalım, olabilir” dedik. Bizim katamaran o kadar çabuk gitmese de vaktimiz olursa neden olmasın diye düşündük. Asıl hayalimiz balığın bol olacağı ıssız adalar. “Var mıdır hâlâ?” diye sordum. “Bulacağız” dedi Norbert. Sorong, Raja Ampat Bölgesi’ne yakınlığı ile önem kazanmış bir şehir. Yollar, evler pek gelişmemiş olmasına rağmen benim hoşuma gidiyor. Rambo filmindeki Vietnam’a çok benziyor. Sanki her an tepenin arkasından bir savaş helikopteri çıkacak gibi. Uçakta tanıştığımız Tunç, buraya So Wrong ismini takmış. Uzun süre kalınca gerçekten zor ve sıkıcı olabilir.

Hava o kadar değişken ki her fotoğrafta başka renkler oluşuyor
Keşfetmek için aynı masada
Deniz kıyısında güzel bir restoran varmış, orada da yemek yedik. Yan masadaki İngiliz laf atıp bize 40 sene önceki Gümbet’i anlatmaya başladı. Evren’in arkadaşı olan bizim masadaki Brezilyalı da Türkiye hayranı. Ama ikisi de senelerdir Endonezya’da yaşıyorlarmış. Arada ülkelerine gidiyorlarmış. Bu farklı ülkelerden insanların ortak yanı keşfetmeye duydukları merak. Hepimiz benzer ruhu taşıyoruz… Restoranda bizimle fotoğraf çektirmek isteyenler oldu. Nedenini tam anlamadım ama Brezilyalı hariç boy ortalamamız 1,90 metre üstü, belki ondandır.
Bu tip seyirlerde kaptanı bölgeye ve tekneye ne kadar hakim diye önce bir tartarsın. Evren öncesinde “Çok becerikli bir adam” diye bahsetmişti. Araba ve motor tamirlerini kendi yapıyormuş. Hatta kendisi için ahşap zıpkın imalatı yapmış. Bir konuda ihtisas sahibi kişiler diğer dallarda da becerikli oluyorlar. Çünkü o yolda neler yapılması gerektiğini ilkinde öğrenince, gelecek diğer sorunlar hakkında tecrübe kazanıyorlar.

Bali Adası’nın kuzeyindeki tapınaklardan biri
Sorong’tan ıssız adalara doğru
6 Aralık 2025’te Sorong’tan Piaynemo Adası’na doğru gitmek üzere çapariz olmuş iki demiri ayırdıktan sonra akşamüstü 17:30’da demir aldık. İlk gün gece seyriyle başladı. Hava kararmış olmasına rağmen dolunay sayesinde gündüz gibi seyir yapıyorduk. Bu coğrafyada ilk seyrimdi. Heyecanlı değil çok mutluydum. Hiç fikrim bile olmayan yerlerdeydim. Ege ve Akdeniz’e bu kadar hakimken bu devasa coğrafya, hele benim gibi ada seven biri için bir cennet. Telefon bu 15 güne yakın sürecek seyirde neredeyse hiç çekmiyormuş. Yani yerleşim yok, insan yok. Bu yüzden tekneyi 15 günlük erzakla doldurduk. Et, tavuk, balık almadık. Evren ve Norbert’in yakalayacağı balıkları değişik şekillerde yapmayı planlıyorum. İlk hedef saşimi, ardından ızgara. Deniz mahsullü spagetti de planlar arasında.
Seyre başlamadan akıntı yönü ve kuvvetine baktık. Sabaha karşı tam kafadan 4-6 knot hızında olacak gibi görünüyor. Rüzgârsa bu dönem düşük oluyormuş. Sadece yağmur boraları bazen vuruyormuş. Ekvatorun 100 mil kadar aşağısındayız; kuvvetli ve stabil hava bu bölgelerde olmuyor. Sadece yazın kurak dönemde Avustralya tarafında olan fırtınaların dalgaları geliyormuş. 12 ay hava benzer sıcaklıkta. Biz nemin en çok olduğu dönemdeyiz.

Sorong’da akşam yemeği. Dünyaca ünlü dalış merkezi Raja Ampat bölgesine bu noktadan ulaşılıyor
Yamyamların yaşadığı adalar
Mansuar Adası’na ulaştığımızda saat sabah karşı 04:00 sularıydı. Kafadan gelen kuvvetli akıntı önce bizi adanın güneyine doğru yaslamaya başladı. Bir ara GPS bozuldu sandık. Kör karanlıkta gerisin geriye doğru 2 knot ile gidiyoruz görünüyordu. Meğerse akıntı beklediğimizin çok üstünde hızla bizi geri itiyormuş. Adaya yaklaşınca akıntı azaldı. İlerleyemeyeceğimizi anlayıp Mansuar Adası’nın minik köyünün açıklarına demir attık. Sabah tekneye yetkili olduğunu sonradan anladığımız iki kişi geldi. Koruma altındaki mercan resiflerine demir atmışız ama çok şanslıymışız. Az zarar vermişiz (güzel bir tiyatro oynadılar) ve kırılan resifleri onarmak için 450 dolar verip adadan ayrıldık. Bu adalarda daha 50 sene öncesine kadar yamyamlık varmış. Savaşan kabilelerde yenilen kabile liderinin bir parça eti yenirmiş. Bu yenilen diğer kabileye verilen bir uyarıymış.
Son milli park ada olan Piaynemo’ya çok güzel yağan bir yağmurda giriyoruz. Adanın dar bir kanalından içine doğru sığlıklara dikkat ederek ilerliyoruz. Volkanik olan bu adaların bazılarında içerde bir lagün oluşmuş. Yani etrafında adacıklar var ve biz adanın içine doğru giriyoruz. Alarga için son derece korunaklı görünüyor. Hemen ilerde deniz üstüne kazıklarla yapılmış evler görüyoruz. Sancağımızda ise adayı yürüyerek gezmek için milli park girişi ve hediyelik satan minik, ilkel evler duruyor. Demiri atıyoruz fakat 2007 model Nautitech katamaranın demir düzeneği asimetrik ve bizim teknelerde olan bir bosa halatı bulunmuyor. Şuna bir sistem kurayım desem de tembelliğime geliyor. Daha tamir edilecek 15 beygir Yamaha dıştan takma motor var. Bütün günümüz motor tamiri ile geçiyor. Ama maalesef kısa süreliğine çalıştırabilmiş olsak da stop ediyor ve iki zamanlı Yamaha bir daha çalışmak istemiyor.

Piaynemo Adası’nın güneyindeki harika kumsal

Piaynemo Adası’nın lagününe giriş kanalı

Piaynemo Adası'nda renkler gerçek olmayacak kadar güzel kopyası
Birden gelen bora
Gece sanırım 4 sularında Norbert beni ve evreni uyandırdı. Çok kuvvetli 30 knot rüzgârla demir taramışız ve tuzlu suda yaşayabilen mangrov ağaçlarına doğru 200 metre kadar sürüklenmişiz. Yağmurdan göz gözü görmüyor. Fenerlerle etrafa bakıyoruz. Kendi teknemde genelde derin uyku uyumam; özellikle de alargadaysam. Fakat kaptan ben değilim ve ne söylenirse en iyi şekilde yapacak yardımcıyım. Demirin üstüne gidip çekmeye çalışıyoruz. Sürekli sigorta atıyor. Panik yapmadan sakince tekrar demir yerine ulaştığımızda rüzgâr 10 knot’lara kadar düşüyor. Böylelikle bora rüzgârını tanımış oluyorum. Yağmurla geliyor ve hava tahminlerinde yer almıyor.
Teknedeki diğer motoru bota takıp Evren’le adayı gezmeye çıkıyoruz. Tohatsu 6 beygir ve kuvvetli akıntılarda üç kişi yeterli olmayıp koca okyanusta kaybolabiliriz. Bu sebepten bota binmeden önce akıntıyı test etmeliyiz. Piyanemo Adası’nın ahşap merdivenlerinden adanın güzel manzarası olan tepeye çıkıyoruz. Manzara müthiş. Bizim gibi gezen kimseler yok. Hava epey sıcak. Ekvator bölgesi, güneş ışınlarının dünyaya dik açı ile gelmesi ve atmosferin bu yakıcı ışınları az filtre edebilmesi yüzünden çok daha etkili. Yani burada 30°C’ler 40-45°C gibi hissediliyor. Nem de 80-90 dolaylarında. Su kaybımızı Hindistan cevizi suyu içerek telafi ediyoruz. İçindeki minareller tam ihtiyacımız olanlar…
Akşam saatlerinde adadan ayrılıyoruz. Burada hava boralar hariç sakin ve huzurlu. Adanın kuzeyinde ahşap birkaç ev görüyoruz; manzaraları müthiş. Zenginliğin başka boyutunda burada ev sahibi olmak varmış. Koşullar zor, olanaklar az olduğundan her zenginin sahip olmak isteyeceği ev değil bunlar diye düşünüyorum.

20 saatlik seyirde ne tekne ne gemi ne balıkçı ne insana dair bir şey gördük. Dünyada böyle yer kaldı mı?
Turizmin ulaşamadığı Endonezya yerlilerinin yaşadığı adalara doğru
120 millik Joronga Adası’na seyrimiz başlıyor. Sadece Bajo’ların yaşadığı bir balıkçı köyü varmış. Gerçek Endonezya ile tanışmaya gidiyoruz. Gece vardiya bile tutmuyoruz. Ne kadar doğru bilmiyorum ama etrafta ne gemi ne tekne ne herhangi bir ışık var. 20 saat boyunca da sadece ağaç kütükleri ve arada plastik çöpler görüyoruz. Bu kütüklere birkaç kez çarptık. Sadece ses çıkıyor. Gece görmek imkansız olduğundan kafaya da takmıyor, seyrin, keşfetmenin keyfini çıkarıyoruz.
Endonezya’nın sıcak ve rutubetli havası kirli mazot ile birleşince mazot filtremiz sürekli tıkanıp motorun durmasına sebep oluyor. Makineler sırasıyla duruyor. Norbert filtreleri temizliyor ve devam ediyoruz. Büyük sorun olabilecek durum ise mercan resiflerine yaklaşırken iki makine de çalışır durumda olmalı. Yoksa ani bir sığlıkta tatil sona erebilir. Üstelik akıntılar bu yaklaşmalarda riski artırıyor.
Joronga Adası ve dünyada ayak basılmamış gibi duran bakir adalar seyrimiz devam edecek…

Milli park olan Piaynemo Adası'ndaki ahşap evler

120 millik Joronga Adası yolunda ilk balığımız geldi. Burda balık o kadar çokmuş ki yakalayıp bıraktığımız balıklar bir sonraki sayıda

Tamiri tüm gün süren ama çalışmayan dıştan takma motorumuz


