Gün Miori’de denizden başlıyor. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte demirdeki teknelerden botlar, tender’lar iskeleye yanaşıyor. The Bakery’den sıcak ekmek, taze kruvasan ve tarçınlı çörek alıp kahvelerle tekrar demire dönüyor herkes. Eğer şanslı azınlıktaysanız ve iskelede yer bulduysanız, yüzünüzü denizde yıkamak için çamların gölgesinde kulaç atıp sabah kahvaltısına Miori’nin kapısından geçip güler yüzlerle güne başlayabiliyorsunuz.

Tûba NoyanÖğlene doğru denizin üzerindeki hayat, kıyıya bağlanıyor. Pizza fırınından mis gibi kokular yükseliyor. Yüzme aralarında ıslak saçla, tuzlu tenle yenen bir öğle yemeği… Ne abartı var ne acele: Denizin ritmi neyse o. Akşamüstü güneş iskeleyi kızıl renge boyadığında Riva Lounge’un kokteyl menüsü devreye giriyor; yeşille mavinin dans ettiği manzaraya karşı leziz bir kokteyl, koyun sessizliğini bozmayacak kadar ölçülü bir müzik. İsteyenler için Miori by The Sea’de Ege’nin yalın tabakları masaya geliyor; biz sustuğumuzda zeytinyağı, limon ve taze otlar konuşuyor. Isabel’s ise paylaşmaya niyetli denizcileri bir araya getiriyor. Büyük tabakların etrafında toplanıp sohbeti uzatmak, bir süreliğine dış dünyadan kopup gitmek burada o kadar kolay ki.

Gece Miori’de ağırdan alınıyor. Teknelerinden tender’larla gelenlerle Göcek’ten mekanın botlarıyla taşınan misafirlerin yarattığı deniz trafiği görülmeye değer. Biz bütün günü denizde geçirdikten sonra yemek saatine kadar konakladığımız Riva’dan bu trafiği keyifle izliyoruz. Miori, yalnızca günün değil, yaşamın yorgunluğunu alan bir ritme sahip.

Miori’nin ritmi tabakta ve kadehlerde kalmıyor; sanat da bu ‘sahil köyüne’ eşlik ediyor. Ayça Okay’ın küratörlüğündeki seçkiler, denizi ve mitleri bugünün diliyle içeri taşıyor. Ormanla deniz arasında kurulan bu hat, mekanın ‘yemek ve içki’nin ötesine geçmesini sağlıyor.

Miori, Göcek’te adres olmaya çalışan bir ‘mekan’ değil; denizcilerin gününü kolaylaştıran, yavaşlatan, toparlayan bir amaca sahip. Sabah botla ekmek almak için uğranan, öğlen iki saatliğine masayı kıyıya kurduran, akşamüstü demirdeki sakinliğe sade bir eşlikçi Miori...

İkonik Riva
Denizcilik dünyasında binlerce marka var ama 1842’den bu yana kesintisiz üretim yapan çok az. Bu istikrar, Riva’yı yalnızca bir tekne üreticisi değil, bir kültür haline getirdi. Rupen Meyhanecioğlu’nun deyimiyle Carlo Riva, “Tekne dünyasının Leonardo da Vinci’si”ydi: Yenilikçi, yaratıcı ve zamana meydan okuyan çizgilerle efsaneyi inşa eden bir isim.
Riva’nın farkı, yalnızca tasarımlarında değil, bütün detaylarında gizli. Kullanılan her malzeme özel üretiliyor; mobilyasından aydınlatmaların düğmesine kadar hiçbir şey piyasadan alınmıyor. Bu yüzden 20 yıllık bir Riva hâlâ modern görünürken, 50 yıllık bir modeli koleksiyonerlerin gözdesi oluyor. Sinema dünyası da bu zarafeti erken fark edenlerden. Siyah-beyaz dönemden bugüne James Bond filmlerinde ve İtalyan sinemasında Riva’nın yer alması tesadüf değil. Üstelik duyumlarımıza göre Riva hiçbir zaman sponsor olmuyor; aksine filmlerde yer almak için seçici davranıyor.
Riva’nın çizgileri, onu uzaktan dahi ayırt edilebilir kılıyor. 11 metrelik bir modelden 70 metreye kadar çıkan yelpazesi olsa da o ince siluet hep aynı zarafeti taşıyor. Yeni bir model ortaya çıktığında makyajlarla güncellense bile özünden kopmuyor. Perseo’nun ‘Super’ versiyonu ya da Aqua Riva Anniversario gibi özel üretimler, geçmişin ruhunu bugünün estetiğiyle buluşturuyor.

Riva’nın efsanesini pekiştiren bir diğer unsur da sınırlı üretim anlayışı. Çok satılan bir modeli dahi seri üretime çevirmiyorlar; aksine adetleri kısıtlı tutarak ikinci el değerini koruyorlar. Bu da Riva’yı yalnızca bir tekne değil, yaşayan bir yatırım, bir koleksiyon parçası haline getiriyor.
Bir Riva’ya sahip olmak, aslında bir kültürün parçası olmak demek. Tekneye binen herkes, sessizliğin, rahatlığın, zarafetin ve sadeliğin birleştiği bir dünyaya adım atar. Öyle ki denizde gördüğümüzde başka marka telaffuz edilmez: “Bir Riva geliyor” deriz...

Bugün Türkiye de Miori’de açılan Riva Lounge ile bu kültürün merkezlerinden biri olma yolunda. Riva’nın yerel temsilcileri markayı yalnızca tanıtmakla kalmıyor, aynı zamanda ardındaki felsefeyi de anlatıyor. Çünkü Riva, yalnızca teknelerin değil, deniz yaşamının da en köklü efsanelerinden.



