Zamanının çok ilerisinde inşa edilen bir gemi

1854’te Londra’daki Thames Nehri üzerindeki Millwall’da kızağa konulan Great Eastern ancak 1858’de aylarca süren çabaların sonucunda yana doğru kaydırılarak suya inebildi. Günümüzde hâlâ Millwall’da o günlerden kalma kızak kalıntıları bulunur. Kısa boylu, uzun silindir şapkalı bir dahi olan Isambart Kingdom Brunel tarafından tasarlanan ve J. Scutt Russell tarafından inşa edilen gemi, zamanının gemilerinden beş misli daha büyüktü. Bu devin her iki bordasındaki çarklarının çapı 17 metre, dört kanatlı pervanesinin çapı ise 7,3 metre olup (ki o günlerde pervaneler hâlâ deneysel aşamadaydı), altı adet direğinde toplam 5.435 metrekare yelken taşıyordu. (Bu yüzey, zamanındaki birçok dev yelkenlininkinden çok daha fazlaydı.) 17.274 tonluk gemideki dört adet buharlı makineye güç veren kazanlarından çıkan dumanlar, beş adet baca yolu ile dışarı atılıyordu.

Asıl inşa amacı İngiltere ile Hindistan arasında taşımacılık olan geminin boyutlarının bu denli büyük olmasının sebebi ise ikmal için durmadan yolculuklarını tamamlayabilmekti. Çünkü o dönemde doğuda kömür bulmak oldukça zordu.

Bu geminin en büyük özelliklerinden biri de, o günlere kadar uygulanmayan bir teknikle yapılandırılan gövdesi ve güvertesiydi. Brunel, bu bölümlerin aralarında perçincilerin rahatça çalışabildiği kadar boşluk olan, iki bölmeli sac perdelerden imal etti. Böylelikle geminin yapımında postalara ve kemerelere yer verilmedi. Gövde kendi kendini taşıyabiliyordu. 

Yapımına başlandığı günden itibaren hizmet dışı kalıp sökümü yapılacağı vakte kadar, gerek ölümlerle sonuçlanan kazalar, gerekse de maddi zorluklar nedeniyle pek çok şanssızlığa uğrayan gemi, ne yazık ki istenen performansa ulaşamadı. Daha ilk seferlerinde tüm bu donanımlarla ancak 13 mil hıza erişebilen Great Eastern’ın son derece dengesiz bir gemi olduğu ortaya çıktı. Bu dev geminin sallantısına dayanamayan yolcularını her seferinde deniz tutuyordu. 

1864 yılında satılan gemi, 1874 yılına kadar Amerika ile Avrupa arasındaki ilk telgraf kablolarını döşedi. 1886 yılında yüzen eğlence merkezi olarak kullanıldıktan sonra 1889 yılında sökümüne başlandı. Great Eastern’ın suya inişinden ancak 42 yıl sonra yani 1899’da inşa edilen Oceanic adındaki gemi, ondan boyca daha uzun inşa edilebildi. Jules Verne’in Yüzen Şehir isimli romanı işte bu gemide geçer.

Yelkenli gemilerde yaşam

Rüzgâraltı bordasının üzerine neredeyse devrilecek kadar yaslanmış koca tekne, sonsuz zifiri karanlığın sarmaladığı kudurmuş denizin içinde oradan oraya savruluyordu. Rüzgârüstünden gelip bir balyoz gibi bordada patlayan dalgalar, küpeşteyi aşıp güverteyi süpürerek gecenin katran siyahında köpük yığınları olarak kayboluyorlardı. Rüzgâraltı frengi delikleri güverteye dolan suları boşaltmaya yetmiyordu artık. Direkleri tutan binlerce metre tel ve halatların arasından geçen rüzgârın ıslıkları, karanlığın içinde taa yukarılarda bir yerde yapraklanan yelkenlerin armayı sarsarken çıkardığı uğultu, zaten soğuktan donmuş ve moralleri tükenmiş denizcileri daha da titretirdi. Sonsuz okyanusun bir ucundan koparak gelen ve kıç tarafta patlayan denizlerle başı üzerine dikilip orsaya kaçmaya çalışan dev yelkenlinin dümeninde ıslak ve soğuk muşambalarının içindeki iki usta gemici, donmuş elleri ile kavradıkları dümen simidini hiç durmadan iskeleden sancağa, sancaktan iskeleye çevirip, bu çıldırmış denizde 16-17 millik bir hızla rüzgârın peşine takılmış olan gemiyi abrayabilmek için uğraşıyorlardı. Sağanaklar bastırdığında, serenlerin rüzgâraltı cundaları neredeyse denize dokunacak gibi oluyordu. zaman zaman kıç üstünü aşıp üzerlerinde patlayan dalgalar, ayaklarının altındaki ızgaradan süzülüp güverteye boşalırken dümenciler, önlerindeki büyük ahşap konsolun taşıdığı pirinç pusula başlığının yanındaki küçük gaz yağı lambasının aydınlatmaya çalıştığı sallanıp duran pusula kartını gözleyerek rotadan kaçmamaya çabalıyorlardı. Aynı zamanda da belli aralıklarla kıç tarafta beliren dev üçlemeleri kollarken, bir taraftan da gabya yelkenlerin rüzgârüstü yakalarını yapraklatmamaya çaba gösteriyorlardı. Şayet pırpırlıyorlarsa, bu demektir ki tekne rüzgârüstüne kaçmış, hemen dümeni rüzgâraltına çevirip apaza kaçarak yelkenleri doldurmak zamanıdır. Tabii altınızdaki tekne 100 metre boyunda ve üzerinde binlerce metrekare yelken taşıyan bir yelkenli yük gemisi ise bu hiç de kolay bir iş değildir1. Başüstü vardiyasındaki gözcüler ise, üzerlerinden yağmur sağanakları gibi geçen dalga serpintilerinden korunmaya çalışarak, önlerinde sonsuzluğa kadar uzanan zifiri karanlık pruva hattında belirebilecek bir ışığı görebilmek için pür dikkat çevrelerini gözlüyordu. Dalgaların sesi ve rüzgârın uğultusu dışında bir ses duyarlarsa arkalarında duran geminin kampanası ile hemen köprüye bildireceklerdi. 

Bu yelkenlilerde köprü adı verilen, geminin tam ortasındaki navigasyon odasının üzerinde, kenarları puntel ve vardavelalarla çevrili, üzeri açık yüksek bir platform bulunur. Çok büyük yelkenlilerde ise, köprüden başüstüne ve kıç üstüne pasarelalar uzanırdı. Bu geçitler, direklere ve mandar halatlarına dokunmamak için vasattan değil de, küpeşteye yakın geçerdi. Böylece sert havalarda güverteye inmeden bu geçitlerden faydalanan zabitan, görev yerlerine ulaşırdı. Köprünün üstündeki büyük miyar pusulasının ahşap konsolunun içindeki aynalar vasıtasıyla pusula kartı, aşağıdaki navigasyon odasından da izlenebilirdi. Pirinç pusula başlığının her iki tarafında bulunan yeşil ve kırmızı renklere boyanmış iki adet demir küre, alkol içinde yüzen pusula kartını, geminin manyetik alanından korumak için yanlara doğru ayarlanır ve sabitlenirdi. Karanlıkta pusula kartının okunabilmesi için başlığın hemen yanındaki çıkıntının içinde minyatür bir gaz lambası bulunurdu. Tespit edilen rotaya göre, vardiya zabitleri tüm tekneyi buradan kontrol altında tutarlardı. Daha sonraki yıllarda kullanılmaya başlanan makineli gemilerde de kaptan köşkleri için aynı ‘köprü’ deyimi kullanıldı. 

Fırtına var 

zabitanlar ve gemiciler, zor geçen vardiya nöbetlerinden sonra devamlı sallanan soğuk kamaralarına döndüklerinde onları bekleyen, yana yatmış rutubet kokan bir ranzayı örten ıslak bir örtüden başkası değildir. Geminin saç bordasında patlayan dalgaların korkunç sesi, kamara duvarlarında binbir gümbürtü ile yankılanır, her dalga vuruşunda geminin perçinleri atarcasına koca gövde sarsılırdı. Güverte üstünde bulunan mutfak, çoktan dalgalardan nasibini aldığından koca gemide ısınılacak hiçbir yer yoktur. Böylesine zor şartlarda gelecek vardiya beklenirken aniden megafonda rüzgârın uğultusuna karışan ikinci kaptanın sesi duyulur 

“Alesta Liga Camadan2” veya “Alesta Çamariva, Sara Yelken3”. Bu komutlar, armasında gabya yelken taşıyan bir gemide, duyulması istenmeyen emirlerin başında gelir. Rüzgâr şiddetini artırdığında, yelkenlere direğin en üstündekinden başlanarak, camadan vurulacak veya toplanacaktır. zifiri karanlıkta 2 metre ötesi görünmezken, denizin 50 metre yukarısında, bir taraftan diğer tarafa sallanan direğin ucundaki gabya çubuklarına bağlı, yaklaşık 1 ile 1,5 ton ağırlığındaki kalın brandadan yapılmış, buz tutmuş yelkenler sarılacaktır. Rüzgârüstü çarmıhlardaki şeytan merdivenlerinden, uğuldayan tellerin ve halatların arasından geçilerek, neredeyse el yordamı ile sonsuz gökyüzüne doğru yükselen armaya korku içinde tırmanılacak, sarılacak yelkene ulaşıldığında ise gabya çubuğunun ucuna doğru gidilecektir. Boşlukta, ayakları sadece marsipet teline basan, gövdelerini gabya çubuğuna yaslayıp tutunmaya çalışan gencecik çocuklar sıra sıra dizilip, güvertedekilerin ne kadar istinga halatlarını kassalar yine de bir kısmı boşlukta çırpınıp duran yelkeni sarıp, kalçatalar ile bağlayacaktır. Hele yelken yırtılıp, bağlantıları kopmuş ise bunu toplayabilmek neredeyse olanaksızdır. Altlarındaki karanlık boşlukta azgın okyanusun dalgaları, onlara kucağını açmış beklemektedir. Nice genç denizci, acı feryatlarla düştüğü bu sularda kaybolup gitmiştir. Bu durumda geminin yoluna devam etmekten başka yapabileceği başka hiçbir şey yoktur. 

Bu rotayı izleyen kaptanların bütün çabası, Horn Burnu’nu gündüz vakti geçebilmektir. Kış aylarında bu bölgede ancak dört saat aydınlık olduğu düşünülürse (o da şansına hava bulutsuzsa) nasıl zor bir görev üstlendikleri anlaşılır. 

1-Okul Gemileri bölümünde tanıtacağımız Gorsch Foch sınıfı gemilerde üç adet sıralı dümen dolabında altı adet denizci aynı anda dümen tutar

2-“Yelkenlere camadan vurmaya hazırlanın” 

3-“Yelkenleri toplamaya hazırlanın”


Naviga'nın Eylül 2012 sayısında yayınlanmıştır.