CNR Avrasya Boat Show’da standımızda ağırlamaktan mutlu olduğumuz, bize Yeşilköy’de gün ışığını göremediğimiz bir fuar salonunda olduğumuzu unutturan tatlı sohbetiyle ufkumuzu genişleten konuklardan biri de Fatih Çekirge’ydi. ‘Merhaba’ demek için uğrayanlarla konuşmamıza sık sık ara verdik, ne de olsa Çekirge sadece gazeteci olarak değil, denizci olarak da tanınan bir sima. Ancak eski teknesini nasıl sattığını anlatırken konuşmanın üzerine gelen Cüneyt Genç ile, yelken eğitiminden bahsederken uğrayan Fatih Özmen sayesinde, bir ara Fatih Çekirge’yi Yasemin’in Penceresinden programında izler gibiydik. Sohbet denizci dostlarla zenginleşti, kıvamını buldu, bize de tadını çıkarmak düştü.
Denize çıkmaya arkadaşlarınızın teknesiyle mi, kendi teknenizle mi başladınız?
Büyükçekmece Gölü’nün kenarında oturuyordum. Bir pazar günü göl kenarın ufak bir fuar düzenlediler. Orada küçük bir stantta 4 metrelik bir Catalina gördüm. Özelliğini sordum, gölde yelken yapmak için Amerika’dan getirttiklerini söylediler.
Sonraki diyaloglar şöyle gelişti: Ne kadar, şu kadar, ver bir tane... Satan arkadaş beni tanıdığı bir eğitmene yönlendirdi; Fatih Özmen ile bu şekilde tanıştık. Bata çıka yelken yapmayı öğrendim. Alıştım, hava buz gibiyken, kar yağarken bile her pazar yelken yapıyordum.
Sonra bir gün asistanımdan yelken dünyasında kim var kim yok araştırmasını istedim. İnternetten ‘yelken dünyası’ diye arayınca rahmetli Mesut Baran’ın Yelken Dünyası dergisini bulmuş. O tarihte sadece o vardı. Yelken Dünyası’nda arkadaşım Meriç Köyatası’nın bir yazısını görüp onu aradım. Buluştuk, yelkenle ilgili sohbet etmeye başladık, beni o kadar heveslendirdi ki deniz maceram başlamış oldu. Ardından Osman Atasoy, Sadun Boro gibi isimlerle tanışmak beni gölden açık denize çıkardı. İlk teknemi Göcek’ten aldım, 44 feet center cockpit Beneteau’ydu. Çekirge adını verdiğim o kız, beni çok güzel gezdirdi.
İkinci teknenizi nasıl seçtiniz?
Yelken yapacağım, sağlam ve iyi bir marka olsun diye bakıyordum. İkinci el bir tekne almamı tavsiye ettiler. Osman Atasoy, Göcek’te bakımlı, iyi durumda bir tekne olduğunu söyleyince hemen atladım uçağa, gittim.
Sahibi Murat Oyman diye çok değerli bir denizciydi ve tekneye çok iyi bakmıştı. Görür görmez beğendim, hemen el sıkıştık. Tekneyi aldım ve Marmaris’e Murat Oyman’la beraber getirdik. 10 seneyi aşkın süre bindim Çekirge’ye sonra alıcısı çıktı. O sıra işlerim çok yoğun olduğu için denize istediğim kadar vakit ayıramaz hale geldim; Cüneyt Genç’e sattım.
Üçüncü teknenizin modeli ne olacak?
Çok ince eleyip sık dokuyorum bu sefer. Marmaris’ten benim çok sevgili kardeşim, teknik servis Erden Eke, Meriç Köyatası, Sadun Boro gibi isimlerle yaptığım istişareler sonunda katamarana karar verdim. Gülümsün ile Fountain Pajot Helia 44’ü çok beğendik.
Tekne alırken daha içine ilk adımı attığınızda hissediyorsunuz ve “Aradığım bu” diyorsunuz. Bir kadınla ya da uzun yıllar sürecek bir dostla tanışıyormuşsunuz hissiyatı geliyor. Onu yaşamadan alınmıyor zaten. Doğru frekansı yakaladık, birbirimizi sevdik, anlaştık... Adını da Masal koymayı düşünüyoruz. Marmaris’te Martı Marina’da bağlı kalacak. Orayı çok seviyorum sanki marina gibi değil, Masal’a uygun. Cennete ‘Masal’ yazmaya gidiyoruz.
Meriç Köyatası, Sadun Boro, Fatih Çekirge ve Alim SürGöl yelkenciliği Türkiye’de pek yaygın değil; deniz yelkenciliği arasında nasıl farklar var?
İnsanın gözü, ruhu bir süre sonra “Daha enginlere” diyor. İnşallah bu hayalimiz Masal’la daha da ilerleyecek, önce Akdeniz sonra da açık denizlere doğru gideceğiz. İlk uzun seyir denememizi Mustafa Yurtbulmuş’un teknesiyle yaptık. Cebelitarık’tan Las Palmas’a kadar 1.000 millik bir açık deniz denememiz oldu. Masal’la da böyle bir hayalimiz var. Şimdiye kadar iki ay teknede kaldığım oldu ama hep Ege’deydim. Kimisi dünya seyahati diyerek hızlandırılmış dünya turu yapıyor. Ben dünya seyahatine çıktığımda dünyayı yaşamayı hedefliyorum; şu günde burada olmam gerekiyor diye koşturmak istemiyorum. Dünyayı etrafında tur atılacak bir top gibi değil de denizlerinde yaşanabilecek bir masal olarak görmeyi tercih ediyorum. Dünyayı yaşamak diyelim bizimkine...
Çevreyle ilgili önemli çalışmalar da yapıyorsunuz.
Denizlerin korunmasıyla ilgili birçok çalışmamız var. Can Pulak, Sadun Boro, Necati Zincirkıran bize bir anlayış aşıladı, emanet etti: Denizcilik sadece üzerinde keyif yapmak değildir, doğayı korumaktır. Bunu görev edindik. Memleketi sevmek demek, onun topraklarını, doğasını, hayvanlarını korumak demek bize göre. Buna hassasiyet gösteriyoruz. Özellikle ‘dünya cenneti’ dediğimiz Güney Ege’yi korumak için gazetede köşemden yazılar yazıyorum gittiğim yerlerde yerel televizyonlara, gazetelere röportajlar veriyorum. En son Can Pulak, Sadun Boro gibi isimlerle Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce’yle görüşmeye gittik, İztuzu konusunda çok faydalı bir toplantı yaptık.
Denizseverler, doğaseverler adına buradan Güllüce’ye tekrar teşekkür ediyorum. Kıyıların ve denizlerin korunması açısından birçok zincirleme karar alınmasını sağlayacak bir toplantı oldu. Kıyıların sorunlarının Ankara’dan, merkezden değil de orada yaşayanların da katılabileceği şekilde çözümlenmesi gerekiyor. Umarım bu başlangıç olumlu gelişmelerle devam eder.

Amatör denizciliğin sorunlarıyla da ilgileniyor musunuz?
Amatör denizciliğin daha kapsamlı bir şekilde desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Vergiler ve marina fiyatları hem amatör denizciliği hem yat turizmini baltalıyor. Yelken sporunda çok yetenekli çocuklarımız var. Son dönemde Haluk Karamanoğlu ve İzmir’de Özlem Akdurak’ın yetiştirdiği bazı isimler çıktıysa da bu çocukların daha fazla desteklenmesi gerekiyor.
Marina fiyatlarının üzerinde durulması lazım. Amatör Denizcilik Belgesi kolaylaştırıldı ama bu konuda da bir düzen yok, bunu bir düzene sokmak gerekiyor. Mavi Kart uygulaması da amatör denizciler için tam bir yüke dönüştü. Çoğu denizci tuvaletini kullanmadığını ispat edemediği için denizden su çekip Mavi Kart’ı işletmek zorunda kalıyor.
Ayrıca sizin gibi deniz kültürünü, amatör denizciliği geliştirmek için özveriyle çalışan bir yayının desteklenmesi gerekiyor. Bu açıdan Naviga’yı çok beğeniyoruz. Gazetelerde Basın İlan Kurumu’nun verdiği ilanlar vardır, Naviga’ya bu ilanlar neden verilmiyor merak ediyorum. Devletin sizin gibi dergileri desteklemesi lazım. Birkaç ilanla Naviga büyür, denizcilik kültürü gelişir. Ben de bu konunun üzerinde duracağım.
En sevdiğiniz seyir rotaları nereler?
Benim favorilerimden biri Yedi Adalar’da Bekar Liman. Hele yaz curcunası bitip kimseler kalmadığında ekim sonu, kasım başı ya da mayıs ortasında harikadır. Gök Limanı, Kaş, Bayındır çok güzel. Bir de mabedimiz Okluk Koyu. Orada Mustafa’nın Denizkızı Kaptan Restoran’a oturmadan olmaz. En son Sadun Boro’nun yaza veda partisini yapmıştık orada. Yunan Adaları çok fazla turistik hale geldiği için tercih etmiyorum. Gökova’da, Hisarönü’nde hâlâ öyle koylar var ki, ismi bile yok ve böyle olması çok güzel.
İyice yaklaşınca gördüğünüz tek teknelik koylara bayılıyoruz. Sağlam atılmış bir demirle güzelce kıçtankara olmuş bir teknede yıldızları saymaya başladığınız zaman biraz müzik biraz kitapla arınıyorsunuz.

Daha çok yazın mı kışın mı denize çıkarsınız?
Teknede şiir okumak, deniz aşkını, gökyüzünü yaşamak, rüzgârı hissetmek sadece tatille olacak şeyler değil. Tekne benim için tatil alanı değil, yaşam alanı, denizi hissetme istasyonu. İnanın bazen tekneye gidemediğim zamanlar, evde haritalara bakıp rota çiziyor ve hayali seyirler yapıyorum.
Gelecekte deniz yaşamıyla mesleğinizin birbirini beslediği bir yaşam hayaliniz var mı?
Bütün hayalimi özetlediniz! Uzun olmayan bir zaman zarfında bunu gerçekleştirebilmek için kendimi hazırlıyorum. Yavaş yavaş idari görevlerden uzaklaşıp deniz ve doğaya odaklı bir iş tanımı yaratmak istiyorum. Gazetede yazı yazmak için ofiste oturmanız gerekmiyor. Artık bir blog gibi kendi yarattığınız bir ortam size çok büyük kitlelere seslenme imkanı sunuyor. Ben de böyle bir şey hazırlayabilirim, hayalim bu.



