Şubat ayında düzenlenen mapa-şamandıra toplantısından başlayalım mı? Türkiye Çevre Ajansı’nın açıklamasında bu ücretli sistemin tek amacı, deniz çayırlarını korumak olarak sunuldu. Ancak uygulamada daha farklı başlıklar görüyoruz. Siz davet aldınız mı? 

Haberim vardı ama çağırmadılar. Çağırsalar da işlerim yüzünden gidemezdim zaten… Ben geldiğimiz yeri iyi görüyorum. Meslekte 41’inci senem. 1999-2000 yıllarında deniz çayırlarının korunması için Tarım Bakanlığına öneri vermiştim. Zorla kabul ettirdik. Yani Türkiye’de deniz çayırlarının yasal olarak korunması o yıllarda su ürünleri sirkülerine girdi. 

2003’te bununla ilgili bir kampanya başlatılmıştı. TÜDAV da ona dahildi ve bu konuda sesimizi duyurmak için çok uğraştık. Gazetelerde haberler çıktı vs. fakat sesimiz çok duyulmadı. Bu işe çok az insan ilgi gösteriyordu. 2013 yılında durmadık. TÜDAV olarak Türkiye’de deniz çayırlarının koruması ile ilgili ulusal strateji geliştirilmesi için bir toplantı yaptık ve onun kitabını çıkardık. 39 numaralı kitaptır. TÜDAV’ın web sayfasında (www.tudav.org) seksen adet kitabımızın tamamı ücretsiz olarak indirilebiliyor. Lise, ortaokul çocuklarından, üniversite öğrencilerine kadar herkes bizim kitaplarımızı kullanıyorlar, bunu gururla söylüyorum. Deyim yerindeyse devletin üstünden yük alıyoruz. Zaten amacımız Türkiye denizel arşivini geliştirmek ve onun için bunda da bir beis görmüyoruz. 

Konumuza dönersek; 2013 yılında ulusal stratejinin oluşturulması önemliydi, çalışmaya da devam ettik ve 2021’de yoğun müsilaj görülünce deniz çayırları da gündeme geldi. En azından Marmara’dakilerin korunması için birşeyler yapmak istedik. Türkiye İş Bankası’yla Marmara Denizi’nde çayırların en yoğun olduğu bölgelere 10 tane şamandıra attık. 100’üncü yılları dolayısıyla bu işe destek oldular ve çalışmaya hâlâ devam ediyoruz, kendilerine müteşekkiriz. Bu farkındalıkla birlikte amaç, bölgenin kirletilmemesi, çöp ve çıpa atılmamasını sağlamak ve mümkün olduğu kadar bu şamandıralara demirlenmesiydi. Bunun iki tanesi Boğaz’da, sekiz tanesi Marmara Denizi’ndeki Posidonia oceanica dediğimiz deniz çayırlarının son bulunduğu yer olan Paşalimanı Adası’nda. Derken, biz iki yeni deniz çayırı alanı daha bulduk, bölge genişlemiş oldu. Ama şunu da gördük; deniz çayırları, Marmara’da geniş alanda da olsa müsilaj nedeniyle büyük bir tehdit altında. Onun için deniz çayırlarının korunması ile ilgili ciddi bir çaba göstermeye devam ediyoruz. En sağlıklı deniz çayırları Gökçeada, Bozcaada ve Kuzey Ege’de bulunuyor. Türkiye’nin en kötü deniz çayırlarının yani ekolojik bakımdan en zayıf olduğu yerler Göcek, Gökova, Kemer ve Bodrum.

Prof. Dr. Bayram Öztürk


Bu zayıflığın sebebi bitkinin türü mü, insan etkisi mi?

Bir ekosistemin sağlığı dediğimiz zaman bitkinin boyu, yaprağın genişliği, kalınlığı ve yoğunluğunu kastediyoruz. Çok çıpa atılan yerlerde çayırlar çok az. Mesela 1 metrekare alanda kaç tane deniz çayırı, yaprağı ve ne kadar kökü var? İkincisi de bunlar, Akdeniz’in en önemli habitatı; deniz canlılarının en az %25’ini barındırıyor. Omurgasızlar, kalamar, ahtapot, balık… Aklınıza ne gelirse. Ayrıca günde bazen 12 bazen 6 litre oksijen üretiyorlar. Bunlar da bölgeden bölgeye değişiyor. Biz de bunların araştırmasını durmadan yapıyoruz. 

Çıpa etkisine gelirsek son projeyi inceleme şansınız oldu mu? 

Mapa-şamandıra meselesinde ben ümitliyim. Az önce anlattığım 1999’dan 2026’ya kadarki süreçte biz zaten hep işin içindeyiz. Fakat o kadar zaman kimse bunun önemini anlamadı veya biz anlatamadık. Ama şimdi 1 Mart Dünya Deniz Çayırları Günü’nde herkes çayırcı oldu, verilen önem nedeniyle sevinçliyim. Demek ki bir farkındalık oluşmuş. 

İklimle vs. ile de alakası var ama çayırlar için iki tane tehlike söz konusu. Göcek ve tüm Türkiye için konuşuyorum; deniz çayırlarının yerinde korunması gerekiyor. Çünkü yeniden yetişmesi çok uzun sürüyor. Yılda 1 santimetre büyüyor ve 100 yıl istiyor. 

O yüzden “Buraya iskele yapalım, çayırları taşıyalım” demekle olmuyor. İkincisi ise deniz çayırlarını öne sürerek Türkiye’nin kıyılarının betonlaşmasını tehlikeli buluyorum. Şamandıraları atıp koyu turizme açmak çok sakıncalı. Bu betonlaşma yüzünden Türkiye, turizmdeki üstünlüğünü de kaybetti. Kitapta* Türkiye’nin turizmiyle ilgili bölümü okumanızı tavsiye ederim.

Projeyi olumlu buluyorum. Ama tekrar ediyorum; doğru uygulanması lazım. Ben hep şunu gördüm; bu işler bizde zamanla oluyor. Aksaklarımızı düzeltiriz. Burası küçük pilot bir bölge. Daha büyük kapsamda, Türkiye çapında bu iş iyi olacak. 

Bayram Öztürk, müsilaj dalışı


Bir yandan kirlilik ve endüstriyel atıklar gibi etkenler söz konusuyken teknelerin demir atması bunda ne kadar etkili?

Çıpa, ana faktör çünkü sadece yatçılarda çıpa yok, unutmamak lazım. Bir büyük etki yaratan da özellikle kaçak balıkçı ağları; ağ çekilirken tahribat yaratıyor. Müsilaj da deniz çaylarının üstünü tamamen kapattı. Çayırların fotosenteze, güneşe ihtiyacı var. O zaman da büyük zarar gördüler. Fiziksel olarak kıyıların tahribi, bir diğer etken. Otel yapılan yerde çayır varsa gelenler orada yüzmek istemiyor diye sökülüyor. 

Şimdi Avrupa’da ‘ekolojik plaj’ diye bir sınıflandırma var. Deniz, çayırları attığında sahilde ‘banklar’ oluşur. Bunlara dokunmadan denize giriliyor. Bizde belediye geliyor, bunları alıp götürüyor ki yazın insanlara yer açılsın vs. Halbuki bu bankların olduğu yerde kıyı erozyonu olmaz. Dalga gelip buraya çarpar. 

Bu seneki amaçlarımızdan biri de o; Türkiye’de ekolojik plajlar oluşturmak. Ayrıca denizde tretuvar oluşturan algler, yosunlar var. Bunların haritalarını oluşturmaya da başladık. Çünkü kıyıları koruyamazsan hiçbir şeyi koruyamazsın.

Pekiyi yerleştirilen 900 kadar tonozun da beton olması için neler söylersiniz? Fransa örneğinde daha ekolojik görünen farklı tasarımlar var mesela…

Fransa örneğinde vida vs. şeklinde birçok farklı tür var. Onu da yapabilirlerdi. Fakat Göcek Türkiye’deki çok küçük bir mahalle. Marmara Denizi’nden Mersin’e kadar çayır var. Bölge pilot olarak düşünüldü, biraz deneme-yanılma gibi düşünülebilir. En azından atılan şamandıraların, deniz dibine bırakılan tonozların çimentosu toksik madde değil…

Deniz çayırlarının oluşturduğu banketler, Kuşadası, 2023
Fotoğraf: TÜDAV arşivi


Bunların bakımı vs. nasıl yapılacak? Sürdürülebilir olacak mı?

Koyun işletmesini kim aldıysa bakımı o üstlenecek ama bence bunu da devletin yapması lazım. Kamunun bu işleri daha iyi yapacağını düşünüyorum. Bu bence Göcek’teki marina fiyatlarını da düşürecektir. Yunanistan’daki fiyatların beş katı şu an. Bağlayacak yer de bulamıyorsun. Denizcilik nasıl büyüyecek? Onun için ben bunu kıymetli ve doğru buluyorum.

Daha önce de benzer bir girişim yapılmış, sizce o neden başarısız oldu? 

2009’da aynı Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde (ÖÇKB) yapıldı. Kimse sahiplenmediği için bir kısmı battı, bir kısmı çıktı, bir kısmı çalındı… ÖÇKB ilan edilmesi o yüzden önemlidir. Kitapta güncel listesini bulabilirsiniz. Mesela Karadeniz’de böyle bir bölge yok. Yıllardır bunun için çaba gösteriyoruz. 

Birleşmiş Milletler, Aichi Hedefleri adı altında 2020’de “Ülkeler, deniz ve kıyı alanlarının %10’unu koruma alanı ilan edecekler” dedi. Şimdi de 2030’da %30’a ulaşılması bekleniyor. Bizimki şu an %7 bile değil. Eğer Karadeniz’i de bu  %10’luk alana dahil etmezsek denizleri koruyoruz diyemez. 

Türkiye’de en son ilan edilen yer, müsilaj nedeniyle 2021’de Marmara oldu. Başvuruları yaptıktan sonra bunun ilanı aslında iki yıl sürüyor. Şimdi Karadeniz’de de aynı şeyi bekliyoruz. Bu mesajı iletin lütfen. TÜDAV Başkanı ve bir denizci, bir akademisyen olarak bunun yapılması için geç bile kalındığını düşünüyorum. 


*Can Çekişen

Denizlerimiz, Bir Deniz Koruma Manifestosu, Prof. Dr. Bayram Öztürk, TÜDAV Yayın No:79, İstanbul 2026

Deniz çayırları (Posidonia oceanica), Karaburun
Fotoğraf: Ateş Evirgen