Yat turizmi için en iyi yatırım, bazen hiç yatırım yapmamaktır


Yat turizmi için en iyi yatırım, doğanın olduğu gibi korunmasıdır.

Yazı: Meriç Köyatası

Naviga'nın Haziran 2020 sayısında yayınlanmıştır. 

Elbette belirli merkezlerde, marinalar, çekek yerleri, yanaşma ve ikmal iskeleleri inşa edilir.

Koronavirüs salgını, her alanda olduğu gibi turizm alanında da büyük kayıplara neden oluyor. Ekonomik faaliyetlerin büyük bölümü durdu. Ancak inşaat, madencilerin orman katliamı ve ağaç kesme faaliyetleri tam gaz ilerliyor. Diğer taraftan kıyılarımızın ve doğal yapımızın korunması için az sayıda çevreye duyarlı kişilerin mücadelesi de, pandemi ile mücadele yasaklarına takılıyor. Kaz Dağları’nda orman katliamı ve ağaç kesmek serbest, bu eylemi gidip yerinde protesto etmek yasak. Yine bu pandemi günlerinde bir doğa harikasının daha koruma derecesi düşürüldü. Antalya Kumluca İlçesi’nde Olimpos’un koruma derecesi, ikiden üçe düşürüldü. Daha önceki yıllarda yat turizminin gözbebeği koylarda Gökova’da, Hisarönü’nde yapılan SİT alanı düzenlemelerinde sıra Antalya’ya geldi. Gerçi gelen bilgilere göre Olimpos’ta doğa katliamı, esasında daha henüz ikinci derece koruma alanı iken yıllar önce başlamış. Gerek Ankara, gerek CHP’li yerel yönetimlere göre koruma alanının ikinci dereceden üçüncü dereceye düşürülmesi yerinde olmuş. Bölge halkı ise bu konuda ikiye bölünmüş durumda, ‘iyi oldu’ diyen de var, ‘kötü oldu’ diyen de… Esas mesele, yıllardır buranın güya koruma altında olup da korunamaması… Kaçak yapıların ‘defacto’ durum yaratarak, idarenin elini kolunu bağlaması… Bir nevi yapanın yanında kar kalma durumu… Bölgede iki farklı yetkilinin şu ifadelerine bakar mısınız? “Yıllardır yıkım kararı olan ama uygulanmayan bir alan. Burada bir ıslah gerekliydi. Genç bir arkeoloğumuz geçen yıl burada öldürüldü. Sadece fiziki değil, sosyal bozulmanın da önüne geçecek plan. Plan sayesinde şu an 5 bin olan yatak kapasitesi 2 bin 400’e inecek.” Bir diğer yerel yöneticinin ifadesi: “Buradaki amaç daha önceden var olan ve halen yapılmakta olan çarpık yapılaşmanın önüne geçmektir, inşaat artışını engellemektir. Mevcut yapılaşma parsellere oranı yüzde 70-80 bandında iken planlama ile bu oran %30’a düşürülerek yeşil doğanın korunması hedeflenmiştir.” İki ifade de aczin ve talanın ifadesi... İkinci derece SİT alanı değilken, koruyamamışsın. Şimdi üçüncü derece SİT alanı olunca mı koruyacaksın? Olimpos’un kendine özgü bir durumu var. Gökova ve Hisarönü’nde ise durum her geçen sene daha da vahim hale geliyor. Biz bu vesile, ekonomi, turizm ve çevre konusunda genel değerlendirmemizi ve düşüncemizi tekrarlayalım. Esasında hemen hemen her türlü ekonomik faaliyet sonucunda çevre olumsuz etkilenir. Kiminde çok az, kiminde ise felakete varan boyutlarda. Zaten gezegenimizin geldiği durum ortada. Hatta yaygın kanı, dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisinin temel nedenlerinden biri de, çevrenin kirlenmesi, doğa intikamını alıyor. Yat turizminin, diğer ekonomik faaliyetlerden, özellikle de turizm faaliyetlerinden en önemli farkı, kıyı tesisleri dışında, doğa ile çelişen yatırımlara ihtiyaç duymaması… Aksine yat turizmi için en iyi yatırım, doğanın olduğu gibi korunması. Elbette belirli merkezlerde, marinalar, çekek yerleri, yanaşma ve ikmal iskeleleri inşa edilecek. Ancak bunların çevre standardını sağlarsanız, çevre felaketlerini önlersiniz. Bakir ve kapalı koyları korumadan yat turizmi yapamazsınız. Bakir ve kapalı bir koya yapılacak otel yatırımının, doğayı bozan beton etkisinin yanı sıra ekonomik olduğu da söylenemez. İstatistikler ve rakamlar, kitle turizmine, otel turizmine gelen turist ile yat turizmine gelen turistlerin harcamalarındaki devasa farkı ortaya seriyor. Otele gelen turist bir haftada 650 dolar civarında harcarken, yat turizmi için gelen turistin haftalık harcaması en mütevazısında 1.500 dolardan başlıyor, haftalık 150 bin, 200 bin dolarlık rakamlara çıkıyor. Bir de buna özel yatların Türkiye’de kışlamasını eklerseniz, çevreyi koruyan politikalar ile çok büyük ekonomik getiriler elde edilebileceği görülecek.

Dinleyen olur olmaz bilemem ama çevreyi korumak, doğayı korumak özellikle yat turizminde çok büyük bir ekonomik katma değer yaratacaktır. Bu vesile ile gerek yat turizmi, gerek marinacılık ve tekne bakım onarım konusundaki önerilerimizi Ankara’ya ve siyasetle uğraşanlara aktaralım. Rant uğruna, doğal yapının ve koruma alanlarının inşaata açılması ve tanıtım faaliyetlerinin yetersizliği yat turizminin önündeki en önemli sorunların başında geliyor. Başta yat turizmi olmak üzere, kimi alanlarda hiç yatırım yapmadan doğayı korumak, en iyi yatırım olarak değerlendirilmeli. Ülkemiz yat turizmi açısından, dünyanın en önemli merkezlerinden biri. Yat turizminde Türkiye’nin ihtiyacı olan alt yapı yatırımları hemen hemen eksiksiz. Charter filosuna yeni tekne takviyesi, bağlama yeri, çekek yeri, günübirlik yanaşma ve ikmal yerleri gibi ihtiyaçlar ortaya çıktıkça, bu yatırımların yapılması teşvik edilebilir. Ancak en önemli yatırım, hiç betonlaşmadan, yat turizmi parkurlarında doğayı korumaktır. Yat turizmi bölgesinde yapılan tüm kaçak yapılar yıkılmalı ve bu bölgelerdeki betonlaşma önlenmeli. Bu bölgelere yapılacak günübirlik tesisler ve iskeleler de her isteyenin kafasına ve zevkine göre yapacağı tesis olmamalı ve üzerinde fikir birliğine varılmış mimari kalite sağlanmalıdır. Yat turizminin, turizm faaliyetleri dışında, görünmeyen en büyük getirisi, özel ve ticari yatların ülkemizde kışlamasıdır. Özellikle süperyat ve megayatların Türkiye’de kışlaması, bakım ve tutum işlerinin ülkemizde yapılmasını sağlamak için çaba sarf etmeliyiz. 40 metrelik bir megayatın sırf boya işi 450–500 bin euro. Dünyada megayat inşa sanayinin yanı sıra, son yıllarda mevcut megayatların yenileme ve bakım tutumlarını yapmak büyük bir endüstri haline geldi. Şu anda boş ve atıl durumdaki tersanelerimiz için büyük bir fırsat var. Bu teknelerin burada kışlaması ve bakım tutumunu yaptırması, sezonun bir bölümünü de burada geçirmelerini sağlar. Doğanın ve denizlerin korunması büyük önem taşıyor. Denizleri korumak adına, ülkemizde uygulanan bir Mavi Kart saçmalığı vardı. Buna son verildi ama yerine nasıl bir uygulama geldi henüz tam olarak bilemiyoruz. Kapalı koylarda atık boşaltan tüm tekneler cezalandırılmalı, atık boşaltma işlemi için teknelerin, özellikle küçük teknelerin açık denize çıkmaları sağlanmalıdır. Denizlerin temizliğinde esas olan, karasal ve tarımsal-kimyasal atıkların arıtılmasıdır. O nedenle tüm kıyı yerleşimlerinde arıtma tesislerinin kurulması sağlanmalı, belediye ya da özel tesislerin arıtmalarını teşvik etmek amacıyla, arıtma sistemlerine ayrı bir elektrik saati bağlanarak, arıtmada kullanılan elektrikten vergi alınmamalıdır.  

Maalesef doğanın kanunu çalışırken, içimizi de acıtmaya devam ediyor. Sevgili Oda Boro da aramızdan ayrıldı, SadunAbimizin yanına gitti. Asaleti, denizciliği, insan ve doğa sevgisi ile hepimize çok şey öğretti. Seni özleyeceğiz OdaAbla... Mekanın cennet olsun.