Ormanlara ilk ateş


2017’de koruma derecesi düşürülen yerlerin neredeyse tamamı bu son yangınlarda kül oldu.

Yazı: Meriç Köyatası

Naviga'nın Eylül 2021 sayısında yayınlanmıştır.

Duygularımı anlatmak çok zor… Kendimi çaresiz ve bozguna uğramış hissediyorum. Yıllardır, betondan, talandan, kirlilikten ve yangından korumak için uğraştığımız, her platformda mücadele verdiğimiz cennet köşelerimiz, gözü doymak bilmeyenlerin beton ve para hırsı uğruna yandı, kül oldu. Türkiye’mizin, Muğla’mızın ormanla bezenmiş kıyılarının büyük bir bölümünde artık ormanlar yok. En iyimser tahminle 30-40 yıl daha olamayacaklar. Ancak çok daha büyük bir olasılıkla yanmasına neden olanlar ya da göz yumanların ikinci saldırısıyla beton ormanına dönüşecekler. Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en iyi yat turizmi parkurlarından olan Gökova Körfezi’mizin kuzey yakasının yarısı, Hisarönü Körfezi’nin en güzel yerleri, Marmaris ile Hisarönü Körfezi’ni birleştiren dağlarımızdaki ormanlarımızın neredeyse tamamı, bünyesinde barındırdığı diğer canlılarla, köy yerleşim yerleri ile birlikte yandı, bitti kül oldu. Bu alanların dışında Manavgat, Köyceğiz başta olmak üzere 200’ün üstünde çıkan yangını, iklim krizine bağlı bir doğa olayı olarak mı görmeliyiz, yoksa bir sabotaj ya da daha hafif deyimi ihmalden kaynaklanan yangınlar mı?

  

Yangına karşı takınılan tavır

Yangın söndürme uçaklarının son iki yıldır bizzat Tarım ve Orman Bakanının girişimleri ile devre dışı bırakılması… Yerine yeni uçaklarının getirilmemesi… Havadan müdahale yapılsa yarım gün içinde söndürülecek yangına, özellikle dört beş gün havadan müdahalenin engellenmesi… Yangınla eş zamanlı olarak orman alanlarının turizm alanı olarak değerlendirilebileceğine dair kanunun Resmi Gazete’de yayınlanması… Ve 2016 yılında Çevre Bakanlığının bir arazi geliştirme şirketine hazırlattığı ve yanan bölgelerdeki SİT alanlarının koruma derecelerinin düşürülmesi… Bunların hepsini birlikte düşününce bende yangınların kasıtlı bir planın parçası olduğu yönünde ister istemez bir kaygı oluşuyor…

Ahhh! Sadun abi ahhh!

Rahmetli Sadun Boro, yıllardır “Size vasiyetimdir, bu denizlere, bu ormanlara gözünüz gibi bakın, koruyun. Dilinizde tüy bitse de anlatmaktan, elleriniz nasır bağlasa da yazmaktan, herkese bu bölgenin kıymetini anlatmaktan vazgeçmeyin. Ormanların yanmasına, denizin kirlenmesine, bu bölgelerde yapılaşmaya karşı çıkın” derdi. Sağlığında birlikte kaç defa Ankara’da Muğla’da çevre bakanları, orman bakanları ile görüştük. Kaç defa bu bakanlıkların üst düzey bürokratları ile toplantılar yaptık. Kaç defa valilere durumu anlattık. Saymadım. Her seferinde birkaç sivri akıllı çıkıyor, “Buraları turizme açacağız” diyor, kerameti kendinden menkul adı sanı bilinmeyen akademik unvanlı kişilere SİT alanları düzenlemeleri yaptırıyor, imar planları hazırlatıyordu. Rahmetli Sadun Boro, gazeteci ağabeyimiz Can Pulak ve bizim gibi bir avuç kişi, bıkmadan usanmadan çevre bakanları ile buluşup düşündükleri şeylerin ne denli doğaya ve ekonomik çıkarlara aykırı olduğunu anlatıyorduk. Hemen hemen her seferinde ikna olmuş gibi görünüyorlardı. Bir adım geri atıyorlardı. Bir süre sonra yeni bir Çevre ya da Orman Bakanı geliyor, aynı planlar ısıtılıp piyasaya sürülüyordu. Bizler yine sil baştan yine gidip bu bölgelerdeki doğal güzelliğin kıymetini anlatıyor, ille de buraların ekonomiye katkısından söz ediyor, bu bölgelerin doğal haliyle yat turizmine büyük katkı sağladığını, yat turizminin de haftada 600 dolar bırakan kitle turizminden kat kat fazla gelir getirdiğini anlatıyorduk. Ahhh be Sadun Abicim ahhh. Vasiyetini yerine getirememenin ezikliği ve utancını yaşıyorum. Ama o beton lobisini tam olarak geri püskürtemedik. Ormanlarımızı arsa ve araziye çevirip üzerine otel, tatil köyü ve büyük siteler yapma hedeflerinden hiç vazgeçmediler.

İki ayrı İçmeler, iki ayrı felaket…

Marmaris’te de Bodrum’da başlayan yangınlar, kaderin garip cilvesi her iki ilçemizde de aynı isimli mahallelerde başladı. Marmaris İçmeler yangını büyüdü, büyüdü, büyüdü İçmeler’den başlayıp Kumlubükü, Çiftlik koylarına uzandı. Oradan dağlara sıçrayıp Osmaniye köyü, Bayır köyünü yakıp kül edip Değirmenyanı, Hisarönü, Orhaniye, Turgut’a sıçradı. Marmaris Koyu tamamen başka bir deniz olan Hisarönü Körfezi’ndeki ormanların çok büyük bir bölümü yandı. Yangın ilk çıktığında bir uçak ya da iki helikopter birkaç saat süre ile müdahale etseydi, bu yangın hiç büyümezdi. Ama Orman Bakanlığı yangına sadece seyirci kaldı. İlk beş gün boyunca havadan müdahale için hiçbir çaba göstermedi. Üçüncü ve dördüncü gün havanın sertleşmesi ile birlikte yurt dışından gelen uçaklar zaten yetersizdi. Yine aynı günlerde Bodrum İçmeler’de başlayan yangın birer gün ara ile Gökova Körfezi’nin kuzeybatı yakasını ormanları ve köyleriyle birlikte yaktı. Görünmez bir el, hem ormanları hem de köyleri birer gün arayla yakıp geçti. Aşağı Mazı, Çökertme Sahili, Çökertme köyü, Gökbel Yokuşu, Mazı İnceyalı, Yeniköy Yukarı Mazı, Ören Türkevleri, Milas Fesleğen köyü, Akçakaya köyü yangından etkilendi. Ören Termik Santralı ile yukarıdaki Yeniköy Termik Santralı büyük tehlikeye neden olunca, yangınların altıncı günü uçakla müdahale edildi. Ama soğutma yapılmadı. Sabah sönen Ören santral çevresindeki yangın, akşam saatlerinde çıkan sert rüzgâr ve fırtınanın etkisi ile santralın etrafını sardı. Ören boşaltıldı. Ertesi gün, yangına müdahale adı altında yukarıdaki Yeniköy Termik Santralı’nın genişletilmiş kömür madeni sahası için özel arazi üzerindeki orman ve ağaçlar kesilmek istendi. Yasaya aykırı olmasına rağmen, yangını fırsat bilen santralin işletmecileri, arkalarına devletin jandarmasını da alarak Akbelen Ormanları’nı kesmek istedi, ancak Akçakaya köylüleri kendi özel tapulu mülklerinde direndi. Birkaç gün sonra da o kömür madeni ruhsatı ile ilgili mahkemeden yürütmenin durdurulması kararı geldi. Bir yandan yangın, bir yandan (yangından mal kaçıran!) madenciler…

Beton ve maden lobisi…

Yangını kim çıkardı. Elde somut bilgi yok. Binbir türlü söylenti ve spekülasyon yapılıyor. Ama yangını kimin çıkarttığını bilmesek bile, yangına kimin ve kimlerin umursamaz kaldıkları, kimlerin söndürmeye gönüllü olmadıklarını biliyoruz. Yukarıda sözünü ettiğim beton lobisinin yanı sıra, yangın çıkan yerlerde sayılarının 700’e vardığı söylenen maden arama ruhsatları… Maden aramak için ağaç kesimi işlemlerinde büyük bir dirençle karşılaşan madenciler de bu yangınlar ile birlikte zan altında… Önemle üzerinde durmak istediğim iki konu var. Birincisi, 18 Temmuz 2021’de Meclis’te kabul edilen ve yangınların çıktığı gün 28 Temmuz 2021’de Resmi Gazete’de yayınlanan Turizmi Teşvik Kanunundaki değişiklikler…. “Kültür ve turizm gelişme bölgeleri dışında kalsa bile” orman arazileri ‘kamu yararı’ kapsamına alınarak turizm yatırımcılarına açılabilecek. Yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilan edilecek bu alanlardaki devlet taşınmazları da turizm kapsamına alınabilecek. Bu durumda Tarım ve Orman Bakanlığı tasarrufundaki kıyı, göl, dağ gibi doğal alanların yanı sıra otel ya da turizm tesisi kurmaya uygun olan ve diğer bakanlıların tasarrufunda bulunan alanların da Kültür ve Turizm Bakanlığı tasarrufuna devri mümkün olabilecek. Kanunun 6. maddesine göre de Millî Parklar içinde konaklama tesisi kurma yetkisi de Kültür ve Turizm Bakanlığına veriliyor. Mera, otlak, yayla gibi alanların da turizm tesisine dönüştürülmesine olanak tanınıyor.

Yanan yerler, 2016 yılında koruması düşürülen SİT alanları

İkincisi de 2016 yılında Çevre Bakanlığının Muğla’daki SİT alanları ile ilgili yaptığı değişiklikler. Bu değişikliklerin ne denli bir çevre felaketine yol açacağını ve Muğla kıyılarındaki ormanlarımızı korumanın güçleşeceğini Aralık 2016 ve Ocak 2017 sayılarında Naviga’da yazmış, birinde ‘Yangın Vaaaar’ diye başlık atıp feryat ettik, diğer sayıda da ‘Burası için ölüm fermanı hazırlandı’ başlığını kullandık. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir uygulama ile bir arazi geliştirme şirketine, Muğla kıyıları için Ekolojik Temelli Koruma alanları planı hazırlatmıştı. O zaman, Muğla Büyükşehir Belediyesi, Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) ve birçok sivil toplum kuruluşu ile birlikte biz de Naviga dergisinde bu plana karşı çıkmıştık. O planla Muğla kıyılarındaki birinci derece doğal SİT alanlarının tanımı değiştirildi ve bu alanların büyük çoğunluğu birinci derece doğal SİT alanından yapılaşmaya izin veren ikinci dereceye düşürülmüştü. Örneğin; plana göre Gökova Körfezi’nin kuzey yakasının neredeyse tamamı birinci dereceden ikinci dereceye düşürülmüş. Bu son yangınlarda bu bölgenin Çökertme’den Ören’e kadar olan yarısı tamamen yandı. Ne tesadüf… Şimdilik sadece Ören-Akyaka arası duruyor. Yine Gökova Körfezi’nin güney bölümünün yarısı birinci derece olarak kalmış, diğer yarısı da ikinci dereceye düşürülmüştü. Başkanlık Sarayı bu bölgede olduğu için, bu bölge şimdilik korunuyor. Bu bölgede tesadüfen yangın olmadı. Marmaris’e bakarsak, yine bu SİT alanı değişikliklerinde hiç anlam veremediğim bir şekilde Marmaris, Marmaris dağları ve bu dağları Hisarönü’ne bağlayan tüm ormanlık alan da birinci dereceden ikinci dereceye düşürülmüştü. Buraların önemli bir bölümünde imar ve yapılaşma olacağını sanmıyorum. Ancak bu alan için çok ciddi şekilde maden ruhsatı verildiği söyleniyor. 2017 Ocak ayındaki Naviga dergisini internet ortamından ya da baskısını bulup okuyabilirseniz, durum daha net anlaşılır. Tabii bir de bu SİT alanı plan değişikliği haritalarını (birinci, ikinci ve dördüncü SİT alanı haritalarını) burada tekrar paylaşıyorum. Bu haritalar, yangınların tesadüf mü yoksa uzun yıllardır yapılan bir planın parçası mı olduğu tartışmasına ışık tutacaktır.