Okyanus geçmeye hazır mıyım?


Amatör denizcilerimizin Atlantik Okyanusu geçişine onlarca defa vesile oldum.

Yazı: Ekber Levent

Naviga'nın Mayıs 2021 sayısında yayınlanmıştır.

100’e yakın kişiye okyanus dalgalarını dümenle nasıl karşılamaları gerektiğini yaşayarak, yaşatarak gösterdim. “Ben de bunu yapabilir miyim?” sorusuyla defalarca karşı karşıya kaldım. Aslında cevap kendi içinizde saklı, ben sadece onu bulup çıkarmanıza yardımcı olabilirim.

Dostlarla yemek yerken bazen içlerinden biri bana şöyle sorar: “Benim en büyük hayalim Atlantik Okyanusu’nu kendi teknem ile geçmek. Ben bunu yapabilir miyim? Veya seninle bunu gerçekleştirebilir miyiz?”

Bunlar bana en sık sorulan soruların başında gelir. Yine sık sorulanlardan biri de “Ben teknemle uzun yola çıkmaya hazırlanıyorum. Acaba teknem hazır mı, beraber bakabilir miyiz?"

Genelde şöyle cevap veririm:

- Sana balık tutup vermek yerine balık tutmayı öğretsem?

- Nasıl yani?

- Gel sana bunun eğitimini vereyim, sonunda sen kendin karar ver. Kendi başına bunu gerçekleştirebilir misin yoksa yapamaz mısın? Üstelik yapabilirim dersen, bunu kendi teknen ile bensiz yaparsan sonunda hissedeceğin duygu çok farklı olacaktır.

“Atlantik Okyanusu’nu geçtim” cümlesi aslında Türkçenin bir cilvesi olarak birkaç anlamda kullanılabiliyor. Şunu söylemek isterim; eğer biri “Atlantik Okyanusu’nu geçtim” derse ve bunu benim veya başka bir kaptanın sorumluluğunda gerçekleştirmiş ise, aslında yaptığı işin karşılığı “Atlantik geçen bir teknede ben de vardım” demektir.

Eğer gerçekten çok farklı bir anlama gelen “Ben Atlantik Okyanusu’nu geçtim” cümlesini kuruyorsan, o zaman bu cümle, teknede senden daha sorumlu, daha fazla bilenin olmadığı durumlarda geçerlidir.

Bunu yalnız başına veya başka kişiler ile yapabilirsin ama önemli nokta teknenin kaptanının yani baş sorumlusunun sen olmandır. İşte o zaman bir bak bakalım, varışta nasıl bir duygu hissediyorsun!..

Ben iddia ediyorum ki her teknede sadece bir tek kişi okyanusu geçer. Diğer kişiler sadece Türkçenin dilbilgisi kurallarına göre okyanus geçtiklerini söylerler.

Şimdi pek çok dost bana serzenişte bulunacaktır, “Yapma kaptan yaaa, bizi ezdin geçtin, biz bunu yaptık sayılmıyor muyuz?’’ diye. Dostlar, dost acı söylermiş. Ben varışta hissedeceğiniz ‘o duygu’dan bahsediyorum. Bu anlatılamaz yaşanır. Tabii ki sizler de varışın duygusuna mazhar oldunuz. Bir hayali, zorluğu başarmanın mutluluğunu yaşadınız. Fakat anlatmak istediğim ‘o duygu’ maalesef her zaman tek kişiliktir. Sorumluluğu alan kişiye aittir. O, sizden çok farklı bir duygu yaşadı. İsterseniz bir gün siz de ‘o duygu’yu yaşarsınız.

Bir okyanus geçişinin en zor yeri neresidir?

Bu soruya cevabım; Las Palmas Marina’dan halatları çözüp yola çıktığınız o andır. Bu öyle bir his ki hep ertelemek istersin. Kafanda hep “Dur, bugün de kalayım, şunu daha bitirmedim” ya da “Teknenin şusu hazır değil. Yok hava yarın daha güzel olacak” gibi mazeretler uydurmaya meyillisindir. Marinada oraya kadar gelmiş ama o son cesareti kendinde bulamamış o kadar çok tekne sahibi vardır ki. Sonunda marinada yaşar hale gelirler. Hatta bekleye bekleye tekneyi satan bile bulunur içlerinde. İşte o bilinmezliğe yelken açış, sihirli, muhteşem ama aynı zamanda korkutucu hissi kontrol edebilmek. O ana hazır olduğunu anlamak ve gerçekleştirmek.

Marinadan ayrılıp 8-10 saat gittin mi artık her şey biter, ne de olsa zaten istesen de dönemezsin. Tek yol var artık seve seve geçeceksin. Bence, okyanus geçiş organizasyonları veya yarışları işte buna yardımcı oluyor. Onlara katılıyorsun, belli bir miktar para ödüyorsun. Sana bir start günü ve saati veriyor. Topluca senin gibi onlarca tekne ile o marinadan ayrılma korkusunu yenip yola çıkıyorsun. Sonrası mı? O zaten geliyor artık.

Bir de büyük maceraperestler var. Sonrasında da çok gurur duyarak “Ben hiçbir şey bilmiyordum, bir tekne aldım, üstelik hiç hazır olmamış tekne idi. Kendimi okyanusa attım. Çok zorluk çektim. Çok tehlike atlattım, direk kırdım, ellerimi parçaladım falan ama vardım. Siz de yapın” diyenler. Keşke önce bir doktora görünselerdi! Bunun bir başka versiyonu Boğaz Köprüsü’ne çıkıp atlayanlar. Sonuçta eğer becerirler ise “Ben köprüden atladım. Bak sağ kaldım, size de tavsiye ediyorum” demekten pek farkı yok bunun. Tıp diye bir şey var; kafandaki sorunları canına kast etmeden de çözebilirsin. Tabii ki herkes kendinden sorumludur. Fakat bu yöntemin beni ilgilendiren bir tarafı var. Sen kendi canına bunu yapmak isteyebilirsin. Fakat yolun ortasında direği kırıp tekneyi parçaladığında yardım isteyeceksin. Oradan geçerken ben dönüp hem kendimi hem taşıdığım diğer canları ve teknemi riske atacak ve sana yardıma geleceğim. Bunu hiç düşünüyor musun?

  

Ne kadar hazırsınız?

Her işte önce bilgi ve eğitimin gerekliliğine inanıyorum. Bilgi olmadan fikir olmaz, eğitim olmadan bilgi olmaz. Bir şeyi yapmak istiyor isen önce onu çok isteyeceksin, ona emek verip zaman ayıracaksın. Kendini eğitecek ve bilgileneceksin. Ondan sonra yola çıkacaksın. Senin ne zaman hazır olduğuna da elbette kendin karar verirsin. Bunun bir hazırlık metresi yok ki ölçüp sonucunu alalım.

Tabii ki farklı bir şekilde yola çıkanı ne ayıplayacak ne de engel olacak bir kanun veya kurul var. Sonuçta bu durum, zevkli olabilecek bir yolculuğu keyifle ve konforla yapmana ya da zorlukla, konforsuz yapmana sebep olacaktır. Teknenin hazırlık durumu da aynı şekilde bu seyri kolaylaştırabilir ya da zorlaştırabilir. Şunu söyleyebilirim; bir kişi ne kadar tecrübesiz ve hazırlıksız ise o kadar iyi ve donanımlı, uygun tekneye ihtiyacı vardır. Çünkü yapacağı yanlışları teknenin karşılayabilme olasılığı olur. Kişi ne kadar tecrübeli ve bilgili o kadar basit ve küçük tekne ile de bunu başarabilir. Tecrübesi teknenin eksiklerini kapatır. Bir denge meselesi yani…

“Benim teknem yeterli mi?” diye soranlara şunu söylüyorum: 84 yaşındaki tecrübeli İngiliz denizci üç-beş yıl önce sadece boş pet su şişelerinden yapılmış sal ile Atlantik’i geçti. Tekne ise al sana tekne!

Şöyle bir son söz ile bitireyim: Biraz cesaret biraz istek en önemlisi emek vermek.