Mavinin Koynundaki Yeşil Adalar

  • 95 Görüntülenme
  • 26

Sipan, Mljet ve Korcula

Mevsim değişti, bahar geldi, yaz göz kırpmaya başladı ama maalesef gündemimiz son bir yıldır hâlâ aynı. Pandemi gerçeğiyle nefes nefese köşe kapmaca oynuyor, sevdiğimiz birçok şeyden uzak yaşıyoruz. Yazın yine teknelerimizde, mavinin koynunda, denizde olacağız ama uzak kıyıları özlemeye devam edeceğiz. Bu esnada Teselliyi seyir defterinin sayfalarında arıyoruz. Okurken, fotolara bakarken o anları yeniden yaşıyoruz sanki… Bu sayıda da unutulmaz Adriyatik gezimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Dubrovnik’ten ayrıldıktan sonra o gece konaklamayı düşündüğümüz 10 mil ilerdeki Sipan Adası’na doğru yola koyulduk. Rüzgâr tam kafadan 20-25 knot esiyordu. Motor seyriyle devam ederek, iki buçuk saat sonra Sipan Adası’nın Sdurad Koyu’na (42° 42.06’ K-17° 55.00’ D) geldik ve rıhtıma bağlandık. Günlük bağlama elektrik-su hariç 40 euro. Oldukça keyifli bir liman.

Sipan Adası, Elafiti takımadalarının en büyüğü ve en yeşil olanı. Çok turistik olan Kolocep ve Lopud ise yerleşim olan diğer Elafiti adalarından. Bu adalarda 100 yıl önceki üzüm bağlarını saran Floksera salgınından sonra müthiş bir göç olmuş ve neredeyse hiç yaşayan kalmamış. Turizmin patlamasıyla tekrar yerleşim başlamış.

Sdurad Kasabası; şirin tavernaları, küçük plajı, yukarıdaki eski kilisesi, 16’ncı yüzyıldan kalma saray kalıntıları ve kuleleri ile çok keyifli. Yürüyerek bir saatte hemen her yeri gezdik. Akşam sahildeki bir tavernada yemeklerimizi yedik, sonra teknemize geldik. Bu sefer olmadı ama bir daha gidersek adanın kuzeyindeki Sipanska Luka köyü ve koyuna gitmek istiyoruz.

Mljet Adası

Ertesi gün öğlene doğru 27 mil ilerdeki Mljet Adası’nın Polace Koyu’na gitmek üzere yola çıktık. Sağanaklarda 30-35 knot’ları bulan bir rüzgâr var. Ama sancak başomuzluktan geldiği için hızımız 7,5 knot’ları buluyor. Mljet ve Kobrava adaları arasındaki kanaldan geçerek Polace Kasabası’nın karşı kıyısına yakın 15 metreye demirimizi attık (42° 47.04’ K-17° 22.08’ D) Etrafta alargada 20’ye yakın tekne var. Bu laguna girdiğimizde coğrafyanın sunduğu görsel şölene hayran kaldık. Etrafı çam ağaçlarıyla kaplı ve hemen her havaya kapalı bir koy burası. Göcek ve Gökova koylarına benzettik.

Demirimizi attıktan 15 dakika sonra botla görevliler geldi. Bu koyda konaklamanın bedelinin adam başı 12 euro olduğunu, bunun içinde milli park giriş ücretinin de olduğunu söylediler ve tabii ki ödedik. Bu ücret adadaki milli parkı dolaştıran otobüs biletini de kapsıyordu. Uygulamanın kesinlikle bizim kıyılarımızda da olması gerektiğini, böylece hem demir yerleri ve tonozların korunabileceğini hem de demir yerlerini çok uzun işgal etmenin sınırlanmasında önemli olabileceğini düşündük.

Mljet, sekizinci büyük Hırvat adası ve sanırım en yeşili. Mitolojiye göre Odisseus adadan çok etkilenmiş ve yedi yılını burada geçirmiş. Üçte biri milli park olan adanın içinde birbirlerine su kanalları ile bağlanan Veliko ve Malo Jezero göletleri bulunuyor. Göletlerin etrafı 17 kilometre. Aslında milli park da bu göletler ve etrafındaki ormanlık alanlardan oluşuyor. Göletlerin ortasında St. Mary Adacığı bulunuyor ve üstünde de 12’nci yüzyıldan kalma St. Mary kilise ve manastırı yer alıyor. Botla kıyıya çıktık, sahili ve kasabayı dolaştık ve akşam yemeğimizi kıyıdaki restoranlardan birinde yiyip teknemize döndük. Sabah erkenden kıyıya çıktık, milli parka gittik göletlerin kıyısında yürüdük, gölette yüzdük. Öğlen teknemize döndük demirimizi aldık ve Korcula Adası için tekrar yollara düştük.

Korcula

Rüzgâr 15-20 knot’larda ve iskele 30-45 derecelerden geliyor, bir süre yelken yaptık ama sonra açı daralınca, motor-yelkene döndük. Korcula Adası’na yaklaşırken önce kanal Jexevica’ya sonra kanal Pelijeski’ye girdik. Etraf küçük adacıklar ve sığlık fenerleriyle dolu. Aralarda slalom yaparak Korcula Old Town’dan bir önceki koy olan, Uvala Luka Koyu’nun (42° 57.02’ K-17° 08.07’ D) sakin bir yerine demirimizi funda ettik. Yine etraf alargada teknelerle dolu. Botla kıyıda ve şehirde küçük bir keşif yaptık ancak yağmur başladığı için döndük. Yağmur tüm gece devam etti. Havalar hep kapalı ve soğuktu. Haziran sonu olmasına rağmen bir türlü yaz gelmedi buralara. Kahvaltıdan sonra botla eski limanın kıyısına yanaştık ve bütün gün etrafı dolaştık. Yine efsanevi bir Orta Çağ şehrindeyiz.

Korcula Adası ana karadaki Pelijesac Yarımadası’nın hemen karşısında yer alıyor. Ünlü gezgin ve denizci Marko Polo 1254’te burada doğmuş. Hatta şehirde doğduğu düşünülen tarihi bir evi Marko Polo Müzesi’ne dönüştürmüşler. Adanın ilk medeniyeti Yunan. Sonrasında İtalyanlar, Osmanlılar, Macarlar ve Venedikliler defalarca hakimiyet kurmuşlar ama en çok Venedikliler kültür ve mimarilerinden iz bırakmışlar. Farklı çağlardan pek çok tarihi eser kentin birçok yerinde görülebiliyor.

Müthiş turistik bir üne sahip olan Korcula’da Gotik ve Rönesans izlerini daha çok hissettik biz. Burası da UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde ve korumasında. 18’inci yüzyılda şehri çevreleyen duvarların büyük bir kısmı alan açmak için halk tarafından yıkılmış. Daha sonraki restorasyonlarda, şehrin orijinal planına uygun olarak, bu surların bazı bölümlerini tekrar yapmışlar. Mesela eski şehre sadece tek bir giriş yeri var. Aslına sadık kalmak için başka giriş açmamışlar. Old Town’da nereye baksanız tarihi önemli bir yapıyla karşılaşıyorsunuz. Bunlardan görülmesi gereken bazılarını şöyle sıralayabiliriz; St. Mark’s Katedrali, Fransisken Manastırı, Korcula Heykeli, Psikopos Sarayı ve Müzesi, Crkva Gospojina Kilisesi, şehir müzesi binası, Gabrielis ve Arneri sarayları, İsmaelis Sarayı, Prince’s Big Palas ve Small Palas Kuleleri, Veliki Revelin Kulesi, Dominican Manastırı, St. Peter Kilisesi, şehri sarmalayan surlar, burçlar, daracık mistik sokaklar...

Dar sokak aralarındaki ve sahildeki restoranlar cıvıl cıvıldı. Öğle ve akşam yemeklerini değişik restoranlarda yedik ve 22:30’da teknemize döndük. Ertesi sabah botla tekrar kıyıya çıktık, Old town’un dışındaki yerleri, marinayı dolaştık ve etrafı fotoğrafladık. Tabii ki bu büyülü minik tarihi kenti, içinden ve dışından fotoğraflamaya doyamadık. Burayı da favorilerimiz listemize ekledik. Bir daha gelirsek adanın kuzeybatısındaki Vela Luka Koyu’na gitmeyi ve bazı kültürel önemi yüksek köyleri gezmeyi istiyoruz.

Umarız bu hayalimizi bir gün gerçekleştiririz. Pandeminin bitmesi ve yeniden uzakları yakın yapan seyirlere çıkabilmek bir hayal gibi geliyor şu anda. Ama umutları da kaybetmemek lazım, her şekilde…

Öğleden sonra 35 deniz mili ilerdeki Hvar Adası için yola koyulduk. Hvar ve etrafındaki adalar da bir sonraki sayıya kalsın.

Sağlıklı keyifli, mutlu, umutlu seyirlerimiz olsun. Selametle diyelim…