Marina yaşamından mangrov ormanlarına


Mangrov ormanlarına bir gezi yapılacağını duyunca kaçırmadık.

Bu yazı Naviga'nın 2021 Mart sayısında yayınlanmıştır.

Telaga Harbour Marina’daki tekne sakinleri, monotonluğu yenmek için bir araya gelip çeşitli etkinlikler yapıyorlar. Bu bazen çevre gezileri, bazen toplu market alışverişleri, bazen de mangal partileri şeklinde oluyor. Mangrov ormanlarına bir gezi yapılacağını duyunca kaçırmadık. 

Geçen ayki yazımı, Güney Çin Denizi’ndeki Perhentian Adası’nda yaşadığımız Robinson hayatımızın maceralarını anlatarak noktalamıştım. Bu maceramızı da sağ salim tamamlayıp teknemiz Ada Dilberi’ne kavuşunca, bir süre kımıldamadan marina hayatımıza uyum sağlamaya çalışarak oyalandık. Aslında fazla kaptırmamak kaydıyla, Malezya’daki marina hayatı fena sayılmaz!

Bizim gibi teknelerinde yaşayan diğer denizcilerle yeni dostluklar kuruluyor. Yaşadığımız serüvenleri ve deneyimlerimizi birbirimizle paylaşıyoruz. Bu paylaşımlarda, biz uzak yol denizcileri çok önemli bilgiler ediniyoruz.

Telaga Harbour Marina

Hepimizin takip ettiği önemli bir site olan www.noonsite.com uzun yolda korsanlık vakalarından tutun da, ülkelerin varışlarında uygulanan bürokratik işlemlerindeki değişiklere kadar bir sürü yenilenmiş bilgiyi bizimle paylaşıyor. Hattaya’nın kullandığı bir programla (www.httrack.com) bu sitenin bilgileri bilgisayarımıza kopyalanıyor. İnternetimiz olmasa da sanki çevrimiçi gibi bütün bilgileri okuyabiliyoruz. İnternet olan bir bölgeye ulaşınca da bu bilgiler güncellenebiliyor.

Perdana Quay Feneri

Marinada bulunan tekne sakinleri, bir araya gelip çeşitli etkinlikler yapıyorlar. Bu bazen çevre gezileri, bazen toplu market alışverişleri, bazen de mangal partileri şeklinde oluyor. Toplu market alışverişleri, ücretsiz otobüs servisi ve özel indirim gibi avantajlar sunuyor. Bir gün mangrov ormanlarına yapılan toplu bir geziye biz de dâhil olduk. Telaga Harbour Marina’nın organize ettiği bu gezi için gelen otobüse doluşup, adanın kuzeydoğusunda bulunan, “UNESCO Geopark Mangrove Cruise” isimli bir bölgeye vardık. Burası Sg. Kilim, Sg. Hangat ve Sg. Kisap nehirlerinin birleştiği bir deltaydı. Mangrov ormanlarına kalkan teknelerin başlangıç noktası olan bir iskeleden bizim için ayrılan tekneye binerek nehrin içerilerine doğru yol almaya başladık. Langkawi Adası, 10 milyon yaşındaki yağmur ormanları ve 8 bin yaşındaki mercan kayalıklarının yanı sıra 400 hektarlık mangrov ormanlarıyla da ünlü. Her iki tarafı balta girmemiş ormanlarla kaplı nehirde bir süre yol aldıktan sonra, nehir daralmaya başladı. Tekne iyice daralan nehirde hızını keserek yoluna devam etti. Biz, her gördüğümüz virajda “Burası nehrin son noktası” diye düşünürken nehir uzayıp gitti ve nihayet mangrov ormanlarının bulunduğu bölgeye vasıl olduk. Oldukça etkileyici bir manzaraya sahip mangrov ağaçlarından oluşan bu orman binbir çeşit canlıya ev sahipliği yapıyor. Tuzlu ve bataklık bir suda, yükselen kökleri üzerine kurulmuş bu mucizevî ağaçlar bir demir kadar sert ve suda bir metal gibi yüzmeden batıyor.

Mangrov yılanı

Gelgit sırasında yükselip alçalan sular, buradan beslenen canlılar için sürekli tazelenen kaynaklar oluşturuyor. Çeşitli midye türleri, irili ufaklı yengeçler, değişik karidesler, çamurat balıkları, ıstakozlar bunlardan bazıları. Bu mangrov kökleri yumurtadan yeni çıkan balıklar ve diğer canlılar için güvenli bölge oluşturarak üremelerini sağlıyor. Su üstünde kalan ağaçların boyları 6-10 metreyi buluyor. Burada ise bambaşka bir yaşam zinciri oluşuyor. Dallar arasına arılar tarafından yapılan doğal bal peteklerinden ve dalların yakılıp, işlenmesiyle elden edilen odun kömüründen de insanlar yararlanıyor. Kuşlar, kelebekler, böcekler, maymunlar, yılanlar, yalıçapkınları, balıkçıllar, akbabalar, kartallar, su samurları bu yaşam zincirinin bir kısmını oluşturuyor. Mangrov, küçük bezelye benzeri bir tohumun yüzerek karaya ulaşıp, batarak çamurda filizlenmesinden oluşuyor.

Tropik sularda kilometrelerce uzayıp giden mangrov ormanları karasal erozyonun önüne geçtiği gibi, tsunamilerde de müthiş enerji yüklü suyun direncini kırarak, hasarın asgariye inmesine yardımcı oluyor. Velhasıl eko sisteme, yağmur ormanları kadar yarar sağlıyor.

Amazon'da üç silahşörler

Mangrov ormanları benim gençlik yıllarımdan itibaren ilgimi çekerdi. Tropik ülkelere yaptığım seyahatlerde bu ilginç ormanları yakından izleme olanakları buldum. Yirmi küsur yıl önce Filipin’in, Palawan Adası’ndaki ıssız bir koyda, bir yerli rehberin eşliğinde, kanoyla mangrov ormanının derinliklerine yaptığımız adrenalin dolu bir seyahatle epey bilgi sahibi olduk ve çok enteresan şeyler gördük. Özellikle ormanın derinliklerinde ağaçlar üzerine kurulmuş bir yerli köyü bizi çok şaşırtmıştı! Başta sıtma bulaştıran sivrisinekler olmak üzere, binbir haşeratın ve zehirli yılanların fink attığı bu ormanlar üzerine kurulmuş basit sazdan kulübelerde yaşamak her babayiğidin harcı değil. Buralarda yaşayan insanların vücutları bizden bir hayli farklı bir dirence sahip!

Mangrov ormanı

Rahmetli Sadun Boro Ağabeyimiz ve dostum Mustafa Aksoy ile birlikte, Brezilya’nın balta girmemiş yağmur ormanlarını ve mangrov ormanlarını arşınlarken, üzerimize bolca sürdüğümüz haşerat kovucu losyonlara rağmen bayağı zorlanmıştık. Palawan Adası’ndaki kano gezimizde su iyice sığlaşınca, yarı belimize kadar çamurlu suya girip yolumuza devam etmiştik. Rehberimiz sık sık hemen üzerimizde, saçak uzunlukları 30 metreyi bulan dallarda çöreklenmiş zehirli mangrov yılanlarını (Boiga dendrophila) gösterip uyarıyordu. Bu sinirli ve saldırgan zehirli yılanlar, sarı halkalı veya gri renklerde oluyorlar. Bizim en sık rastladığımız altın halkalı olan türüydü.

Boyları 2-2,5 metreyi buluyor, 12-20 yıllık yaşama sahip bu yılanlar, karanlığın basmasıyla hareketlenip avlanıyorlar. Langkawi’deki yaptığımız geziye devam ederek ‘Hole in the Wall’ isimli bir bölgeye gelince çok şaşırdık! Burası yıllar önce teknemiz ‘My Chance’ ile gelip bir süre kaldığımız bir yerdi. Demek ki bütün adayı nehirler vasıtasıyla, kuzeyden güneye geçmek mümkünmüş.

Burası nehir gezisinde son durağımız oldu. Yüzen bir restoranda yemek molasının ardından dönüş yoluna koyulduk. Zaman zaman nehrin değişik kollarından dönerken bir yerde mola verip kahverengi kartalları izledik. Langkawi ismi Malayca kartal anlamına gelen helang ve Sanskritçede kahverengi taş anlamına gelen lawi, isimlerinin birleşmesinden oluşmuş.

Kuah şehri’nde bulunan dev bir kartal heykeli de bu yırtıcı kuşları simgeliyor. Güzel geçen bir gezinin daha ardından Telaga Harbour Marina’ya, teknemize döndüğümüzde hepimiz mutluyduk. Pek alışık olmadığımız marina hayatımıza bir süre daha devam ettik. Bu süre mangal ve gün batımı partileriyle geçti. Nihayet bir gün, Perhentian Adası maceramızda yaralanan elimin iyileştiğine karar verip Tayland’a doğru yolumuza devam etme kararı aldık.

Bu kararımızdan sonra hazırlıklara başladık. Teknenin marina hayatındaki dağınık düzeni yavaş yavaş toparlandı, neta oldu. Kiraladığımız külüstür arabamızla Kuah şehrine birkaç kez gidip kumanya ve yakıt takviyesi yaptık. Tabii Langkawi’nin bir duty free (gümrüksüz bölge) adası olmasının avantajlarını unutmadan mahzenimize takviye yapmayı da unutmadık!

Nihayet bir sabah çıkış işlemlerimizi hızlıca tamamlayarak, marinadaki dostlarımıza veda edip Langkawi’den ayrıldık. Birkaç saatlik rüzgârsız denizde seyir yaptıktan sonra Tayland sularına vasıl olunca gurcatada basılı olan Malezya bayrağını indirip Tayland bayrağını toka ettik.

Artık uzunca bir süre kalacağımız ve bizim için ikinci bir vatan sayılan bu ülke sularında olmanın sevinciyle birbirimizi kutladık. Önümüzdeki ay yeni maceralarda buluşmak umuduyla kalın sağlıcakta.

Sürecek...