Popüler Konular : Okyanusların onurlu ... | Okyanusların onurlu ... | Aralık sayısı naviga... |
Okyanusların onurlu düzenbazı: DONALD CROWHURST (2)
Naviga
16.11.2017
A | a
Okyanusların onurlu düzenbazı: DONALD CROWHURST (2)

Öte yandaysa İngiltere’de coşkulu hazırlıklar başlamıştı. Rodney Hallworth, arkasında “Donald Crowhurst tarafından dünya çevresinde yat yarışındaki muhteşem başarısı için seçilen Teignmouth, Devon tesislerinden selamlar“ yazan on bin adet posta kartı bastırmıştı.
Ayrıca Teignmouth’un yerel gazetesine Donald Crowhurst için, büyük puntolarla ve büyük harflerle “TEBRİKLER VE EVİNE HOŞ GELDİN DONALD CROWHURST“ başlığıyla çıkacak özel bir sayı hazırlatıyordu.
Eşi Clare, 25 Haziran’da Daily Express’te yayınlanan röportajda, evdeki coşkudan (yalancıktan) şikayet ediyordu: “Artık kötü şeylerin çoğu, onu tekrar görecek olmanın muhteşem bekleyişi içinde kayboldu. Evde inanılmaz büyük bir heyecan var. Herkes gülüyor. Çok aptal görünüyoruz. Evdeki atmosfer neredeyse bir bebek sahibi olduğum zamanki gibi. Suratlardan o aptal gülümsemeyi silemiyoruz.”
Tam bu sırada, Crowhurst adına şanssız bir tesadüf gerçek pozisyonunu ortaya çıkardı. Norveç bandıralı kargo gemisi Cuyahoga, 25 Haziran öğleden sonra 05:00’te tekneyi gördü ve her şey yolunda mı diye bakmak için dümenini trimarana doğru kırdı. Yanından geçerken Crowhurst, görünürde neşeyle el salladı. Cuyahoga’nın kaptanı haki renkli bir şort giydiğini, sakal bıraktığını ve oldukça fit göründüğünü not düştü. Güvertede kuruması için asılmış çamaşırlar vardı. Hava iyiydi, Teignmouth Electron kuzeydoğuya doğru tırmanıyordu. Pozisyonu 30° 42’K, 39° 55’B idi ve bu Crowhurst’ün verdiği pozisyon bilgileri ile uyuşmuyordu.
Ama fiziksel varlığının boyunduruğundan kurtulup, yeni bir varoluş katmanına ulaşma yolundaki (!) Crowhurst’ün bu dünyevi mevzularla pek ilgilenesi yoktu.
25 Haziran günü, bu zorunlu randevudan sonra, günün geri kalanını yeni varoluş teorisi üzerine uzun metinler yazarak geçirdi. Taa ki Rodney Hallworth’ten, daha sonra seyir de erlerini okuduğunda “Tanrım... Sanırım o telgrafla Donald Crowhurst’ü öldürmüş oldum“ diye bahsettiği telgraf gelene kadar. Hallworth; BBC ve Daily Express’in Clare, Donald ve kendisinin katılacağı bir buluşma planladığını, yaklaşık 100.000 kişinin zaferini kutlamak için finişte kendisini karşılayacağını haber veriyor ve ölümün kıyısındaki zorlu yolculuğunun sırlarını ve varsa diğer ilginç anekdotları yazmasını istiyordu. Acil cevap beklediğini de eklemişti.
İngiltere’de beklenen varış anına ve kendi sonuyla olan randevusuna yaklaşırken, saatlerin tik-takları hiç durmadan vuruyor ve zaman giderek artan şekilde önem kazanıyordu. Kronometresini artık bir navigasyon ekipmanı, okyanusta yer tayin etmede kullandığı bir gereçten ziyade; içinde bulunduğu durumun bir sembolü hatta içinde bulunduğu durumun kendisi olarak görüyordu. Bir makinenin içindeydi.
Belki de makinenin kendisiydi. Bozulup, sonsuza kadar durmak üzere olan bir makine...
Kendi saatinin yerini tanrının saatinin aldığını düşünüyordu. Seyir defterine bunu yazdı: “Tanrı’nın saatiyle bizim saatimiz aynı değildir. Bizim bildiğimiz zamandan onda sonsuz miktarda var. Bizimkiyse tükenmek üzere...”
Depresif ruh hali kuramlarını da biraz değiştirmişti. Yakın zamana kadar, istediği zaman bedeninden bağımsız yolculuk yapabileceğine inanıp, bedeni bir engel olarak ciddiye almazken; şimdiyse zihni bedene mahkum gören bir noktadaydı: “Bizler hâlâ maymunlarız. Zihinlerimizi taşıması ve ona mekanik gerçekliği vermesi için maymun bedenlerine ihtiyacımız var. Maymunu öldürürsen, bilgisayar durur.”
Teorisi bir sistemler hiyerarşisi öngörüyordu. Varlığın aşamalarını sınıflandıran bir hiyerarşi: Maddesel sistem, biyolojik sistem (hayvanlar), insan sistemi (yani bilinçli maymunlar), zeka sistemi (tanrısallık).
O günün akşamı İngiltere’deki telgraf operatörüyle yaptığı konuşmada, operatör birazdan eşi Clare ile konuşacaklarını bildirip, ona bir mesajı olup-olmadığını sordu. O ise cevap vermedi. Ertesi gün telgraf operatörü onunla tekrar bağlantı kurdu, Clare ve çocukların çok iyi olduğunu, mutlu bir şekilde Hallworth ve BBC ile beraber Scilly Adası’nda gerçekleşecek erken karşılama için sabırsızlandığını bildirdi. Bu bilgi Crowhurst’ü sevindireceğine, germişti. Neredeyse takıntılı bir psikoloji içinde, Clare’in evde kalması gerektiğini, kendisini karşılamak için Scilly Adası’na gelmesini istemediğini söyledi. Kafası karışmış telgraf operatörüne notunu doğru anlayıp-anlamadığını iki kez onaylattı.
Notu alan Clare, kocasının ısrarını sadece Scilly yolculuğunun onun deniz tutmasını azdıracağını düşünmesine yormuştu. Şimdi baktığımızda görülüyor ki bu ısrar, kararını verdiği ‘son’un açık işaretlerinden biriydi.
30 Haziran günü, akşam 11:00’de telsiz operatörü Crowhurst ile tekrar bağlantı kurdu. Ona ihtiyacını duyduğu iyi rüzgârları diledi ve ertesi gün görüşmek üzere veda etti.
Bu konuşma Crowhurst’ün son telsiz kaydı, kendi hayal dünyası dışında biri ile kurduğu son iletişimdi. Bir daha telsizi kullanmadı. O andan itibaren artık tamamen yalnızdı.
Hikayesinin sonuna karar vermişti. Ancak önünde çözülmesi gereken bir düğüm, vermesi gereken bir sınav daha kalmıştı: Şimdi ne yapmalı, ardında nasıl bir tablo bırakmalıydı?
Ya eşine, ailesine ve arkadaşlarına acı çektirme pahasına, hileli yolculuğunun günahıyla yüzleşecek ve her şeyi itiraf edecek ya da kendiyle birlikte, yaptığı hilenin de tüm kayıtlarını yok edecekti. Bunu yapmakla da, daima gerçeği söylemeye dair kutsal ilkesini çiğnemiş; ayrıca tüm insanlığı, ilham verici büyük öğretisinden mahrum bırakmış olacaktı.
Seyir defterinde yeni, temiz bir sayfa açtı ve yazmaya başladı:
“Doğa, tanrının günah işlemesine izin vermez. Bir tanesi hariç... Gizlemek.
Bu, ruhun bitmeyen ızdırabının korkunç sırrıdır. Tekrar deneyebilmek için, yola devam edebilmek için gerekli kılınmıştır doğa tarafından. O, bu günahı işkence altında işlemiştir.”
Bu cümlelerde açıkça hissediliyor ki, eğer hilesinin tüm kanıtlarını yok etmeye karar verirse, kendisini teselli edecek, içini rahatlatacak kutsal argümanlar yaratmaya çalışıyordu.
Bir sonraki sayfada ise, bir insanın tüm hayatının şeytana karşı oynanan bir satranç oyunu olduğunu söylüyordu. Bu okyanus yarışı oyununa tanrının kurallarıyla oynayarak başlamış; ama sonunda tüm hilelerini gösterdiği insafsız oyunuyla kazanan şeytan olmuştu.
Son gün
Crowhurst son günlerde zamanın akışından iyice kopmuştu. Yazmaya dalmış, niyetlendiği şeyi yani bedeninin prangasından kurtulma kararını düşünürken, çevresine dair dikkatini kaybetmişti. Bu ihmal sonucu kendi hallerine bırakılan kol saati ve kronometresi durmuştu. Ancak gitmeden önce zihnini toparlamalı; düşünce sistemini ve kararını derli toplu şekilde anlatmalıydı.
Önce girdiği son seyir kaydının tarihini kontrol etti. Takip eden günler ve geceleri saydı. Seyir de erinde yeni boş bir sayfa açtı. Tepesine tarihi not etti:
“Dün 30 Haziran idi.”
Ama saat hakkında hâlâ fikri yoktu. Etraf aydınlıktı ve güvertenin üstünden ufukta alçalan dolunayı ayırt edebiliyordu. Notik almanaktaki tablolar ayın konumuna göre saati veriyordu nasılsa. Kamaraya indi. Kısa bir çalışmanın ardından saatin 04:10 AM olması gerektiğini buldu. GMT olarak da 05:10 AM...
Bunu da seyir defterine işledi:
Saat yaklaşık olarak 05:10’da çalışmaya başladı. Ay batmadan hemen önce. Sonra birden aklı başına geldi. Bu tastamam aptalcaydı. Etraf, an itibarıyla, parlak gün ışığıyla aydınlanmıştı. Güneş gökyüzünde iyice yükselmişti. 05:10 AM şeklinde bulduğu sonuç yanlış olmalıydı. Tekrar almanağa baktı ve hatasını fark etti. Kaydettiği zaman ayın batışına göre değil, meridyen geçişine göre olan, yani gökyüzünde en yüksek noktada olduğu konuma göreydi. Saat gerçekte sabah 10:00 idi. Neredeyse tiksinti içinde ve kendini cezalandırırcasına kalın siyah bir kalemle not düştü:
30 Haziran, saat 05:10 MAX
POSS ERROR (Maximum possible error/‘Mümkün olan en bariz hata’ diye çevirebiliriz) ve altına doğrusunu yazdı:
GERÇEK MEVKİ Temmuz 1, saat 10:00
Son derece hassas hesap makinesi ve net göksel seyir unsurlarına rağmen yaptığı bariz hatanın öfkesi içindeydi. Üstelik saatinin tik-takları bir kozmik varlık olacağı ana doğru dakikaları vururken.
Sonunda yaptığı hatayı ve saatini düzelten Crowhurst, nihai vasiyetini yazmaya başladı. Bu, acı içindeki ruhunun, hayatının son 80 dakikası boyunca kayda geçecek itiraflarıydı.
Günlerdir zihninde dönüp duran, bir kısmını yazıya döktüğü düşüncelerini toparlayıp, belki de bir kılavuz olarak insanlığa bırakmak için artık önünde sayılı dakikalar kalmıştı. Lafın gelişi değil, gerçekten sayılı idi dakikalar. Çünkü kronometresini çalıştırmıştı. İbre dakikaları, saniyeleri tüketirken, bir gözü kronometrede, yanına saatini not düşerek düşünce sisteminin özetini seyir defterine işliyordu.
Ancak dakikalar geçtikçe düşünceler toparlanacağına dağılıyordu. Vermek zorunda olduğu çok önemli kararın ağırlığıyla bulanan zihni bir mantık bataklığına saplanmıştı. Seçenekler açık ama karar vermek çok zordu.
Birinci seçenekte; tamamı Atlantik’te geçen seyrini, Rio Salado’ya olan gizli ziyaretini ve şu anda yazmakta olduğu itiraflarını içeren 2 numaralı seyir defterini yok edebilir; geriye, kabul edilebilir bazı ihlallerin işli olduğu 4 numaralı seyir defterini bırakabilirdi. Üstelik hiç kimse ölmüş bir adamın kayıtlarını derinlemesine incelemezdi.
Bu seçenek, onu bir kahraman ve gizli kalmış bir mesih yapacak, ailesini de miras bırakacağı utanç yüzünden acı çekmekten kurtaracaktı. Ama bu yolu seçmek, aynı zamanda miras bırakacağı felsefi öğretiyi anlattığı metinlerin büyük bir kısmının yok olması ve insan soyunun hayatına bilinçli maymunlar olarak devam etmesi anlamına geliyordu.
İkinci seçenekte ise; adeta işlediği günahtan dolayı kendini cezalandırırcasına, 4 numaralı seyir de erini yok edip, tüm gerçeği ve yaptığı hileyi tescil edecek olan 2 numaralı seyir defterini ardında bırakabilirdi. Bu yolu seçtiğinde, tüm dünya itiraflarını okuyacak ve Atlantik’i hiç terk etmediğini öğrenecekti. Ama iyi tarafından baktığında, varoluşun sırrına varmış ama insanlıktan saklamış bir bilgenin acısından, ızdırabından kurtulacaktı. Bu, gerçek ve ağır bir ikilemdi. Hem karşı karşıya kaldığı ikilemin ağırlığı, hem de kronometrenin sona doğru vuran tik-taklarının baskısı altında, zihni mantıksal tutarlılığını neredeyse yitirmişti. Yazıya döktüğü bir fikirden birkaç dakika sonra vazgeçiyor, çöpe giden fikrin yerine bir başka fikir üretiyordu.
Bu yorucu zihinsel koşu sürerken saat 11:00’e yaklaşıyordu. Yarım saat kadar ara verdi. Kendisini büyük vedaya hazırlıyordu. Muhtemelen bu aşamada can halatını söktü. Ve tam 11:15’te son sözlerini yazmak için seyir defterinin başına oturdu. Bu kez doğrudan Tanrı’ya hitaben yazıyordu:
11:15.00
Bu benim oyunumun sonu
Gerçek artık ortada
Ailemin yapmamı istediği gibi 11:17.00
Artık senin için harekete geçme zamanı Oyunu uzatmayı artık gereksiz görüyorum
İyi bir oyun oldu ama sonunda bitmesi gereken bir oyun
Sıradaki oyunu, bu oyunu terk ettikten sonra oynamaya başlayacağım
11.20.00
Zararlı .......... için bir sebep yok.
Son cümlenin İngilizcesi şöyleydi: There is no reason for harmful...
Gerisi yoktu. Muhtemelen zararlı bulduğu şey, son vermek üzere olduğu fiziksel yaşamı idi. Bunlar, Donald Crowhurst’ün yazdığı son kelimelerdi. 11:20’den sonra ne bir tarih, ne bir kelime, ne bir not...
Muhtemelen ayağa kalktı, seyir defterini kapattı ve biri hariç seyir defterlerini kolayca bulunabilecek şekilde harita masasının üzerine koydu. Bu arada bir kahramana yakışır kararını vermişti. Defterlerde; keşfettiği düşünce sisteminin ışığında insan soyunun tarihini değiştirecek gerçekler ve yaptığı sahtekarlığın eksiksiz itirafı vardı.
Sonra kronometresini eline aldı, bir bir saniyeleri tüketen tik-taklarını izledi. Diğer elinde de 4 numaralı seyir de eriyle, merdivene yürüdü. Son kez kamaraya göz gezdirdi. Hilesinin tüm kanıtlarının yerlerinde olup-olmadığını kontrol etti. Bridgewater’daki karısıyla iletişim kurabilmek için umutsuzca tamir etmeye çabaladığı telsize baktı sonra, dokuz ay önceki suya indirme töreninde kullanılan şampanya şişesinin donuk kalıntısına, sonra kamaranın zemininde yatan saçlarına baktı. Muzaffer bir dönüş ya da muzaffer bir son için kesilmişlerdi.
Kronometre durmadan işliyordu.
Beş basamaklı merdivenden ağır ağır havuzluğa çıktı. Güneşin tatlı tatlı parladığı, denizin sakince salındığı bir gün ortası idi. Sargasso Denizi’nde yosun adacıkları yüzüyordu. Teignmouth Electron, mizana direğine basılı tek küçük yelken ile açık denizde süzülüyordu.
Kendisini, dünya turunu tamamlamış, yarışı kuralına göre bitirmeye ve zafere yakın bir denizci olarak gösterecek sahte kayıtlarla dolu 4 numaralı seyir de erini denize fırlattı. Böylece dünya, kalan seyir de erlerindeki gerçek pozisyonları görecekti. Bu zor karar için çok düşünmüştü. Ama gerçekleri gizlemiş bir denizci olarak gitmek, kendi değerlerine ihanet, ailesi için de utanç ve acı verici olacaktı. Dürüst olmalıydı. Arkasında bıraktığı kanıtlar küçük detaylarda yatıyordu. Ama dikkatle inceleyen biri neler olup bittiğini çözüp hikayeyi kurabilirdi. Havuzluktan çıkıp teknenin kıçına doğru yürüdü. 80 dakikaya ayarladığı kronometresinin kadranına baktı. Sadece 40 saniye kalmıştı. Artık çalışmayan otopilotun ve mizana direğinin yanından geçti. Tam kıçındaydı teknenin. Saniyeler kadranda dönüyordu. Sonunda ibre tam 40 saniye işaretine geldi. Teknenin kıçından denize atladı, arkasında gerçeğin ve dürüstlüğün muhteşem güzelliğini bırakarak...
Teignmouth Electron, sakin havada yaklaşık 2 knot hızla süzülüyordu. Ancak yine de yüzerek yetişebileceğinden hızlıydı. Muhtemelen hatta emin bile olabiliriz, denemedi bile...
Yavaşça teknesinin uzaklaşmasını izledi sadece.
Sonra ne oldu?
Eşi Clare’e, Teignmouth Electron’un terk edilmiş halde bulunduğu haberi, 10 Temmuz akşamı verildi. Bridgewater Polis Departmanı’ndan iki memur haberi vermek için geldiğinde evde yoktu. Köpeğini gezdirmeye çıkarmıştı. Kızkardeşi Helen’a verildi haber. Ablası gelene kadar araba yolunun başında bekledi, nasıl söyleyeceğini düşünerek.
Oysa haberi alan Clare, o kadar da endişeli görünmüyordu. Kocasının, botla tekneden ayrılıp kısa bir gezintiye çıktığını tahmin ediyordu. Haberi aldığı gibi soluğu Crowhurst’lerin evinde alan küçük bir arkadaş grubu oturma odasını doldurmuştu. Clare çocuklarını üst kata götürdü ve onlara haberi verdi. Ancak halen ailede kimse şok içerisinde görünmüyordu.
O gece herhangi bir açıklama yapmayı reddetti. Donald’ın hâlâ hayatta olduğuna dair güçlü bir hisse sahip olduğunu söylüyordu. Sakinliğinin bir nedeni de, trajik birşeyler olduğuna dair hiçbir önsezisi olmamasıydı. Donald ile aralarında bir ruhsal birlik, bir psişik iletişim vardı. Eğer ölmüş olsaydı, bunu mutlaka hissederdi.
Rodney Hallworth’e, Donald’ın kauçuk dalış giysisinin bulunup-bulunmadığını sordu. Eğer kayıp ise, teknenin yakınında bir yerlerde dalmış olmalıydı. Hayattaydı ve yüzüyordu. Hallworth’ün aklında ise başka bir teori vardı. Donald bakteri yapmış bir yemek ya da mesela küflenmiş un yüzünden zehirlenmiş olabilirdi.
Ancak, Teignmouth Electron’u bulan Picardy gemisinin kaptanı Richard Box, bu iki teoriyi de çürüterek umutları tekrar söndürdü. Kauçuk dalış giysisi teknedeydi ve bulunan tüm yiyecek malzemeleri çok iyi durumdaydı.
İki gün sonra Sunday Times, Crowhurst ailesi için bir bağış kampanyası başlattığını duyurdu. Hemen akabinde yarışı ilk ve tek bitiren denizci olan Robin Knox-Johnston, geriye kalan tek yarışçı olarak 5.000 poundluk para ödülünü otomatikman kendisinin hak etmiş olması gerektiğini ve alacağı paranın tamamını Crowhurst ailesine bağışlayacağını açıkladı.
Tüm bu taziye mesajları ve bağış çekleri rüzgârı eserken; Yarış Komitesi Başkanı Sir Francis Chichester’in 2 Temmuz’da Portekiz’den postaladığı ‘Crowhurst’ün yolculuğuyla ilgili soruşturma talebini içeren’ mektubu Sunday Times’a ulaştı. Ancak Crowhurst’ün kayboluşu ve Clare’in trajedisiyle oluşan duygusal atmosfer içinde örtbas edildi.
Öte yanda, bu gizemli kayboluş, Crowhurst’a dünya çapında bir ün kazandırdı. İsminin etrafında efsaneler, romantik spekülasyonlar dönmeye başladı. En popüler olanı, halen hayatta olduğu ve Güney Amerika’da ücra bir kasabada yaşadığı üzerineydi.
Spekülasyonlar, hayali senaryolar dalga dalga geliyordu.
Fransız Rivierası’nda sahile vurduğu iddia edilen bir şişedeki notta “Yardım istiyorum – Ege’de bir adada karaya çıktım” yazıyordu. Atlantik’in ortasında bulunan teknesinden Ege’ye kadar nasıl yüzdüğü sorusunu gözden kaçıracak kadar hayalperest bir zihnin ürünüydü...
Bir başka hayalci spekülasyon, teknenin bulunduğu mevkiye 700 mil mesafedeki Azor Adaları’na, hem de can yeleği olmadan yüzdüğü tahminiydi. Azorlar ile ilgili bir başka uçuk tahmin daha vardı. Gizlice adalardan birine çıkmış, sonra mizana direğine küçük bir yelken basılı tekneyi açık denize doğru iterek, rüzgâr ve akıntının sürüklemesine bırakmıştı. Taa ki, Picardy tarafından bulunduğu mevkiye kadar...
Aralarındaki romantizm dozu en düşük tahmin ise, Crowhurst’ün bir kaza ile denize düşerek boğulduğuyla ilgiliydi.
Bir kaza ihtimali tamamen göz ardı edilemezdi elbette. Ne var ki; teknede can halatının olmaması, kayıp kronometre (muhtemelen elinde kronometre ile atlamıştı denize) ve 1 Temmuz’da seyir defterine girilmiş olan açık seçik veda metni bu tahmini de düşük olasılıklar listesine ekliyordu.
Crowhurst’ün gizemli kayboluşu -seyir defterleri metodik bir incelemeye alınana kadar- karanlıkta kaldı. Bu da, onun kayboluşunu, bu belirsiz süreç boyunca basın için ilginç ve değerli bir malzeme kılıyordu.
Öyle ki, çoğunluğun Crowhurst’ten şüphelenmeye başladığı son aylarda halen ona inancını inatla koruyan Rodney Hallworth bile, henüz görülmemiş kayıtlarının yayın haklarını üzerine alma girişimi için alelacele Londra’ya uçtu.
Trajediden doğacak rantın çarkları dönmeye başlamıştı bile.
Hallworth yayın haklarını açık artırmaya çıkardı. Daily Express başlangıçta hevesliydi. Ama yeterince istekli davranmayınca yayın hakları 4.000 pound’a Sunday Times’a satıldı.
Picardy, 16 Temmuz Çarşamba günü, limana yanaştığı gibi Kaptan Box Hallworth’ü teknenin kamarasına götürdü. Seyir defterlerinde intihar imalarıyla dolu itiraf sayfaları bulmuştu. Ailesinin korkunç gerçeği öğrenmemesi için bu sayfaları koparmasını önerdi. Hallworth öyle yaptı ve dönüşünde sadece Sunday Times editörüne gösterme niyetiyle yanına aldı.
Ertesi gün, seyir defterlerini metodik incelemeye almış olan gazeteci-yazar Nicholas Tomalin’den gelen telgrafta, incelemeden çıkan ilk net sonucun Crowhurst’ün Atlantik’i hiç terk etmemiş olduğu yazıyordu. Bu keşif, Crowhurst’ün ölümünün gerçek koşullarını daha kolay yürünecek bir mantıksal dizgeye oturtuyordu. Devam eden gelişmelerle elindeki bilgilerin değerini yitireceğini fark eden Hallworth, Crowhurst’ün sırrını daha fazla saklamamaya karar verdi. Ceketinin cebindeki seyir de erinden koparılmış sayfaları çıkardı, Crowhurst’ün hayatını nasıl kaybettiğini zaten bildiğini açıkladı ve son sayfalardaki itiraf metinlerini okudu. İngiltere’ye dönüşte, Sunday Times’ta yapılan toplantıda, masada zor bir karar bekliyordu gazeteyi.
Bir tarafta sansasyonel bir kazanç; öteki tarafta büyük bir kazanç olmasa da, dünya çevresinde yapılan ilk yarışın sponsorluğunun getirdiği saygınlığı korumak vardı. Bir de tabii Clare Crowhurst ve onun duyguları vardı düşünmeleri gereken.
Sonunda eksiksiz bir açıklamaya karar verildi. Ama hazırlanan makale öncelikle Bayan Crowhurst’e ve danışmanlarına gösterilecek, onların onayından sonra yayınlanacaktı.
Sonunda yayınlandılar. Crowhurst’ün dengesiz sayıklamaları ve intihar imalarıyla heyecan katılmış dinsel/ bilimsel metinleri, 27 Temmuz hafta sonunda ulusal bir sansasyon yarattı. Hemen hemen bütün gazetelerin başlığındaydı.
Yarışın kutlama yemeği, yaşanan trajedinin üzücü etkisi altında, efsanevi Cutty Sark gemisinde yapıldı. Hak ettiği 5.000 pound’luk para ödülünü Crowhurst ailesi için açılan fona bağışlayan Knox- Johnston “Hiçbirimiz onu yaptığından dolayı yargılamamalıyız“ diyordu.
Knox-Johnston yarış sonrası muhafazakar partiden milletvekili adayı olmayı planlıyordu.
Bernard Moitessier, yarışı terk ederek hiç durmadan devam ettiği bir buçuk dünya turunu Tahiti’de sonlandırmış, birkaç ay, bu medeniyetin zehiri ile kirlenmemiş adada kalmaya karar vermişti.
Nigel Tetley ise, Sunday Times’tan aldığı 1.000 pound’luk teselli ödülü ile yeni bir teknenin inşasına başlamıştı.
Herkes yavaş yavaş rutin hayatına dönmeye başlamıştı.
Crowhurst’ün sponsoru Stanley Best, Jamaika’da, Teignmouth Electron’u satacak birinin arayışına girmişti bile. Bu arada meraklı gazetecilerin ilgisinden bunalan Clare Crowhurst, çocuklarıyla beraber iyice içine kapandı. Zamanla, meraklı komşularla yaşamayı da öğrendi. Kocasının hikayesinin gazetelerde yayınlanışından yaklaşık üç hafta sonra seyir defterlerini okudu ve sonunda onun tahminen ölmüş olduğunu kabullendi. Kendisini gören herkes cesareti ve sağduyusunu anlatıyordu.
Rodney Hallworth bir süre iş arkadaşlarının -kendi deyimleriyle, tüm zamanların en ünlü düzenbaz denizcisi için yürütttüğü başarılı kampanya nedeniyle- insafsız alaylarına maruz kaldı. Öte yanda şehrin tanıtım komitesi tarafından, şehrin ulusal ve uluslararası tanıtımına neredeyse 1.500.000 pound’u bulan değerde katkı sağladığı için övgüye boğuldu.
Crowhurst sonsuzluğa yüzerken, ardında kimini üzen, kimini sevindiren tuhaf bir hikaye bırakmıştı, tıpkı kendisi için yayınlanan tek inceleme kitabının isminde yazdığı gibi: “The Strange Last Voyage of Donald Crowhurst/Donald Crowhurst’ün Tuhaf Son Yolculuğu”.
Son.
 
Teignmouth Electron şimdi nerede?
Teignmouth Electron, ilgi fırtınası dindikten sonra Jamaika’ya geri götürüldü ve orada defalarca el değiştirdi. Son olarak 2007 yılında, Amerikalı sanatçı Michael Jones McKean tarafından satın alındı. Sanatçının “1968’den günümüze” isimli fotoğraf ve kolaj çalışmasının konusu oldu.
Trimaran, 1983’ten bu yana Küba’nın güneyinde kalan Birleşik Krallık’a bağlı Cayman Adaları’ndan, Cayman Brac’ın sahilinde yatmakta. Meraklı kişilerce bazı parçaları koparılıp götürülmeye devam ediyor. Şimdiki sahibi McKean -tam da günümüz popüler kültürüne yakışır bir yorumla- Teignmouth Electron adlı fotoğraf çalışmasının tanıtım metninde “Teknenin 25 yıldır dinlendiği (!) Cayman Brac sahilinde yatmaya devam ettiğini” yazıyor.
Biz de düzeltiyoruz: Dinlenmiyor... Çürüyor.
 
 
 
           
 
SİTEDE ARA
               
Naviga Yayınları
 
 
 
HAVA DURUMU
 
 
 
 
 
FIRTINA TAKVİMİ

06 Kasım Kuş Geçimi

07 Kasım Kasım Fırtınası

12 Kasım Lodos

16 Kasım Koç Katımı (3 gün)

23 Kasım Güney Rüzgârları

28 Kasım Ülker Dönümü

TAKVİM
 
 
NAVİGA ÜYELİK
okuyucu@navigamagazin.com Adres: Kalamış Fener Cad. İskele Sok. (Gamze Sok.) No: 2 Kalamış 34025 Kadıköy-İ
NAVİGA E-BÜLTEN
 
Tasarım & Kodlama: Tekklik Bulut ve Internet Hizmetleri