Popüler Konular : Okyanusların onurlu ... | Okyanusların onurlu ... | Aralık sayısı naviga... |
Okyanusların onurlu düzenbazı: DONALD CROWHURST (1)
Naviga
16.11.2017
A | a


Katıldığı okyanus yarışında yaptığı hile ile tanınan ama herkesin kahraman gibi hatırladığı şanssız bir denizcinin hikayesi.

Yazı: Atilla Şayan
 

Kraliyet Posta Gemisi Picardy’nin kaptanı Richard Box, Atlantik’in ortasında seyrederken, vardiyasından erken uyandırılmıştı.
Tam uyandıranı paylamaya hazırlanırken, görevli kendisine denizde bir yelkenli görüldüğünü iletti. Kaptan Box bir an durakladı. Bu tür bir tekneye rastlamak için alışılmadık bir rotadaydılar. Vardiya şefi, bu nedenle kaptanın dikkatini çekmişti…
10 Temmuz 1969, sabah 7:50 sularıydı. Mevki; 33°11’ Kuzey, 40°28’ Batı idi. İngiltere’ye yaklaşık 1.800 mil uzaktaydılar.
Gemisi Picardy teknenin biraz daha yakınına geldiğinde, Kaptan Box teknenin bir trimaran olduğunu fark etti. Mizana direğinde küçük bir yelken basılı tekne 2 knot civarında hızla süzülüyordu. Güvertede kimse yoktu. Mürettebat muhtemelen teknenin içindeydi. Dinleniyor ya da uyuyor olmalıydılar.
Kaptan Box gemisinin yönünü yelkenlinin pupasından geçecek şekilde değiştirdi. Teknede kim varsa uyandırmaya karar vermişti. Zira ticari gemilerin rotası üzerinde bu şekilde lakayıt bir seyir, teknenin bir geminin altında kalıp, içindekilerle beraber okyanusun dibini boylaması ile sonuçlanabilirdi. Box, geminin sis düdüğünü üç kez uzunca çaldı. Bu ses en derin uyuyan insanı bile uyandıracak güçteydi. Hala hareket yoktu. Artık isminin “Teignmouth Electron“ olduğunu okuyabilecek kadar yaklaştıkları trimaran sessizce sürüklenmeye devam ediyordu.
Aklı iyice karışan Kaptan Box motorları durdurdu ve denize bir bot indirilmesi talimatını verdi. Bu dikkate değer bir durumdu. Trimaranı kullanan her kim ise, güverteye çıkamayacak kadar hasta olmalıydı.
Vardiya şefi Joseph Clark ve mürettebattan üç kişi, Picardy’nin kenarından botla denize indirildi ve bot yaklaşık yüz metre uzaklıktaki tekneye doğru yöneldi. Yelkenliye aborda oldular. Vardiya Zabiti Clark teknenin güvertesine çıktı. Kamaraya doğru başını uzattı ve içeri girdi. İki dakika sonra tekrar güverteye çıktığında, baş parmağını aşağı doğru tutarak Kaptan Box’a kötü haberi verdi. Tekne tamamen terk edilmiş durumdaydı.
Kamara dağınıktı. En az iki günlük bulaşıklar lavabonun içindeydi. İkisi sökülmüş üç telsiz cihazı masada duruyordu. Telsizin parçaları karmakarışık bir şekilde her yere saçılmış durumdaydı. Bir süt kutusunun üzerinde düşecekmiş gibi duran lehim cihazı, teknenin ani bir dalga veya bir fırtına ile terk edilmediğini açıklıyordu. Eski ve kirli bir uyku tulumu, ön taraftaki ranzada duruyordu. Yiyecek–içecek yeterli görünüyordu. Tekne ekipmanı mantıklı bir düzendeydi ama kronometre kutusu boştu. Kabindeki kokuya bakılırsa, teknede birkaç gündür yaşayan biri yoktu.
Güvertedeki can salı halen yerine sıkı sıkıya bağlı durumdaydı. Dümen başıboş şekilde dönüp duruyordu. İndirilmiş yelkenler tekrar basılmaya hazır şekilde düzgünce katlanmıştı. Güvertede bir kazaya dair ipucu olacak hiçbir şey yoktu.
Clark, daha sonra harita masasının üzerinde duran üç adet seyir defterini incelemeye başladı. Defterler belli bir sistem çerçevesinde tutulmuştu. Yaptığı kısa ve hızlı ön incelemeyle seyir kayıtlarında bulduğu son giriş 24 Haziran’da yani iki haftadan biraz fazla bir süre önceydi. Telsiz kayıtlarındaki son giriş ise 29 Haziran’dı.
Bu noktada belli oluyordu ki, Picardy mürettebatı sadece soru işaretleriyle dolu bir trajediyle değil; titizlikle tutulmuş seyir kayıtları, kayıp kronometresi ve açıkta sakince süzülen teknesiyle, Mary Celeste’in2 gizemli hikayesinin yeni bir versiyonuyla karşı karşıyaydı.
97 yıl önce Mary Celeste de Atlantik’in ortasında – açıklanması zor bir şekilde – terk edilmiş halde bulunmuştu. İnsanların –ona ne olduğu ve içindeki insanların akıbeti konusundaki– çabalarını boşa çıkararak...
Bu sırada Picardy gemisinde Teignmouth Electron ismi hatırlanmıştı. Golden Globe -Tek Başına Durmadan- Dünya Turu Yarışı’na katılan teknelerden biri değil miydi?
Gemideki görevlilerden birinde, üzerinde tüm yarış katılımcılarının resimleri bulunan eski bir Sunday Times parçası vardı. Oradaydı Teignmouth Electron, keç3 armalı bir trimaran.
Somerset, Bridgewater’dan denizci ve elektronik mühendisi Donald Crowhurst tarafından kullanılıyordu. Ekimin 3’ünde Teignmouth, Devon’dan yola çıkmıştı. En son start eden yarışçı olmasına rağmen, Kükreyen Kırkların4 girişiyle Horn Burnu arasında dikkate değer bir performans ortaya koymuştu. Yarışta kalan son tekne; zafere doğru yelken basan, finişte kendisini 5.000 pound’luk ödülün beklediği Teignmouth Electron’du.
Trimaranın Picardy’nin güvertesine çıkartılması yaklaşık bir buçuk saat sürdü. Güvertesindeki her şey sıkıca bağlandı. Mizana direği söküldü ve tekne hassas şekilde kaldırılıp ön kargo kapısının önüne yerleştirildi. Kaptan Box, şirket sahiplerinin Londra’daki merkez ofisine teknenin açık denizdeki gizemli bulunuşu ile ilgili ayrıntılı bir telgraf çekti. Onlar da -Birleşik Devletler Hava Kuvvetleri’nden– Crowhurst’ün bulunması muhtemel olan sahada bir hava araması başlatılmasını talep etmeleri için İngiliz Lloyd5 kurumu ve donanmasına başvurdular.
Atlantik’in ortasında saat 10:30’u bulmuştu. Londra’da ise öğleni geçiyordu. Bir arama rotası belirleyip, mürettebatına denizde yüzen birini arama talimatı vermiş olsa da Kaptan Box bu konuda pek umutlu değildi. Bir yandan seyir defterlerini inceliyordu. Crowhurst tarihlerin gösterdiği zamanda denize düştüyse, bu sularda kesinlikle uzun süre hayatta kalamazdı. Box, Crowhurst’ün temsilcisi Rodney Hallworth dahil, olayı araştıran herkese bu gizemli olayı özetleyen birer telgraf geçti.
Ertesi gün önce Picardy sonra da Amerikan Donanması aramayı sonlandırdı. Takip eden bir hafta boyunca gemisi ile Santo Domingo’ya doğru seyrederken Kaptan Box, Crowhurst’ün üç seyir defterini baştan sona okuma imkanı buldu. Defterler; titizlikle tutulmuş seyir ve telsiz detayları yanında, uzun kişisel metinler de içeriyordu. O metinlerde, neler olup bittiğini açıklayacak bazı ipuçları bulacağından emindi. Ancak muhtemel felaketin işaretlerini bulamıyordu. Navigasyon neredeyse eksiksiz görünüyordu. Çizimler – ilk göz atışta anlaşılıyordu ki – başarılı ve rutin bir yolculuğu gösteriyordu. Telsiz mesajları açık ve düzenli bir şekilde kaydedilmişti.
Sonra seyir kayıtlarının son üç sayfasında gizemli ve korkunç bir şeylerin işaretlerine rastladı. Uzun felsefi metinlerin içinde gizlenmiş tuhaf ve adeta şifreli cümleler vardı: “Asla, ölmüş babamı tekrar görmeyeceğim...”, “Doğa, tanrının günah işlemesine izin vermez. Bir tanesi hariç... Gerçeği gizlemek.”, “Bu benim oyunumun sonu... Gerçek artık ortada. Ailemin yapmamı istediği gibi” gibi cümleler... Bütün bunlar gösteriyordu ki; bu olay denizlerde alışık olduğumuz olaylardan, adam da alışık olduğumuz adamlardan değildi.
Bu gizemli yolculuk araştırılacaktı elbet. Ona Dünya Turu Yarışı’na katılma kararını verdiren şey her ne ise, gerçeği ortaya çıkarmak için bir başlangıç olacaktı sadece. Muhtemelen, Teignmouth Electron’da neler olduğuna dair gizemi çözecek tek yol, Donald Crowhurst’ün hayat hikayesinin en başından bu yana incelenmesinden geçiyordu.
 

Kimdi Crowhurst?

Donald Crowhurst, 1932’de Hindistan’da doğmuştu. Hindistan bağımsızlığını kazandıktan sonra ailesiyle İngiltere’ye dönmüş, ailesinin Hindistan’daki yatırımlarının bulunduğu fabrikanın bir isyan sırasında yakılması sonrasında aile finansal zorluklar yaşamaya başlamıştı. Babasının 1948’deki ölümünden sonra Donald, okulu bırakmak zorunda kalmış ve Kraliyet Hava Kuvvetleri’nde çalışmaya başlamıştı. Görevi pilotluktu. Daha sonra İngiliz Ordusu’na katıldı ancak disiplin olayları nedeniyle buradan da ayrıldı. Bridgewater’a taşındı ve burada Electron Utilisation Ltd. şirketini kurdu. İşler başlangıçta iyi gitmesine rağmen bir süre sonra zorluklar yaşamaya başladı. Şirketi, finansal bir darboğazın ortasında iflasa doğru sürükleniyordu.
Crowhurst çıkmazdaydı. Hem şirketinin reklamını yapmak hem de 5.000 pound değerindeki para ödülünün cazibesiyle Sunday Times Golden Globe yarışına katılmaya karar verdi. Sponsoru batmakta olan şirketine de yatırım yapmış olan İngiliz girişimci Stanley Best idi. Crowhurst yarışa sağlayacağı hız avantajı nedeniyle bir trimaran ile katılmaya karar vermişti. Bunun için 40 feet (12,20 metre) uzunluğunda, Arthur Piver tarafından tasarlanan Teignmouth Electron adlı tekne Norwich’te inşa edilmeye başlandı. Teknenin güvenliğini arttırmak için Crowhurst bir mekanizma icat etmişti. Bu, teknenin direğinin tepesine takılacak olan bir yüzdürücü kese ve gövdede bulunan su sensörlerinden oluşuyordu. Devrilme durumunda gövdedeki su sensörleri direğin tepesindeki yüzdürücüyü aktif duruma geçirecek ve böylece teknenin tamamen alabora olması engellenecekti. Tekne bu durumdayken, üstte bulunan gövdeye su basılacak, dalgaların da yardımıyla tekne doğrultulabilecekti. Crowhurst, seyahati boyunca bu sistemi test etmeyi ve geri döndüğünde de üretimine başlayıp satmayı planlıyordu. Yani bu yarış Crowhurst için her açıdan kurtuluş umudu idi.
Trimaran ilk seferini Brundall’dan Teignmouth’a yaptı. Ama bu pek mutlu bir yolculuk olmadı. Crowhurst, üç günde bitirmeyi umduğu yolculuğu iki haftada bitirebildi. Teknenin yapısal sorunları açıkça ortadaydı. Aslında pek çok şey, daha en başından Crowhurst’ün makus talihinin sinyallerini veriyordu. Eşi Clare Crowhurst, Teignmouth Electron’un 23 Eylül’deki suya indiriliş töreninde hazır bulunmuştu. Kısa ve zarif bir konuşmanın ardından şampanya şişesini teknenin fiberglas-su kontrplağı karışımı gövdesine doğru nazikçe savurdu. Ancak şişe kırılmadı.
Bunun denizcilik geleneklerine göre uğursuzluk sayıldığını bilen teknenin üreticisi John Eastwood görevi devraldı ve şişeyi kırdı. Zira bu durumun hayra alamet olmadığı tüm denizcilerce bilinirdi. Devam eden günler armanın montajı, ayarları ve bitmek bilmeyen sorunlarla geçiyordu. Bu günlerden birinde yeni bir aksilik Crowhurst’ü buldu.
Sol elini, jeneratör egzoz çıkışında ciddi şekilde yaktı. Geniş bir deri parçası kalkmıştı. Ancak Crowhurst yarayı gizledi ve çalışmaya devam etti. Eşi Clare daha sonra yarayı gördüğünde, avuç içindeki hayat çizgisinin bu yanıkla yok olduğunu farketti.  Bazı batıl inançları olduğunu ve yok olan hayat çizgisinin kendisini çok üzdüğünü anlatan Clare, eşinin de buna çok üzüldüğüne inanıyordu. Halatlarını çözüp yarışa başlayacağı 31 Ekim’e üç hafta kala, teknesinin  umut ettiği ve planladığının çok gerisinde kaldığının farkındaydı. Bu gerçek onu ziyadesiyle geriyordu.
Bu esnada inatçı güney-batı rüzgarı da fırtına gücüne ulaşmış, limandaki dalgakıranı döven dev dalgalar  Crowhurst’ün çökmekte olan moraline yüklendikçe yükleniyordu. O akşam, tek başına sahile inmiş, dalgakıranın üzerinde dikilip, kolları azgın denize karşı açık, avazı çıktığı kadar bağırarak içinde bulunduğu berbat duruma isyan etmişti.
 

Sakat doğmuş bebek: Teignmouth Electron

Trimaran, inanması güç bir şekilde 60 dereceden fazla orsaya giremiyordu. Apaz ve pupa seyirlerinde hızlı idi. 11-12 knot hızlara çıkıyordu sık sık. Ancak bu sefer de bu yüksek hızın baş taraftaki ranzalarda yarattığı titreşim çok şiddetli oluyordu. Bu titreşim Crowhurst’un diş ağrısını azdırıyordu.
Hasler marka otopilot mükemmel çalışıyordu ama yüksek hızlardaki titreşim vidaların kendi kendine gevşemesine yol açıyordu. Bununla birlikte Crowhurst’ün bu yolculukla ilgili en büyük korkularından biri teknenin takla atması idi. Bu risk özellikle katamaran ve trimaranlarda çok daha yüksekti. Güney Okyanusu’nun devasa denizlerini kıçtan alarak yapılan seyirlerde, tekne iyice hızlanıp dalgaların önünde koşmaya başladığında kapaklanma riski çok yüksekti.
Bir röportajda BBC’den Donald Kerr’e Güney kıyılarında seyrederken ölümün kıyısından döndüğünü anlatmıştı. Pupa seyrinde iken dakikalar içerisinde hava 7 kuvvete yükselmişti. Sahilden yaklaşık 20 mil uzakta ve teknesi otopilotta idi. Teknede ne vardavela ne de can halatı vardı ve denize düştü. Teknesinden yaklaşık çeyrek mil uzakta sonunun geldiğini düşünürken, önceden yaptığı otopilot düzenlemeleri sayesinde ama tamamen mucizevi bir şekilde tekne rüzgara tırmanmaya başladı ve Crowhurst’e doğru gelmeye başladı. Ölümle yaşam arasında geçen ıslak dakikaların sonunda tekrar teknesine tırmandı.
Bu iz bırakan maceradan arkadaşlarının da, eşi Clare’in de haberi yoktu.
Günler geçiyor, start günü yaklaşıyordu. Sponsoru Best git gide büyüyen stok ve ekipman giderlerini isteksizce karşılıyor ama tüm telsiz ve tekne içi elektronik ekipmanların Crowhurst’ün batık şirketi Electron Utilisation’dan götürülmesinde ısrar ediyordu.  O da isteksizce kabul ediyordu. Crowhurst kararlı, kendinden emin ve hevesli görünüyordu ama içinde fırtınalar kopuyordu. Tekne ne yapısal özellikler ne de donanım açısından hazır değildi.
Best, o günleri sonradan şöyle anlatıyordu: “Donald (o günlerde) gitmenin güvenli olmadığını açıkça söyleseydi, belki kızardım evet ama tabii ki bunu yapması için ısrar etmezdim. Ama bize karşı en ufak bir şüphe belirtisi göstermedi.” Crowhurst’ü köşeye sıkıştıran şartların gölgesinde yürüyen hazırlıklar onu tatmin etmediği gibi, dostlarını da ikna etmiyordu. Bu günlerden birinde John Elliot ile geçen bir konuşma, mevcut tablonun karanlığını özetliyordu: “Gitmemelisin. Asla zamanında hazır olamayacaksın tam olarak” uyarısına karşılık, ondan “Artık çok geç. Dönemem,” cevabını almıştı. Starta beş gün kala John Elliot, BBC’den John Norman ve bir kameraman ile deneme seyrine çıktı. Gün ortası başlayıp gece biten seyir pek güven vermemişti. Teknenin rüzgarüstü performansı halen çok kötüydü. Flok7 iki kez takılmış, iki kişi teknenin başında elle destekleyerek açmışlardı.
Starta birkaç gün kala artık Crowhurst gerginliğini saklamıyor, öfkeyle teknenin armasının dünya çevresine yolculuk için yeterli olmadığını anlatıyordu. Start arifesinde, yani Ekim’in 30’unda, beş aydır süren hazırlıkların ardından, her şey eskisinden de telaşlı ve dağınık haldeydi.
Öyle ki, yaşanmakta olan kaosa kayıtsız kalamayan BBC muhabiri Donald Kerr, ekibine çekimi durdurup hazırlıklara yardım etme talimatı vermişti. Hemen işaret fişekleri, can yeleği ve eksik olan diğer malzemeleri almaya giriştiler. Kerr, o günü şöyle anlatıyor: “O gün öğle yemeği bile yememişti. Vakit yoktu. Teknenin üzerinde durmuş, güverteye yığılı malzemeleri düzenlemeye çalışıyordu. Çay saati bahanesiyle, Clare ile birlikte onu zorla yakındaki bir kafeye götürdük. Berbat durumdaydı. Açlık ve uykusuzluktan titriyordu. Şüphe yoktu, gitmek istemediği ortadaydı. Kendi kendine devamlı “İyi değil, iyi değil” diye mırıldanıyordu. Bu yolculuğun onu yok edebileceğini biliyordu ama bunu açıkça söyleyebilecek cesareti yoktu.“
Starttan önceki akşam, aralarında sponsoru Best’in de olduğu bir arkadaş grubu ile birer içki içmeye gidildi. Ancak Crowhurst’un aklı teknedeydi. Buluşma sonrası Claire ile birlikte bota atlayıp tekneye gittiler. Güverte halen yığın halindeki malzemelerle doluydu. Yapabildikleri kadar çalıştılar, gece ikide otele döndüler. 
Odadaydılar. Donald, yatakta Claire’nin yanına sessizce uzanmış doğru kelimeleri arıyordu. Sonunda oldukça alçak bir sesle konuşmaya başladı: “Sevgilim, tekneyle ilgili büyük hayalkırıklığı içindeyim. O doğru tekne değil. Ben hazır değilim. Eğer bütün bunların neden olduğu umutsuzlukla yarışı terk edersem, seni hayal kırıklığına uğratır mıyım?” Claire ise bu soruyu yine bir soruyla cevapladı: “Eğer şimdi vazgeçersen, hayatının geri kalanında mutsuz olmayacak mısın?” Donald soruyu cevaplamadı. Sadece ağlamaya başladı ve sabaha kadar ağladı. Gece boyunca beş dakikadan az uyudu.
“Çok aptaldım” diye anlatıyor Claire Crowhurst sonradan. “O kadar aptaldım ki. Tüm işaretler önümde duruyordu. Başaramayacağını anlatmaya çalıştığını ve onu durdurmamı istediğini hala fark edemiyordum. Bu süreç onun sonuna gidiyordu ve ben onun yakarışını reddettim. Çok aptaldım.“
Crowhurst, start günü yaklaşırken, yakın arkadaşlarına eğer bu yolculuk esnasında ölürse kendilerinden küçük bir ricası olduğunu söylemişti. Her ihtimali düşünerek vasiyetini hazırladığını, karısına ve dört çocuğuna birer mektup yazdığını söylemişti. Ancak vasiyet ve çocuklarına yazılmış dört mektup halen bulunamamıştır. Belki yazmaya vakit bulamamıştı veya yeterince büyüdükten sonra okumaları için arkadaşlarından birine verilmişti. 46 yıl sonra o vasiyet ve çocuklara ait mektuplar halen gizemini koruyor. Eşi Clair Crowhurst ise, Donald’ın yola çıkışından dört ay sonra, çalışma masasında eski evraklarını karıştırırken kendisine yazılmış mektubu ya da en azından bir versiyonunu buldu, mektup müsveddeydi. “En büyük umudum bu mektubu asla okumaman” diye başlıyordu.
 

Son yolculuğa verilen start

Tekne, 31 Ekim Perşembe günü saat 03:00 sularında, yolculuğuna başlayacağı Teignmouth Limanı’nın dışına yedeklenerek çıkarıldı. Yağmur çiseliyordu. Soğuk ve sevimsiz bir gündü. Üç yata doluşmuş 40 kadar arkadaşı ve BBC teknesi eşlik ediyordu. Bir o kadar seyirci de sahile startı izlemeye gelmişti.
Yola çıkma zamanı gelmişti ve morale ihtiyacı vardı. Ancak şanssızlıklar Crowhurst’ün peşini bırakmıyordu. Crowhurst, teknenin alabora olması durumunda tekrar düzelmesini sağlayacak yüzdürücü keseleri ana direğin tepesine ve iki mandarın çevresine alelacele donatmıştı. Ancak yerlerini iyice düşünmeden donattığı bu keseler şimdi ön yelkenlerini açmasını engelliyordu. Bu da yetmezmiş gibi, yardımcı olmaya çalışan John Elliot, ön yelkeni ve  oku yanlış ıstralyalara takmıştı. Ön yelkenler tersine sıralanmıştı. Aslında Crowhurst kolaycadireğe tırmanıp mandarları keselerden kurtarabilirdi ama onu izlemekte olan eşini telaşlandırmak istemiyor, bir şeylerin halen ters gittiğini fark ettirmemeye çalışıyordu.
“Sizin yardımınız olmadan, tek başıma kalırsam daha memnun olacağım” diye neşeyle bağırdı ve karısına ağırbaşlı ve güven verici bir edayla göz kırptı. Birşeyler halen ters gidiyordu belki ama sonunda harekete geçiyor olmaktan mutluydu. Tekneyi start hattına çekmeleri için işaret verdi.
El birliği ile önce yüzdürücü keselerin montajındaki hata giderildi. Crowhurst ters sırada basılmış iki ön yelkeni, tekrar doğru sırada donattı ve Rodney Hallworth, Teignmouth Corinthian Yat Kulübü  amasını ana direğe bastı. Trimaran, bir kez daha hazırlanmıştı.
Crowhurst, bu kez başarıyla, tüm yelkenlerini açtı. Tam olarak 4:52:05 itibarıyla start çizgisini geçti. Yat kulübünden startın resmi olarak da verildiğini haber veren bir el silah sesi duyuldu.
Crowhurst, sonunda sisler içindeki belirsiz geleceğine doğru yelkenlerini basmıştı.
Birkaç motoryat, yağmur ve günbatımı onu görüntüsünü silene kadar takip ettiler. Claire ise Yat Kulübü’nün kılavuz teknesinin güvertesinde dikilmiş, gözden kaybolmakta olan kocasını seyrediyordu. El sallamıyordu. İçini kaplayan huzursuzluğun pençesinde, donuk bir ifadeyle, sevdiği adamı son görüşü olduğunu bilmeden; sadece seyrediyordu...


Aksaklıklar korosu

Yola çıkışının üçüncü gününde, ocak için yanına aldığı ispirto miktarını yanlış hesapladığını fark etti. Muhtemelen yarışı bitiremeden ocak devreden çıkacaktı.
5 Kasım, salı günü, kızkardeşi Rachel’ın doğum gününde, ikinci ciddi sorun sahne aldı.
Trimaranın iskele gövdesinin pruvasındaki heçte oluşan baloncukları fark etti. Korktuğu şeyi teyit etmek için soluğu heçin yanında aldı. Kötü haber: Heç, teknenin her bayılışında ciddi miktarda su alıyordu. İskele gövdenin
içi yarı yarıya su dolmuştu. Bir kova ile boşaltmaya başladı. 7 bofor havada, 4,5 metrelik dalgaların dövdüğü teknede bu yorucu iş üç saat sürdü.
O yorgunlukla tüm heçleri kontrol edip güven vermeyenleri izole etti.
Kasım’ın 6’sında seyir kayıtları üzerinden aldığı yolu hesaplamaya oturdu. Ayın ikisinden altısına 538 mil, yani günlük ortalama 134 mil yapmıştı. Görünüşe göre Chichester’ın hızını tutturmuştu. Ama sadece görünüşte...
Rüzgâr bu dört gün boyunca sürekli güneyden esmişti ve Crowhurst, 60 ̊’den fazla orsaya giremeyen trimaranı ile attığı tramolalarla amaçladığı rotada, dört gün boyunca, ancak 290 mil yol alabilmişti.
Birinci ha anın dolduğu gün, otopilotun dört vidası titreşimden kendi kendine gevşeyip düşüp kaybolmuştu. Tüm aksaklıklara rağmen moralini yüksek tutmaya çalışıyordu. Seyir kaydında, kahvaltısını detaylıca betimliyor, bunun Claire’i hatırlattığını ve onu hatırlamanın bu zor şartlarda harika hissettirdiğini anlatıyordu. Kaydı “Bir tost makinesine sahip olduğum için çok şanslıyım” cümlesiyle bitiriyordu. Öte yandan aynı günlerde, zihnine yüklenen stresin yükü altında psikolojisi, bozulma sinyalleri vermeye de başlamıştı.
Seyir sırasında BBC için, belgeselmalzemesi olarak videolar çekiyordu zaman zaman. Bu videolarda kendisi gibi değildi pek. Sıkıntılı ve samimiyetsizdi. Bunu ilk olarak eşi Claire fark etmiş ve bu kayıtlardan hiç hoşlanmadığını saklamamıştı. “Bu kayıtlarda seyrettiğim adam gerçek Donald değil” diyordu, “Son derece klişe” diye de ardından ekliyordu.
Aslına bakılırsa, bu biraz da BBC’nin talebiydi. Kayıtlardan dramatik malzeme beklentileri vardı. Bu beklenti, muhtemelen dönüşte BBC’de yayınlanacak bir belgeselin getirisini de düşünen çaresiz denizciyi samimiyetsiz, teatral filmler çekmeye zorluyordu. Hatta bu ayarı kaçmış çaba bazen Crowhurst’ü taklide sürüklüyordu.
İstemsiz bir kavançada düşerek başını ve belini incittiği ya da incittiğini sandığı dakikaları anlattığı videodaki derinden ve kasvetli tonlaması Hemingwayvari idi. Öte yandan anlatım tarzı ve cümleler hatta bizzat olayın kendisi ise, bu yarışın fikir babası ve Yarış Komitesi Başkanı Sir Francis Chichester’ın tek başına dünya turunu anlattığı kitabındaki benzer bir kazayı anlattığı paragrafın, doğrudan alıntısı gibiydi.
Küçük aksiliklere dahi aşırı tepkiler veriyordu. Mizana direğinden düşüp kaybolan bir vidanın arkasından seyir de erine “Bu uğursuz tekne, mühendislik detaylarına gösterilmesi gereken dikkatin eksikliği yüzünden günden güne parçalanıyor” notunu düşmüştü.
Adının, denizcilik tarihinin unutulmaz isimleri arasında yer almasına yol açacak hilenin zihnine düşmesine az bir süre kalmıştı. Hamilton kronometresinin zembereği yamulmuş, Racal marka radyo alıcısı yine bozulmuş ve radyo sinyalleriyle ilgili yanlış kitabı yanına aldığını fark etmişti. Her geçen gün biraz daha köşeye sıkışıyordu.
Kasım’ın 13’ünde, seyir de erine “Bu sabah, tarih yüzünden içime doğan huzursuzluğu kafamdan uzaklaştırdım ve 13 sayısının asla özel ve uğursuz bir işaret olmadığını söyledim kendi kendime” cümlelerini yazdığı gün, makus talihi üçüncü darbeyi vurdu Crowhurst’e: Jeneratör bozulmuştu.
Bu gerçekten felaket demekti. “Önümdeki tüm alternatifleri masaya yatırma zamanı gelmişti” diye yazmıştı seyir defterine o gün. İlk kez, vazgeçip geri dönmek zorunda kalabileceğini kabullenmişti. Korktuğunu hissettiğinde, çaresiz hissettiğinde veya teslim olmaya hazır hissettiğinde; halen kendisini açıksözlülükle, kurnazlığa kaçmadan ifade ediyor ve seyir de erine bunları dürüstçe yazıyordu.
BBC için yaptığı kayıtlardaki kendini sunmaktan hoşlandığı kahraman denizci portresi ile seyir kayıtlarındaki köşeye sıkışmış adam portresi arasındaki uçurum günden güne büyüyordu. Kayıtlarda umutsuzca çıkış arayışındaydı. Yarışı bırakıp geri dönerse yaratacağı hayal kırıklığını hesaplıyor, sonra bu düşüncelere sponsoru Best’in -son derece güçlü- hesap sorma ihtimali ekleniyor ve geri dönmeye dair büyütmeye çalıştığı cesareti de kırılıyordu.
Uzun iç hesaplaşmaların sonunda kararını verdi ve geri dönmekten vazgeçti. Bu, hileli sulara girişten önceki son adımdı.
Kasım 15’inde halen Portekiz’in 120 mil açıklarındaydı. Bozuk olan jeneratör ve haliyle elektrik yokluğundan, meşale ışında yaptığı hesaplamalar ve hesaplaşmalar ona bu yolculuğu asla bitiremeyeceğini kanıtlamıştı.
Ama diğer seçeneklerin de hiçbirinin seçilebilir olmadığının farkındaydı. Tam alternatifleri tekrar tekrar gözden geçiriyor ama her seferinde aynı kasvetli sonuca ulaşıyordu: Bulunduğu durumun kabul edilebilir bir çözümü yoktu. Kaderin ona hazırladığı sürprizleri hissetmesine rağmen, zihninde binbir soruyla yola devam etmeye karar verdi ve güneydoğuya doğru rota tuttu.
An itibariyle öncelikle hedefi jeneratörü yeniden çalışır hale getirmekti. Sponsoru Stanley Best ile telsiz bağlantısı kurmak ve ondan tavsiye almak istiyordu. Aslında içine düştüğü bu belirsizlik denizinden kurtulmak için sorumluluğu paylaşacak birini arıyordu.
18 Kasım’da seyir de erine seçeneklerini sıraladı:
1. Devam et. Nisan ya da haziranda Horn Burnu’na ulaş. % 50 şansla... ( % 60 alabora olma ihtimali eşliğinde)
2. Gösteriyi sonlandır. Cape Town’a git ve yarıştan çekildiğini açıkla.
3. Amerika’ya, tekneyi en iyi fiyata elden çıkarabileceğin bir yere git.
4. Rekor denemesi (!) için rotayı İngiltere’ye çevir.
Son seçenek Güney Denizi’ne girmeden Atlantik’te kalma fikrinin doğuşunu haber veriyordu. Ziyadesiyle umutsuz bir tablonun ortasında artık niyeti bozmaya başlamıştı. Ertesi ha a yarışı düzenleyen Sunday Times gazetesinde Murray Sayle’nin yarışın bu etabında son durumu açıklayan makalesi yayınlandı. İsmi manidardı: “Her şeyin olduğu hafta.”
Alex Carozzo yarıştan çekilmişti. Aceleye getirilmiş startın gerilimi midesine vurmuş ve ülser olmuştu. Bill King’in Galway Blazer’ı, Güney Atlantik’teki bir fırtınada alabora olmuş ve direğini kırmış, yedeklenerek Cape Town’a getirilmişti. Robin Knox-Johnston, Francis Chichester’ın hiç durmadan en uzun seyir rekorunu kırmıştı. Ancak teknesi oldukça hırpalanmıştı. Bir alaborada otomatik pilotu parçalanmıştı, dümen palasının da tamire ihtiyacı vardı. Ama o büyük bir heves ve kararlılıkla hepsini onarmış ve mücadeleye devam ediyordu. Öte yandan Tetley ‘çok gövdeli bir tekne ile en uzun seyir’ rekorunu kırmış, Ümit Burnu’na yaklaşıyordu.
Moitessier’nin (telsiz iletişimine pek hevesli olmasa da) Knox-Johnston ile arasındaki mesafeyi kapadığı biliniyordu. Seyir defterine batı medeniyetine yönelik kibar küfürleri sıralıyor, bir taraftan da ‘Kükreyen Kırklar’da seyrin tadını çıkarıyordu.
Bu arada, taşralı yarışçı arkadaşı Loick Fougeron’un Kükreyen Kırklar’ın pek tadını çıkardığı söylenemezdi. Teknesi küçük bir adada karaya vurarak parçalanmıştı. Ancak Fougeron bundan pek şikayetçi değildi. Aksine Kükreyen Kırklar’dan sonra ayakları kuru ve sabit bir yere, karaya bastığı için başına gelen bu kazaya minnettardı.
Sayle’nin ilgiyi esirgediği, hakkında pek bir şey yazmadığı tek yarışçı Crowhurst’tü. Aslında onun için hepsinden daha fazla yazacak şey vardı. O hafta “Her şeyin olduğu hafta” idi.
Kasım 18’de Knox-Johnston’ın Yeni Zelanda’yı geçtiğini telsizden duydu ve seyir de erine hayranlıkla not düştü: “Gerçekten iyi gidiyor. Ona şans diliyorum. Domuz!..”
Bu arada kararsızlıktan felç olmuş bir halde, Atlantik’in ortasındaki Madeira Adası’nın kuzeyindeki pis havaya girdi. Sonraki üç günü bu sıkıcı çemberde yol almaya çalışarak geçirdi. Bir ha a dolduğunda aldığı toplam yol sadece 180 mildi.
Perşembe günü, kasımın 2’sinde Stanley Best ile ikinci telefon konuşmasını yaptı. Bu konuşmadaki davranışı şaşırtıcıydı. Sponsoruna zamansal ve finansal sorunlar konusunda içini dökmek istediğini biliyoruz. Yeterince dokunaklı bir problemler resitali, sponsoru Best’ten gelecek ‘yarışı bırakması teklifi’ için yeterli olacaktı. Böylece sorumluluk da Crowhurst’ün omuzlarından Best’in omuzlarına geçecekti.
Ancak yine konu açılmadı. Crowhurst açmadı. Konuşma yedi–sekiz dakika kadar sürdü. Büyük kısmı su sızdıran heçler ve suyu boşaltma problemi ile geçti. İlaveten, Crowhurst olası jeneratör arızaları yüzünden gelecekte telsiz iletişiminin kesilebileceği uyarısında bulundu, o kadar.
Bu konuşma, Crowhurst’ün gerçek niyeti hakkında ikinci ipucunu veriyordu. Kafasında yeni bir çözüm şekillenmeye başlamıştı ve bu sponsoru ile paylaşabileceği bir çözüm değildi.
Yeni niyetine dair üçüncü ipucu 26 Kasım’da sahneye çıktı. Belirgin hiçbir sebep yokken, seyir defterine “Apaçık belli ki, seyir defterimin sayfalarını çok hızlı tüketiyorum” yazdı ve artık her satırlık boşluğa iki satır sığdırarak devam edeceğini ekledi. Birinci seyir defterine küçücük el yazısı ile sayfa başına binden fazla kelime sığdırabiliyordu bu şekilde. Bu gerçekten tuhaftı. Çünkü bir no’lu seyir de erinde halen 150 boş sayfa olduğu gibi, hiç dokunulmamış iki adet daha yedek boş seyir defteri vardı.
Apaçık belliydi ki, seyir defterinin sayfalarını tüketiyor değildi, eğer başka bir amaç için yedeklemek ihtiyacında değilse...
Aralığın ikinci haftası, 6 Aralık Cuma gününden itibaren sırtı beyaz bantlı ikinci seyir de erine sahte mevki bilgilerini girmeye başladı, sanki yarışa devam ediyormuş gibi. Ardından 10 Aralık’ta, sahte ve başarılı yeni seyir bilgilerini veren coşku dolu ilk telgrafını çekti.
11 Aralık’ta gelen bir telsiz-telefon aramasında hevesle yeni sahte seyir bilgilerini sıraladı.
Daily Mirror’ın bu bilgiler üzerinden yaptığı haber çok havalıydı: “Yalnız denizci yeni bir rekor iddiasında...”.
Haberde Crowhurst, önceki pazar 243 mil yaptığını ve bu mesafenin tek başına seyir yapan bir yelkencinin 24 saatte yaptığı en iyi derece olduğunu iddia ediyordu. Yine habere göre Crowhurst Ekvator’u güneye doğru geçmiş, Cape Town’a doğru hızla yol alıyordu. Üç gün sonra, yarışın da sponsoru olan Sunday Times gazetesinde haberdi. Telsiz bağlantısındaki açıklamalarında coştukça coşuyordu. Ama bu coşku dalgasına yakalanmayan birkaç isim de yok değildi.
Yarış Komitesi Başkanı Sir Francis Chichester, Sunday Times’i aradı ve Crowhurst’u ‘biraz şakacı” bulduğunu söylese de Sunday Times iddiayı mantıksız buldu ve reddetti.
Yarış organizatörlerine navigasyon danışmanlığı yapan tecrübeli Kaptan Craig Rich, daha önce bu yolcuğunu tek başına yapan Chichester’ın hızını baz alarak hazırladığı karşılaştırmalı bir performans çizelgesi tutuyordu. Bu çizelgeye göre, Crowhurst Atlas Okyanusu’nda adeta bir yo-yo gibi zıplayarak ilerliyordu. Crowhurst’e toz kondurmamaya kararlı Sunday Times, bu rapordan da sadece kaptan Rich’in bu olağanüstü performansa şaşırdığını anlattığı kısmını yayınladı. Çuvala sığmakta zorlanan mızrak, sivri ucunu bir yerlerden göstermekte ısrarlıydı.
Observer’ın denizcilik muhabiri Frank Page çok daha açık konuştu: “Samimi ancak tipik bir Crowhurst iddiası... Şu anda dördüncü sırada ve kötü bir yalan söylüyor.” Yine de İngiliz basınının kalbi olan Fleet Street ve denizcilik dünyası Crowhurst’ün hikayesine inanmıştı.
Crowhurst bu sırada, rotası üzerindeki gemilerce görülüp hilesi meydana çıkmaması için, sahte rotası üzerinde zigzaglar çizmekle meşguldü.
Aslında kalkıştığı büyük hile (sizin, bizim ve kendisinin dahi tahmin etmeyeceği bir yerden) açık veriyordu. Allah’tan, verdiği bu açık seyir defterleri bulunup incelenmeden kimsenin göremeyeceği bir açıktı. Yarışın navigasyon danışmanı kaptan Rich bunu sonradan İngiltere’de defterleri incelerken fark etmişti. Bir hafta boyunca seyir defterine girilen kayıtlar hep aynı kurşun kalemle yazılmıştı. Bu bir haftalık kayıt boyunca kurşun kalemin keskinliğinde hiçbir değişiklik görülmüyordu. Yazım stili ve hızında, böyle büyük dalgalı denizlerde ve böylesine zor bir seyir esnasında olması beklenen değişiklikler, yanlışlar, karalamalar yoktu. Sanki bir haftalık kaydın hepsi, sakin bir koyun güvenli bir köşesinde nazlı nazlı salınan bir teknede, bir gecede girilmişti. Muhtemelen öyleydi de...
 

Gizli mola, teatral performans

Ocak ayının sonuna doğru ne
yöne gideceği konusunda kararsızdı. Kararsızlık içinde önce güneybatıya, sonra güneydoğuya doğru amaçsızca bir haftayı aşkın yaptığı seyirden sonra rotayı River Plate Nehri’nin ağzına çevirdi. Bu kez karaya çıkmaya kararlıydı. Gittikçe büyüyen temel sorununu çözmek için tekneyi karaya almaya karar vermişti. Sağ gövdedeki çatlak günden güne genişliyordu.
Küçük bir sahil yerleşimi arıyordu. Tamir için gerekli ağaç ve diğer malzemeleri bulabileceği kadar büyük, orada bulunduğu gizli kalacak kadar
da küçük. Karaya çıkmak için olası yerleşimler arası günler süren kararsız seyirlerden sonra River Plate Nehri’ni besleyen kollardan Rio Salado’nun ağzındaki yerleşime karar verdi. Gelgit hesaplarını yaptı. Sabah 08:30’da, sular yüksek seviyedeyken 1 metreye demirini attı. Kısa süre sonra tekne kumların üzerindeydi.
Burada sahil güvenliğe, Donald Charles Alfred Crowhurst olan tam isminin sadece ‘Charles Alfred’ kısmını ibraz ederek bir Fransız denizci kimliğine büründü. Dört ay önce bir yat yarışı için İngiltere’den yola çıkmıştı. Horn Burnu’nu dönmüştü ve şimdi dönüş yolundaydı. Bir ay içinde ulaşırsa, yarışın galibi olarak İngiltere’de bekleniyordu. Ama şu sancak gövdedeki lanet olası çatlak onu yolda Atlantik’in sularına gömebilirdi.
Küçük yerleşim Rio Salado’da sahil güvenlik, emekli subaylar ve yörenin denizcileri bu yabancıya yardım etmek için seferber oldular. Onlara ustaca bir tiyatro oynadı. Bulundukları yerde telefon yoktu. Yarış komitesine haber vermesi ve talimatları varsa alması için 60 mil ötedeki küçük bir yerleşime götürmeyi teklif ettiklerinde, onlara önce “Burada olduğum anlaşılırsa, yarıştan diskalifiye edilirim” diye bağırdı. Hemen ardından sakin ve neşeli bir sesle ekledi “Ya da diskalifiye olursam, buradan Buenos Aires’e gider iyi vakit geçirir, oradan da Rio de Janerio’ya devam ederim.”
Böylece hem bu zorunlu molanın gizli kalması konusunda arzusunu bildirmiş hem de aslında duyulup diskalifiye olmaktan o kadar da çekinmediğini göstermiş oluyordu. Açıkçası, ikna edici bir teatral performanstı. Ama aynı performansın başka bir anında, ne kadar meteliksiz kaldığını da anlattığı için, bu olası diskalifiye sonrası eğlenceli yolculuğu nasıl finanse edeceğinden bahsetmedi.
Mart’ın 8’inde Teignmouth Electron, çatlak tamir edilmiş olarak Rio Salado’dan palamarlarını çözdü ve tekrar yola koyuldu.
Bu kadar yaklaşmışken ve tekne
de elden geçmişken güneye doğru
biraz inip, Kükreyen Kırklar’ın tadına bakmak istiyordu. Ayrıca ticari gemilerin rotalarından uzak kalacak, bu ıssız denizlerde yakalanma ihtimaline karşı güvende olacaktı. Ancak Rio Salado Deltası’ndan çıktığı gibi dümeni kuzeydoğuya kırdı. Sahil güvenliğin tahmini görüş menzilinden çıktığına emin olup güneye döndü.
Tam o sıralarda yarışta garip bir olay gerçekleşti. Yarıştaki konumu çok iyi durumda olan Bernard Moitessier, yarışı terk etmeye karar verdi. Gerekçelerini anlattığı mektubu bir konserve kutusuna koyup, sapanla yanından geçen bir geminin güvertesine attı. Şöyleydi ilk paragrafı: “Bana yakınlarda direğe tırmanıp sonra da kafa üstü düşüp düşmediğimi soracaksınız. Doğru, düşmedim. Açıklamak çok zor. Açıklayamayacağınız bazı şeyler. Çünkü çok basitler...”
Böyle diyordu ama yine de “Sahte tanrılarla dolu İngiltere’ye dönme arzusu kalmadığını söyleyerek” uzun uzun açıklıyordu kendisini bu karara götüren süreci. Özetle, artık kendi içindeki yolculuğa devam etmek istiyordu.
Moitessier’nin yarışı terketmesiyle geriye Knox-Johnston, Tetley ve Crowhurst kalmıştı.
Nisan’ın 6’sında Knox-Johnston yanından geçen bir tanker tarafından görülerek rapor edildi. Bunun üzerine hemen zaferle sonuçlanacak dönüşü için hazırlıklar başladı. Çünkü rapor edildiği mevki göz önüne alındığında şüpheye mahal bırakmayacak şekilde Golden Globe’u kazanacağı açıktı. Ancak yolculuktaki günlük 96,5 millik ortalama hızı para ödülü olan 5.000 pound’u kazanması için yeterli değildi.
Öte yanda Tetley, 20 Mart’ı takip eden günlerde Horn Burnu’nu başarıyla dönmüş, Falkland Adaları’nın kuzeyinde boş boş gezinen Crowhurst’e yaklaşık 150 mil uzakta, Atlantik’te kuzeye doğru tırmanmaya başlamıştı. An itibariyle Crowhurst için beklemekten başka yapacak bir şey yoktu.
Crowhurst’ün, yarışın ve denizciliğin gündelik dilinden soyut konulara kaymaya başladığı günlerdi. Einstein’in izafiyet teorisi üzerine saatlerce düşünüyor, seyir defterine uzun yorumlar yazıyordu. Ünlü fizikçinin uzay-zaman terimini açıkladığı metinlere büyük anlamlar yüklüyor, terimin kimi tezlerinde neredeyse Tanrı iddiası görüyordu. Crowhurst, bir Yehova Şahidi olan annesinin dindarca baskısını reddetmişti. Ancak anlaşılan o ki, o boşluğu dolduracak yeni ve kutsal bir şeyler arayışındaydı. Bu da Einstein ve İzafiyet Teorisi’ydi.
Öte yanda yarışa dönersek, Knox- Johnston İngiltere’ye ulaşmıştı ve eve ilk dönen yarışçı olarak Golden Globe’un kesin sahibiydi. Ama en hızlı devrialem ve 5.000 pound’luk ödül için kalan iki trimaran yarışçısı ile (Tetley ve Crowhurst) yarış halindeydi.
Tetley’in destekçileri Crowhurst’ten gelen mucizevi pozisyon bilgileri ile hayal kırıklığı içindeydiler, üstelik tam da açık favori olarak görülürken.
Birer birer herkesin şüphelenenler kampına katıldığı bu günlerde, ona halen ısrarla güvenen, hatta gurur ve hayranlıkla dolup taşan bir kişi vardı: Rodney Hallworth. “Donald, zamanımızın en muhteşem yarışçılarından biri olduğunu kanıtlıyor” diyordu.
Crowhurst, Horn Burnu’nu döndüğünü (!) haber verdiği telgrafını takip eden üç günü endişeli bir bekleyişle geçirdi. Zira gelecek cevap Rio Salado’da rapor edilip edilmediği ya da bir gemi tarafından görülüp görülmediğini de gösterecekti.
Üç günün sonunda gelen cevap rahatlatıcıydı: “Tetley’in sadece iki hafta arkasındasın. İyi haberi foto finiş verecek. Robin’in durumu bu son iki haftaya bağlı -Rodney.”
Gelen not rahatlatıcı ama çok da açıklayıcı değildi. Güncel zamanlı Horn Burnu geçişine göre mi Tetley’in iki hafta arkasındaydı, yoksa yarışta geçen süreye göre mi? Ayrıca Moitessier nerelerdeydi, ona ne olmuştu? Bu soruların cevabını hemen alamadı. Çünkü takip eden birkaç gün, Rodney’in telgraf yollama girişimlerini bile kabul etmediği bir sessizliğe gömülmeye karar vermişti.
Nisan’ın 18’inde İngiltere’deki radyo istasyonunun direkt telsiz bağlantısını kabul ederek bu sessizliğe bir ara verdi. Bu bağlantıda Moitessier’nin yarışı terk ettiğini ve Tetley’in kesin pozisyonunu öğrendi. Artık bu bilgilerle, kendi nihai planlarını yapmaya başlayabilirdi.
Bu arada bütün bunlar olup biterken kuzeye doğru istikrarla tırmanmaya devam ediyordu. Yaklaşık olarak Buenos Aires hizasındaydı ve önemli bir problemi çözmesi gerekiyordu. Gerçekteki rotası ile sözde rotasını artık buluşturması şarttı. Bunu da gemilerin vızır vızır işlediği ticari rotaya dönmeden yapması gerekiyordu.
Kendi kendiyle olan randevusunu yaklaşık olarak Falkland Adaları’nın 1.000 mil Kuzeydoğusu, Buenos Aires’in de 700 mil doğusundaki bir noktada gerçekleştirdi.
Devam eden günlerin çoğunu Clare ile bağlantı kurmaya çalışarak geçirdi. Ama doğrudan telefon görüşmesi yapmak istiyordu. Telsiz/telgraf iletişimi açısından ise tam bir sessizliğe gömülmüştü. Bu da İngiltere’de son pozisyonu, yarışa devam edip etmediği konusunda soru işaretleri yaratıyordu. Sonunda, 30 Nisan’da üç haftalık sessizliği bozarak eve yarışa devam ettiğini bildiren bir telgraf çekti. Ardından BBC’ye de bir telgraf yollayarak deklarasyonu tekrarladı, Knox-Johnston’a tebriklerini de ekleyerek.
Aslında bu telgrafı ile her ne kadar ‘Golden Globe’ Knox-Johnston tarafından kazanılmış olsa da, tamamlanmış zaman kriteri üzerinde yarışın devam ettiğini ima ediyordu. Ama devam eden dört gün boyunca yarışmak bir yana, neredeyse sabit kaldı. Hatta teknesinin rüzgârla güneye doğru sürüklenmesine göz yumdu. Sanki Tetley’e karşı dürüst olmayacak bir zaferden kaçmaya çalışıyordu. Oysa önceki günlerde Hallworth telgrafında ‘İyi haberi foto finiş verecek’ diyerek zaten Tetley ile hemen hemen eşit şansa sahip olduklarının bilgisini vermişti.
Ya hesaplarında bir hata vardı ya da bilinçli veya bilinçsizce, Tetley’e karşı kaybetmeye uğraşıyordu.
Bu son ihtimal Crowhurst’ün Atlantik’ten yukarı sarsak ve amaçsız tırmanışını açıklıyordu. Tetley’e karşı kaybetmesi -bu yarışa giriş nedeni olan- 5.000 pound’u kaybetmesi anlamına geliyordu. Ancak bu kayıp, çok önemli bir avantajı taşıyordu içinde. Kaybederse hiç kimse seyir defterlerini inceleme ihtiyacı duymayacaktı. Aynı zamanda Tetley ile çok yakın bir finiş, gazetelerde heyecan verici başlıklar demekti ve iflasın eşiğindeki işlerini toparlayacak popülariteyi getirecekti.
Mayısın 4’ünden itibaren ciddiyetle kuzeye tırmanmaya başladı. Öte yanda 45 yaşındaki Teğmen Tetley’in teknesi de Crowhurst’ünkü gibi bir trimarandı ve yapısal olarak hemen hemen birebirdi. Hatta o kadar ki, yarattıkları problemler bile aynıydı. Victress isimli trimaranın heçleri de ciddi şekilde su sızdırıyordu. Ön kabinlere suyu tahliye edebilmek için küçük delikler açmak zorunda kalmıştı. Teknesi günden güne dağılıyordu. Güverte birkaç yerden bel vermeye başlamıştı. İskele gövdenin jelkotu boydan boya çatlaklarla doluydu. Ama bir mola verip teknesini tamir etmeyi aklından bile geçirmiyordu.
Ama 30.000 millik yarışın finişine 1.200 mil kala Azor Adaları yakınında bir fırtınaya yakalandı. 21 Mayıs gece yarısından sonra, fırtınanın ortasında seyrederken, iskele gövdeyi ana gövdeye bağlayan bağlantılardan pruvadaki kırıldı ve gövdenin ön ucu olanca şiddetiyle ana gövdeye çarptı. Sular teknenin içine hücum etti ve doldurdu. Her şey saniyeler içinde gerçekleşti. Yaklaşık 5 dakika sonra, cansalının içinde kurtarılmayı bekleyen Tetley, yavaş yavaş Kuzey Atlantik’in sularına gömülen teknesini seyrediyordu.
Tetley kurtarıldı ve İngiltere’ye döndü. Teknesi ise Atlantik’in binlerce metre derinliğinde sonsuz uykusuna... Victress’in daldığı uykuysa Crowhurst’ün uykusunu sonsuza dek kaçırdı. Tetley’in teknesi batmamış olsaydı, eşit şartlarda yarışmaya devam edecekler, ince hesaplamalar sayesinde Tetley’e az farkla geçilecekti. Böylelikle kendisi ve seyir defterleri yarış komitesinin dikkatinden uzak kalacaktı.
Ancak rakibinin devreden çıkmasıyla artık tüm gözler üzerindeydi. Knox- Johnston’a karşı kaybetmeyi garantilemek için okyanusta iki aydan fazla amaçsızca gezinmesi gerekiyordu. Bu ise, güvenilirlik sınırlarını aşan bir hareket olacaktı. Bu sefer bambaşka şüphelerle dikkatleri üzerine çekecekti. Çıkış yolları rakip teknenin batışıyla kapanmıştı. Sonunda, Tetley’in başına gelen felaketin haberini aldıktan tam bir ay sonra, tamamen yeni ve kökten bir çıkış yolu buldu: Yarışmaktan vazgeçti.
Zihninde oluşturduğu felsefi düşünceleri yorumladığı, kendi iç dünyasına çekildi.
Mayıs’ın 29’unda diğer tüm problemleri önemsiz kılan yeni bir sorun sahneye çıktı. Marconi Kestrel Radyo vericisinin güç adaptörü kısmen bozuldu. Canı isterse çalışıyordu. Bu, Crowhurst için yıkıcı bir haberdi. Zira bu verici Clare ile direkt konuşma yapabilme imkanı sağlıyordu. Medeni dünya ile bağlantısının sürekliliği tehlikedeydi. Bu durum aynı zamanda gerçeklikten kopuş anlamına geliyordu.
Ekvator’u geçip, Doldrumlar Bölgesi’ne girdiği, kuzeydoğu ticaret rüzgârlarını yakaladığı günlerdi. Bundan böyle, otopilotu bozuk olsa bile, dümeni bağlayıp bocurum ve floğu ayarlayarak uzun stabil seyirler yapabilecekti. Performansın, süratin önemi kalmamıştı. Ne de olsa artık yetişmesi gereken bir finiş yoktu. Bu arada tamamen bozulmuş olan radyo vericisini tamir etmeye çalışıyordu. Çalışırken de, telsiz üzerinde yarış yorumlarını dinliyor, doğal olarak cevaplayamadığı telgrafları almaya devam ediyordu.
BBC’den Donald Kerr gidişatı için tebrik ediyor, dönüşünü bir TV programı haline getirme planından bahsediyordu. Hatta finişe varmasından dört-beş gün önce Azorlar civarında, bir tekne ya da helikopter ile karşılayıp, kalan yolculuğu filme çekmeyi teklif ediyordu. Crowhurst, dünyanın dikkatinden kaçmaya çalıştıkça bekleyenlerin dönüşüne dair coşkusu büyüyordu.
Kerr’in telgrafına cevabını 21 Haziran geceyarısı teybe kaydetti. Yarıştaki varlığından tamamen kopuşundan, yolculuğa dair terminolojiyi terk edip felsefi tefekkür denizine dalışından yalnızca 60 saat önce...
Bir gün sonra, sabah erken saatlerde üzerinde günlerdir çalıştığı radyo vericisini yeniden çalıştırmayı başardı. BBC, Rodney Hallworth ve eşi Clare’e mesajlar yolladı. Bu devasa problemin üstesinden gelmenin, bu önemli zaferin mutluluğu ile bütün gün teknede dolandı durdu. Coşkusu sakince oturmasına engel oluyordu.
Ancak 22 Haziran sabahı kalktığında zaferle gelen iyimserlik havası dağıldı.
Tatsız bir zihin açıklığı, önündeki tablonun karanlığını aniden ve açıkça gösterdi ona. Mors alfabesi ile İngiltere’ye gönderdiği üç-beş mesajın, kendisini bekleyen büyük sınava ilaç olmayacağını fark etti. Felaketi açık seçik ufukta, İngiltere’de onu bekliyordu.
Bu arada Clare ile gerçek bir konuşma yapmak, sesini duyabilmek için müthiş bir arzu duyuyordu. Küçük Shannon radyo vericisini yüksek frekans-uzun dalga bir telsiz aktarıcısı olarak çalıştırabilmek için bir tam gün uğraştı ancak başaramadı. Moralini ayakta tutacak kaleler birer birer yıkılıyordu. Ticaret rüzgârları kuşağından çıkmak üzereydi. At Enlemleri de denilen 30 ̊ enlemine ulaşmıştı ve haliyle günden güne yavaşlıyordu.
Bermuda Adaları’nı çevreleyen Sargasso Denizi’nde yeni bir deniz hayvanı keşfetti. Daha doğrusu ilk defa karşılaştı. 23 Haziran’da bu esrarengiz hayvanla olan kısa arkadaşlığını, onu yaşatma çabasını ve sonunda ölmesini; gergin, zorlanan ve artık gerçek duygusal durumunu saklayamayan bir ton ile teybe kaydetti. Bu kayıt onun son teyp kaydıydı. Muhtemelen, bu dünyada konuştuğu son kelimelerdi.
 

Büyük vazgeçiş

23 Haziran, Crowhurst’ün bir denizci olarak seyirdeki rasyonel davranışlarının tümüne son verdiği gündü. Öğleden sonra son güneş gözlemini seyir de erine girdi. O günden sonra bir daha düzenli seyir kaydı tutmadı. Yelkenlere trim yapmaya bile yeltenmedi. Tekneyi Sargasso Denizi’nde tembel tembel süzülmeye bıraktı. Kısaca; vazgeçmişti.
Eğer bu vazgeçişin temelinde, yaptığı hilenin sonuçlarından asla kaçamayacağı gerçeği ile artık yüzleşmesi yatıyorsa, kesinlikle haklıydı.
Zira zihnindeki şüphelerle Portekiz’e tatile giden Sir Francis Chichester, oradayken Yarış Komitesi Başkanı olarak, Sunday Times sekreteryasından Robert Riddell’e Crowhurst için soruşturma açılması talebini bir mektup yazarak iletmişti.
24’ünde algıladığı yeni büyük gerçeği yazmaya başladı 2 no’lu seyir defterine. Güçlü bir dürtü, sanki onu uzun felsefi vasiyetine başlamaya zorluyordu. O hafta 25.000 kelime yazdı seyir defterine. Dünyaya verilmesi gereken bir mesajı vardı ve önünde tamamını yazmak için sadece yedi gün kaldığını hissetmişti sanki. Gayet aklı başında olarak başladığı yazma sürecinde, sayfalar bittikçe kontrolünü kaybediyor, gerçeklikten günden güne kopuyordu.
Bu kopuş teknenin her noktasında görülüyordu. Kamara bir bekar evi dağınıklığında; yatağı ise, üzerine lahana suyu dökülmüş, sonra da orada fermente olmaya bırakılmış gibi kokuyordu. Birkaç günlük bulaşıklar lavabo çevresinde birikmiş, aylardır kullanılmamış gibi görünen can yeleği ve emniyet halatı kıç portuca öylesine atılmıştı.
Seyir defterleri, vericiyi tamir etmek için kullandığı bir sürü ıvır zıvırla birlikte, iskele taraftaki küçük masanın karmaşasında zorlukla seçiliyordu. Vanalar, transistörler, kulaklıklar, bakır kablo demetleri her yere saçılmış durumdaydı.
“Einstein -bir Yahudi- Tanrı’nın yüzü, veya İsa-Mesih? Yahudiler’e kurtuluşu getiren kral? Nükleer Güç! Kehanetin Gizemi!
Aklın uzun yürüyüşü. İnsanoğlunun gelişim aşamaları, eğitimin aşamaları gibi: Elementary (Başlangıç), Secondary (Orta dereceli), Advanced (İleri seviye). İleri seviyeye ulaşana kadar gerçek bir sınıflandırma mümkün değil – durmuş bir zihine şu anki seviyesi ileri seviye gibi geliyor daima. Özgür bir zihine ise, şimdiki seviyesi daima başlangıç seviyesi gibi gelir“
Yazdığı 25.000 kelimenin genel çizgisi buydu. Teorisine göre kendisininkinin de dahil olduğu ileri seviyeye ulaşmış zihinler, normal fiziksel kısıtlamalardan kurtulmuş zihinlerdi. Ancak onlar kurtuluş ve kehanetin sırrına ulaşabilirdi. Hâlâ; rüzgârları, gel-gitleri, dünya turunu düşünmeye devam eden durmuş zihinler, bu yeni mucizeyi asla kavrayamazlardı.
İnsanlığın toplam zekası istikrarla büyüyor ve gelişiyordu. İsa, Galileo ve Einstein gibi adamların yeni düşünceler ve fikirlerle insanlığın durağanlaşmış toplam aklını yerinden oynatan cesaretlerine şükran duyuyordu. Onların düşünce yapıları sayesinde insan soyunun gelişim süreci hızlanmış, birikmiş bilgi dağarcığımız ile insanlık; eski, durağan ve bedenin fiziksel varlığına bağımlı eski düşünce sistemini tasfiye edecek o büyük değişime hazır hale gelmişti. Bu, aklın özgürleşmesi ya da bedensel varlığından kurtulup, soyut bir varlığa sıçrayışı anlamına geliyordu.
İddiasına göre; zihnini ve bedenini –istediği zaman- fiziksel varlığından kurtarma gücüne sahipti. Bedeninden ayrılmış bir ruh olarak teknesi Teignmouth Electron’dan ayrılıp uçabiliyordu. Yani iddia ediyordu.
Tüm bu coşkun düşünceler Crowhurst’ün teorisini özüne döndürüyordu. İstediği zaman bedenini terk edebilir, o gizemli kutsal evrene geçebilirdi. İçinde bulunduğu çözümsüz çıkmazdan kaçışı kuramlaştırmaya çalışıyordu.
Bu maddesel dünyadaki başarısız olduğu yarışı geçmişte bırakıp, daha yüksek bir düzlemde yeni bir meydan okumaya girişebilirdi. Cambridge için orduyu, Electron Utilisation’ı kurmak için Mullards’ı ve dünya turu yapan bir kahraman denizci olmak için Electron Utilisation’ı terk etmişti. Paranın, rüzgârların, sızıntı yapan heçlerin veya olası zaferini gölgeleyecek sahte seyir de erlerinin yorucu gerçekliğinden uzak yeni bir varoluş için; artık yarışı, teknesini ve başarısız, hileli yolculuğunun tüm bu trajik karmaşasını terk edebilirdi.
Tüm bu kuramlar, kendine hazırlamakta olduğu sonun açık işaretleriydi.
2. Bölüm: http://www.navigamagazin.com/yazi/472/okyanuslarin-onurlu-duzenbazi-donald-croWhurst-(2).html
 
           
 
SİTEDE ARA
               
Naviga Yayınları
 
 
 
HAVA DURUMU
 
 
 
 
 
FIRTINA TAKVİMİ

06 Kasım Kuş Geçimi

07 Kasım Kasım Fırtınası

12 Kasım Lodos

16 Kasım Koç Katımı (3 gün)

23 Kasım Güney Rüzgârları

28 Kasım Ülker Dönümü

TAKVİM
 
 
NAVİGA ÜYELİK
okuyucu@navigamagazin.com Adres: Kalamış Fener Cad. İskele Sok. (Gamze Sok.) No: 2 Kalamış 34025 Kadıköy-İ
NAVİGA E-BÜLTEN
 
Tasarım & Kodlama: Tekklik Bulut ve Internet Hizmetleri