Popüler Konular : Bodrum'un yarışı baş... | İzmir'in gezgin komo... | Ekim Sayısı Bayilerd... |
İzmir'in gezgin komodoru
Naviga
29.09.2017
A | a
İzmir'in gezgin komodoru

İzmir’in gezgin komodoru
İzmir’de denizciliğin gelişmesi için pek çok projede ön sıralarda yer almış, 2004 yılında EAYK’ın komodorluğunu üstlenmiş Turgut Ayker. Deniz tutkusunu gezilerde olduğu kadar yarışırlarda da paylaşan eşiyle seyrediyor İzmir Körfezi’nde. Kendini gezi yelkencisi diye tanımlıyor ama one design yarışlara katılmayı ihmal etmiyor. Yaşanan sorunları sadece izlemeyip çözüm üretmeye çalışıyor. Kısacası denizle yaşıyor ve yaşlanıyor…
Yazı: Ayşegül Bakış
 
Denizle ilişkiniz nasıl başladı?
Yüzmeyi 1960’ların ilk yarısında rahmetli eniştem, o zamanlar tertemiz olan İzmir’in İnciraltı plajında öğretmişti. İlk yelkenli seyrim ise 1970’li yıllarda Foça ve Kuşadası Fransız tatil köylerinde olaylı bir şekilde başlamıştı. O kadar çok istiyordum ki, bilmememe rağmen, ilkinde Foça’dan yalan söyleyerek bindiğim centerboard tekne ile açığa sürüklenmiştim. Ancak daha sonra kendi kendime öğrendim.
 
İlk teknenizin özellikleri nelerdi?
İlk teknemi 1980 yapımı, 7,5 metre boyunda, Bozburun yapısı direksiz küçük bir motor gulet idi. Urla’da yarı batık halde aldığım bu tekneyi kamyon üstünde o zamanki Balçova’da bir ustaya tamir için verdim. Tam 1,5 yıl ve aldığım bedelin 10-15 misline mal olan bu tekne ile başıma binbir olay gelerek İzmir Pasaport’dan Çeşme Dalyanköy’e kadar gidebilmiştim. Tekne ertesi hafta orada birileri (sarhoş veya balıkçı olduklarından şüphelenmiştik) tarafından batırıldı ve daha sonra Altınyunus’ta karaya çekilerek uzun süre bekçi evi hizmeti verdi ve karada park parasına satmak zorunda kaldım. Ancak, tüm zorluklara rağmen yaptığımız seferin bende yarattığı muhteşem duyguyu hayatım boyunca unutamadım. O seyirde rahmetli babam, Bilhan Merzeci Ağabeyimize (Şimdi EAYK Viskomodoru, Bay B teknesi sahibi) aynı seyirde uzaktan da olsa aman bu deli oğlanı izle demişti. Bilhan Ağabey de bu sebepten 8-10 saatlik yolu 14 saatte gitmek zorunda kalmıştı. Seyrin ortasından itibaren şanzıman yağını motor altından toplayıp toplayıp tekrar yukarıdan doldurmak zorunda kaldık. Karaburun Feneri’nden sonra yavaş yavaş bütün tahtaları düşen ve Eşek Adası’na varmadan yok olan dümenimizin orta milini havlularla kullandık. Bembeyaz minderlerle çıktığımız yolculuğu, gözlük kısmı hariç kunta kinte gibi simsiyah bitirerek Dalyanköy’e zar zor ulaşabildik. Daha sonra şimdi Norm teknesi ile yarışan arkadaşım Fatih Uysal ile ortak satın aldığımız Tacar 7,40 cigarette modeli sürat teknesi idi. Aynı zamanda amcamın iki tırhandilinden birinde eşim ve çocuklarım ile bir yaz boyunca kaldık. Arkasından 12,5 metre Şile yapımı kestane ağacı guletim oldu. Daha sonra 1995’de ilk ciddi yelkenli yatımız New Life (Dufour 12000ct, 1982 yapımı, keç arma) oldu. Son iki yıldır da şimdiki teknemiz (adı yine New Life) Bavaria 42 Cruiser ile geziyoruz.
 
Yat sınıfında ne zaman yarışmaya başladınız?
2002 yılından beri. Ben esas olarak yarışçı değil, gezi yelkencisiyim.
 
Şu an hâlâ New Life ile yarışlara katılıyor musunuz?
Evet, eğer teknem Çeşme’de veya İzmir’de ise New Life ile değilse, Beneteau First Class 7,5 metre olan teknemiz Calantores ile ve zaman zaman da arkadaşlarımızın tekneleri ile imkan yaratabildikçe yarışlara katılıyorum.
 
En sevdiğiniz yarış ve parkur hangisi?
Çeşme-Foça-İzmir yarışları hem yarış zevki hem de parkur olarak ben dahil yöremizde en çok sevilen yarışlardır.
 
En uzun seyriniz nereden nereye kadardı?
Port Said (Mısır)’dan Göcek’e kadar üç gün süren seyrimiz en uzunu. Bir de sert havada Dubrovnik’ten (Hırvatistan), Korfu Adası’na (Yunanistan) yolculuğumuz var.
 
Yarış dışında yatla yaptığınız gezi anılarınızın olduğu bir site hazırlamışsınız. Yarış mı gezi mi size en çok keyif veriyor?
İkisi bence birbirinden tamamen ayrı ve her ikisi de son derece zevkli. Ama ben teknede yaşamayı çok sevdiğim ve gezen tekne hem yapısı hem de düzeni ve yükü itibarı ile daha çok seyir yapıyorum. Diğer taraftan bu sebeple arkadaşlarımızla ortak ayrı bir yarış teknemiz de var. Hangi sınıfta olursa olsun, ciddi yarışan teknelerin gezi amacıyla kullanılmaları oldukça zor, hatta bence imkansızdır. Yarışan teknelerde diş fırçası bile ağırlık olarak kabul edilirken, bir gezi için evimizdekine benzer bir düzeni ve gezi teknesi için gerekli çıpaları, uzun zincirleri, tenteleri, döşemeleri, filika düzenini, outboard’u kurabilmek uzun saatler hatta günler alır. Üstelik yarışan teknelerin mutfaklarından, tuvaletlerine kadar her bölümü ekip tarafından hem de alelacele kullanılır, daha çabuk arıza yapar. Yataklar bile yerinde yoktur, onun yerine her yerde yelkenler, halatlar, makaralar durur. Sadece bu sebepler bile eşlerimizin tekneyi evleri gibi benimsemesi için yeterli engellerdir. Ama ben eşimle yarıştığım ve küçük bir ekimiz olduğu için bunu aştığımı zannediyorum. Bu sporu yapmamda eşimin denize olan sevgisi en büyük faktör. Uzun yıllar en soğuk ve yağmurlu kış günleri bile cumartesi akşamları çocuklarla gidip teknede kalırdık. Yemek masasının üzerinde bilgisayarda DVD seyreder, ocakta pişirdiğimiz kestaneleri yerken, salon koltuğunda ortamızda çocuklarımızla uyuyup kaldığımız günleri ikimiz de çok özlüyoruz. Şimdi artık ben, eşim ve teknemiz üç kişi kaldık ve birimiz eksik kalırsa denize çıkamıyoruz. Eşim teknede yaşamayı sevdiği kadar, yarışı da sever.
Keşke gezgin Korsan’a benzer etkinlikler veya aile sınıfı yarışlar bölgemizde de olsa... Üstelik kulüplerin bu sayede çok şeyler kazanacaklarına da inanıyorum ama düşünürek iyi hazırlanmak (basit kurallar, rota, ekip, yarış ücreti ve rating hesaplaması gibi) lazım bence...
 
EAYK’da komodorluk görevini üstlenmişsiniz. Hangi yıllardı, hâlâ EAYK’ta aktif olarak görev alıyor musunuz?
Bizim kulübümüzde seçimler yılda bir yapılır. 2004 yılında kulübümüzün komodorluğunu yaptım. Şu anda da denetim kurulu üyesiyim.
 
Denizde korktuğunuz bir anınız ya da ciddi bir arızanız oldu mu?
Açıkçası korkmamı gerektirecek birçok olay yaşadım. Ancak özellikle hem eşim, hem de çocuklarımın sakin olmaları ve teknemize güvenmeleri sebebiyle gerçek korku yaşamadım. Örneğin 10-12 yıl önce eski New Life teknemiz ile Karaburun Feneri yönünden Altınyunus’a doğru çok güzel bir havada asimetrik, full ana ve mizena yelken ile seyir yaparken -ki teknede eşim, ben ve sadece 8-10 yaşlarında çocuklarım ile birlikteydik-  rüzgâr yön değiştirip aniden fırtınaya döndü. Asimetrik yelken mandarı direk tepesinde takıldı. Bu sefer tekne tamamen bayılarak balon suyun içinde Şifne kayalıklarına doğru sürüklenmeye başladık. Hava da tamamen kararmıştı. Oğlumun o küçük yaşına rağmen dümeni ele alması, eşim ve kızımın yardımı ile son anda balonu indirmeyi başararak kurtulmamızı hep korku ile hatırlarım.
 
Bu sporun içinde hem sporcu hem yönetici olarak yer almışsınız size en çok keyif veren hangisi?
Galiba yönetici olmamak ama yanlış anlaşılmasın. Aslında Ege Açıkdeniz Yat Kulübü’nde komodorluk son derece onurlu bir görev idi. Aslında yönetime aday bile değildim, Ama başta yönetimdeki arkadaşlarım olmak üzere tüm üyelerden aldığım desteği hiç unutamam. Ayrıca dört yılda Çeşme Yelken Kulübü’nde Tamer Taşkın döneminde yönetim kurulunda da görev almıştım. Ancak her iki görev de ancak özveri ile yapılabilecek görevler.
 
Yarış anılarınızdan sizde iz bırakanlardan birini bizimle paylaşır mısınız?
Komodor olduğum sene Foça’dan, İzmir Konak Pier’e balonla yarışırken bir ara nasılsa hem dümen hem de asimetrik balon ıskotası ben de idi. Telefonum çaldı ve o zamanki Güney Deniz Saha Komutanımız Sayın Lütfü Sancar Paşa beni aradı. Teknelerin balonla görüntüsü çok hoşuna gitmiş, komodor olmam sebebiyle tebrik etme nezaketini gösteriyordu. Zaten kendisi de o tarihten itibaren bizlere müthiş destek ve moral vermişti. Yarışlara bile katılmıştı. Ancak o ortamda ki telefon görüşmemi herhalde hiç unutamayacağım. Diğer ekip arkadaşlarım da donup beni seyredince hem elimi incittim hem de balonumuz yırtılmıştı.
 
Beneteau First 7.5 tekneler ile düzenlenen one design yarışlardan bahseder misiniz? Siz de organizasyonda yer aldınız mı yoksa sadece yarışçı olarak mı katıldınız?
Kulüp üyeleri olarak beş üye beş tekne satın aldık. Üstelik benim de ortağı olduğum Calantores teknesini de biz ayrıca beş arkadaş ortak aldık. Hem organizasyonu hem yarışçı olarak içinde yer aldım.
 
Sanal yarışların da sıkı takipçisi olarak isminize SYKT’nin listelerinde de rastladım. Sanal yarışlardaki performansınızdan memnun musunuz?
Herkese tavsiye ederim. Ancak iyi yarışçılık kadar iyi bilgisayar bilgisi de gerektirdiğini belirtmeliyim. Bense bu konuda tam bir felaketim.
 
İzmir’de yelkenci olmanın zorlukları neler?
Bugün 4 milyon nüfuslu bir şehir İzmir. İzmir körfezi yılın 12 ayı boyunca (hatta daha çok kış aylarında) yelken sporu için idealdir. Kapalı körfez olması sebebiyle fırtına olmadıkça tehlikeli olmaz. Peki, İzmir’de kaç yelkenli var. Herhalde bir veya iki elin parmaklarını geçmez. Peki marina, liman var mı? Levent Marina var. Kapasitesi ne? 80-100 tekne. Dolu mu? Eh işte, boş yer bulunabilir. Peki Levent Marina pontonları neden tam dolu değil? Çünkü sahibi Türk Silahlı Kuvvetleri Vakfı ve maalesef onlar Ankara’da yaşadıkları için sadece en yüksek kirayı verecek kişi onlar için önemli. İhaleye çıktığında EAYK olarak ne kadar çok uğraştığımızı çok iyi biliyorum. En iyi şahidimiz de aslında Sayın Lütfü Sancar Paşamızdı ama o da destek olmasına rağmen Ankara’daki yöneticilere ulaşamamıştık.
Her marina da olmazsa olmaz su, elektrik, tonozların ise sadece adı var. Benzin, mazot istasyonu, marin servis ve malzeme diye bir şeyler ise hiç yok. Marina tuvaletlerine pislikten giremezsiniz bile... Eh bir de mecburen İzmir’e geldiğinde teknesini bırakabileceği tek yer olan bu sığınağa yolu düşenler de fiyat, hizmet ve şartlar ne olursa olsun ödemek zorundalar nasılsa...
Küçük tekneler için liman, barınak var mı? Balıkçılar için epey var, amatör denizciler için ise hiç yok. Çekek yeri, tersane var mı? Görünürde eskiden Levent Marina vardı ama orası uzun süredir sadece saç gemiler ve feribotlara açık. Lift’in adı bile yok.
Eh koyacak yer olmayınca İzmir’de kim tekne sahibi olmaya heveslenir, kim İzmir’de körfeze yakınlaşır. Bu kadar sorun varken, zengin işi yatçılık ta neyin nesiymiş öyle... Bilmezler ki eski küçük otomobil fiyatına tekne almak ve amatörce bu hobiyi gerçekleştirmek de mümkün. Bilmezler ki, İngiltere de bile teknelerin % 80’i- % 90’ı böyledir. Onlar ne Çetin Kent’i, ne Küçük Tweety’yi, ne de ‘Sarıldım Minik Teknemin Halatına’ kitabının varlığını bilirler. İşte o zaman Çetin de onları bırakır ve Hisarönü’ne, Marmaris’e yerleşir. Kaç kişi Çetin gibi yapabilir?
4 Milyonluk Türkiye’nin en modern kabul edilen bir şehrinde dahi amatör denizcileri için bir dalgakıranı yoksa adı ve fiyatları marina olmaktan başka hiç bir şeyi olmayan tek marinası varsa o zaman bizim Bangladeş’ten, Somali’den farkımız ne Allah aşkına? Birileri bu saçmalığa el koymazsa maalesef daha yıllarca feryatlarımız milyonlarca bakar görmez gözün önünde İzmir’in sularında kaybolup gidecek. Kim faydalı olabilecek ise lütfen bir an evvel İzmir için bir şeyler yapsın, çok ama çok büyük iyilik yapmış olur.
 
 
 
 
           
 
SİTEDE ARA
               
Naviga Yayınları
 
 
 
HAVA DURUMU
 
 
 
 
 
FIRTINA TAKVİMİ

03 Ekim Kuş Geçimi
04 Ekim Koç Katımı
14 Ekim Meryem Ana
18 Ekim Kırlangıç
21 Ekim Bağ Bozumu
27 Ekim Balık (3 gün)
 

TAKVİM
21
EKİM
2017 İzmir Sonbahar Trofesi
Yer:Çeşme Marina
Tarih:
21
EKİM
TAYK-Duo II (VIII. Yıl)
Yer:Moda-Caddebostan-Adala
Tarih:
 
 
NAVİGA ÜYELİK
okuyucu@navigamagazin.com Adres: Kalamış Fener Cad. İskele Sok. (Gamze Sok.) No: 2 Kalamış 34025 Kadıköy-İ
NAVİGA E-BÜLTEN
 
Tasarım & Kodlama: Tekklik Bulut ve Internet Hizmetleri