Popüler Konular : Okyanusların onurlu ... | Koyuma da ağacıma da... | Marmaris'te hafta kö... | Kasım navigasyon... | ‘Büyük şehir’ felake... | Okyanusların onurlu ... |
Dünya turunun hakkını vermek
Naviga
5.08.2015
A | a
Dünya turunun hakkını vermek

İlk dünya turunu bitirmiş, ikincinin son etabi için yola çikmiş bir denizci Selçuk Karamanoğlu. Her iki yolculuğunda da teknesinde yaşadiği sorunlar ve türlü maceralar peşini birakmamiş. Yine de hem kendisi hem hayalleri, mavi dünyanin esiri olmaktan vazgeçmiyor.
Yazı: Ayşegül Bakış
 

Karamanoğlu soyadını duyunca hepimizin ilk aklına gelen Haluk Karamanoğlu oluyor. Karısı, çocuklarıyla yaptığı dünya turu ve halen Gökova’da verdiği denizcilik eğitimleriyle tanınan Haluk Karamanoğlu’nun ağabeyi Selçuk bey, belki de bu ailenin ismi en az duyulan üyesi. Bu, onun tercihleri sonucu olmuş. Amerika’da yaşamaya başladıktan sonra yelkene iyice merak sarıp çıktığı dünya turunu bizlere duyurmak için özel bir çaba sarf etmemiş. Bu bilinmezliğin altında en yalın haliyle tevazu yatıyor bana kalırsa. Selçuk Karamanoğlu’na göre bugünün teknolojisiyle dünya turu yapmak çocuk oyuncağı. Eh böyle düşünen birinin davullarla zurnalarla kendini ortaya atması da pek beklenmez. Ancak hikayesini dinledikçe işin o kadar basit olmadığını anlıyor ve Karamanoğlu’nun azmine hayran kalıyorsunuz. 


Noumea, Yeni Kaledonya’da Selçuk Karamanoğlu, eşi Catherine, oğulları Koray ve Maxime’le



Çok basitmiş

İstanbul’da büyüdük. Sandalımızla denize çıkardık, sonra motorlu küçük teknelere geçtik. Onlarla Adalar’a gitmek o zamanlar benim için büyük bir maceraydı. Yelken bezinden çadır yapar, zıpkınla balık avlardık. Ateşi yakıp balığı pişirdik mi keyfimize diyecek yoktu. 60’lı yıllarda babam bir tırhandil yaptırdı. Ailece İzmir’e gittik, amcamlar, babamlar, kuzenler... Bu yolculuk hayatımın en güzel anılarından biridir. Sadun Boro’nun Hürriyet Gazetesi’ndeki yazılarını ve daha sonra kitaplarını okudum. Bugünkü denizciler gibi ben de o yıllardan beri dünya turu yapmayı hayal ediyordum. 

Babamın tırhandili aslında bir motorsailor’dı. Bir kere yelken açmaya kalktık kardeşim Haluk’la, Marmara Adası yakınlarında “Aaa ne güzel yelkenliler böyle gidermiş” derken dağlardan gelen sağanaklarla rüzgâr artınca bir anda tekne yatmaya başladı. “Yelkenli dediğin yan gider zaten” diye konuşurken direk çat dedi kırıldı. Amerika’ya gitmeden önceki yelken maceram bundan ibaret. Sonra Amerika’daki ilk teknemi alırken (52 feet’lik bir tek gövdeliydi) yelkenin nasıl basılacağını broker’dan öğrendim. Baktım kolaymış çıkmaya karar verdim.

 

İlk tekne, ilk etap

1998’de Amerika’nın Maine eyaletinden yola çıktım. İlk etapta Bermuda’ya gelmeden kötü havaya rastladım ve teknenin fazla dayanıklı olmadığını anladım. Bumba direkten ayrıldı, gövdesi kağıt gibi oynamaya başladı. Bunun üzerine bir katamaran ısmarlamaya karar verdim. 1999’un yazına kadar Karayipler’de tek gövdeli teknemle dolaştım. Daha sonra onu satılması için Miami’de bıraktım, Fransa’dan Catana marka katamaranımı teslim aldım. 

 

İkinci tekne, ilk dünya turu

İkinci teknemle acele bir dünya turu yapmak zorunda kaldım. Markanın 58 feet’lik ilk modeliydi, acemilik dönemi olduğu için bir sürü hata çıktı. Catana iyi bir markaydı ama çok hızlı büyüdüler ve büyük tekne yapmaya yeni başlamışlardı. Ismarladığım teknenin gövde numarası 1 idi. 10 senelik garantisi olmasına rağmen fabrikadan çıkar çıkmaz sorunlar baş göstermişti. Gövdede fiberglas delamine oluyordu. Elektrik sisteminde çok büyük problemler vardı. Atlantik’i geçtikten sonra tamir için Trinidad’da Catana’nın ortaklık yaptığı başka bir katamaran şirketine gittim. Bir senemi harcadım ama yapılacak gibi olmadığını gördüm. Bu arada 2001 yılının sonuna gelmiştik. Onlardan tamir edilemeyeceğine dair durumu açıklayan bir belge ve Lloyd’s eksper raporu istedim. Fransız Polonezyası’na vardığımda geri almayı kabul ettiler. Tahiti’den uçağa atladım, yüz yüze konuştuk ve anlaştık. 

Eskisini tam fiyatına geri alıp içini benim tasarladığım yeni 58 feet tekneyi inşa edeceklerdi. Eski tekneyi geri getirmemi istediler, varış tarihimi 2003 yılının mayıs ayı olarak belirledim. Avustralya’da hiç durmadım; apar topar döndüm. Kongo, Fiji vs. oralarda ancak birer hafta kalabildim. Endonezya’ya hiç uğramadım. Singapur’da tekneye yıldırım düştü ve bütün elektrik donanımı arızalandı. Kablolarla seyir feneri tertibatı yaptım. Bir tek el GPS’i ile ilkel koşullarda Singapur’dan Fransa’ya gittim. 

 

Üçüncü tekne, yeni bir macera

15 Mayıs 2003’te Fransa’ya vardığımda Catana iflas etmişti. Borçların nasıl ödeneceğine mahkeme karar veriyordu. Karşımda konuşacak kimse yoktu, avukat tuttum, haftalarca orada kaldım. Neticede hakim daha önce yaptığım anlaşmayı iptal etti. Sundukları seçenek, fimanın tekneyi o haldeki değerinden satın alması ve karşılığında bana ellerinde kalan teknelerden birinin verilmesiydi. Bunca hasar almış, adeta ölü bir tekneydi ama başka şansım yoktu. Mecburen Catana’dan bitmemiş bir tekne seçtim, üstüne para da ödemek zorunda kaldım. 

İkinci katamaranım Turkuaz, charter için yapılmıştı, dolayısıyla bol bol kamara, tuvaletler, klima gibi özelliklere sahipti. Depo gibi benim için daha önemli şeylerse yoktu. Atlantik’i geçip tekrar dünya turuna başladım. Karayipler’de dolaşırken bugünkü eşim Catherine’le tanıştım. 

Onunla Fransa’ya dönüp tekneyi geri vermeye karar verdik. Çünkü bu arada Catana markasını yeni biri satın almıştı ve işler biraz daha düzelmişti. İlk başta hayal ettiğim tekneyi yaptırma umuduyla yola çıktık. O güne kadar Turkuaz’la hiç kötü hava görmemiştim, 9-10 kuvvetinde rüzgâra karşı gitmek zorunda kalınca teknenin gövdeleri birbirinden ayrıldı, içerideki mobilyalar kırıldı. Duvar kaplamaları kağıt gibi buruştu... Catana’nın satış sonrası departmanına vardığım zaman benim için teknenin kabul edilebilir yanı kalmamıştı. Satış sonrası müdürü sorunun ‘sadece kozmetik’ olduğunu söyledi. Çok kızdım, mimarı çağırttım. Kaplamaları söktüklerinde tüm perdelerin kırılmış olduğunu gördüler. Acemi marangozlar, inşa sırasında kapı geçişlerdeki trimler uymayınca perdeleri kesmişler. Dolayısıyla hepsi kağıt gibi kırılmış, tamir ettiler ama ben tekneden soğumuştum. Tamirden sonra teknenin inşa edildiği yere gittim ve yeni bir anlaşma yaptım. Bu kez siparişim yapılırken başında durmaya karar verdim. İspanya iki saat mesafedeydi, araba kiraladım. İspanyolca kursuna yazıldım. İki haftada bir kontrole gidiyordum. Yine birçok hata çıktı. Elektrik sistemini 110 yerine 220 volt yapmışlardı. Bir sefer kontrole gittiğimde kullanılmış alternatör monte edildiğini gördüm. Onu düzelt, buna bak derken teknem Orient Express tamamlandı ve bu sefer hakkıyla bir dünya turu yapmaya karar verdim. 

 

Dördüncü tekneyle yine yollarda

Eşim ve üvey oğlum Maxime’le beraber Fransa’nın Atlantik sahilinden Britanny ve Brest’e uğradık. Biskay Körfezi’ni geçip güneye giderken bu sefer teknenin daggerboard’larından biri kırıldı. Kötü hava sebebiyle İspanya’nın kuzey sahilinde 10 gün bekledik. Catana ile iletişim kurdum, benim hatam olduğunu söylediler. İkna etmeye çalıştım, aylar sonra yeni daggerboard’umu Karayipler’e gönderdiler. 

Kötü hava geçince güneye indik: Kanarya Adaları, Cape Verde’den Martinik... Maxime’e teknede eğitim veriyorduk. O zamanlar kolaydı. Karayipler’de oyalandık. Panama’yı geçtik. Fransız Polonezyası’na geldik. 

Burası ilk dünya turum sırasında en çok sevdiğim yerlerden biriydi. Turkuaz, Türk bayraklıydı. Bir gazeteci “İlk defa Türk bayraklı bir tekne görüyorum” diyerek benimle röportaj yapmak istedi. Çok güzel şeyler söyledim; Fransız Polonezyası’nı cennet gibi bulduğumu anlattım. Daha yaklaşırken kokusunu alıyorsunuz, yemyeşil bir ada, çeşit çeşit meyveler... 

İkinci turumuzda da Fatu Hiva Adası’na geldik. Botla karaya çıktık, bizi küçük çocuklar karşıladı. Beraber meyve topladık. Bota döndük, çalıştırdık biraz ilerledik ki motor durdu. Benzini çaldıklarını anladık. Rüzgâr bizi git gide tekneden uzaklaştırıyordu. Küreklere asıldık. Neyse ki tekneye ulaştık ve çıktık. 

Tuamatu atollerini de çok sevdim. Kimsecikler yok, çevreniz rengarenk mercan kayaklıklarıyla dolu. Yeşil, mavi, mor... Dışarıda fırtına esse içerisi göl gibi dümdüz. Gözlüğü takıp daldığında aşağısı bir cennet. Balıklar insan görmemiş, şaşkın şaşkın size bakıyor. 

Sonraki etapta Tahiti Papeete’ye vardık. Gece yorgun argın, teknemizi iskeleye bağladık. O gece birileri dıştan takma motorumuzu çaldı. Polise gittik uğraştık vs. tabii hiçbir sonuç alamadık. 

Tekneyi bırakıp eve dönmeyi planlıyorduk. İlk turum sırasında tekneyi burada demirde bırakmıştım, bir aydan fazla süre başıboş kalmasına rağmen hiçbir şey olmamıştı. Bu sefer hırsızlığın arttığını görünce emniyetli bir yere koyalım dedik. Bekçisi olan güvenli bir marina olduğunu duyduk. Müdürü de bekçinin devamlı orada olduğunu söyledi. Bir-iki ay sonra döndüğümüzde teknenin kapısını açık ve ışıklarını yanık halde bulduk. Tekneye girip çıkıp istediklerini almışlar.  

Çok güzel sualtı videolarım vardı balinayla, deniz aslanlarıyla... Onları kaybettiğim için çok üzüldüm. Yüzlerce CD’den oluşan müzik arşivim... Her şey gitmişti. İlk tur sırasında beni bulup röportaj yapan gazeteciyi bu sefer ben buldum ve yaşadıklarımı anlatıp, verdim veriştirdim. Cennetin kaybolduğunu anlattım ve kötü hatıralarla Tahiti’ye veda ettik. 

 

Mürettebat kalabalıklaşıyor

Tahiti’den ayrılırken Catherine hamile kalmıştı. Tonga’ya kadar uzun bir geçişimiz vardı. Catherine rahatsızlanınca Cook Adaları’nda mecburen durduk. Gece adanın kuytusuna demirledim. Sabah botla içeriye girdim. Liman görevlisine “Eşim hasta ve hamile. Karaya çıkmayacağız, bir gün demirde kalabilir miyiz’” diye sordum. “Hayır, giriş yapmanız lazım” deyince demiri alıp devam ettim. Tonga’dan sonra Yeni Zelanda’ya inecektik. Catherine durumu kötü olduğu için Maxime’i de yanına alarak uçakla Yeni Zelanda’ya gitti. Tekneyi tek başıma götürdüm. Sonra Orient Express’i Yeni Zelanda’da bırakıp doğum için Maine’e gittik. 

İlginç bir hikayedir; doğum için Maine gittik ama sonuçta bebek benim ellerime doğdu. Kış günü kar yağıyordu ve yerler kaygandı. Trafik çok kötüydü. Eşim arabanın arkasından “Kenara çek” diye bağırdı. “Yok az kaldı” diye cevap verdim ama “Kafası çıktı” deyince mecburen onu dinledim. Koray gayet kolay doğdu, göbeği hastanede kesildi.

Lizbon



Yeni rotalar

Koray beş-altı aylıkken Türkiye’ye geldik, kardeşim Haluk’la tanıştırdık. Motorlu bir tekneyle Datça çevresinde dolaştık. Ardından dördümüz Yeni Zelanda’ya döndük. Avustralya’ya gittik. Yıllar geçti. 2010 yılıydı. Maxime’in okul sorunu çok büyüdü. Teknede eğitim çok vaktimizi alıyordu ve keyifli vakit geçiremez olduk. Bir ara bize yardım etsin diye üniversite mezunu Fransız genç kızlar bulduk. Sadece biri hayırlı çıktı, bizimle Tazmanya’ya kadar devam etti. Ama son dönemde Maxime de teknede eğitimi reddediyordu; öğretmenine ve bize zorluk çıkarıyordu. Böyle olunca eve dönüp Maxime’i okula yazdırmaya karar verdik. Hiç olmazsa bir sene normal okulda okuyup teknedeki farkı ve özgürlüğü anlasın istedik. Ama o plan da işlemedi. 

Galapagos lav kalıntıları



Bir senenin sonunda yanımıza gelecek öğretmen bulamadık. Korsan faaliyetleri arttığı için Kızıldeniz’e geçme planımız da yattı. Son kararımız; karımın ve çocukların Amerika’da kalması ve benim tek başına tekneyi getirmem. 

Geçen haziranda Avustralya’ya gittim, tekneyle Hint Okyanusu’nu geçtim. Cocos, Mauritius ve Reunion’da durdum. Ondan sonra tekneyi Durban’a bıraktım. Şimdi planım Karayipler’e gitmek ve ilkbaharda Maine’e geri dönmek. Şu ana kadar dört kez Atlantik’i geçtim, bununla beraber beşinci geçişi yapmış olacağım. 

En az bir sene evde kalıp ihmal ettiğim şeylerle uğraşmak istiyorum. Bir yaz tatilinde hep beraber İzlanda üzerinden kuzeyden tekrar Akdeniz’e gelip, sonbaharda tekneyi kardeşimin yanına bırakmayı planlıyoruz. Bir sene sonrası için de Dalmaçya kıyıları, yeniden Atlantik geçişi ve teknemle eve dönmek istiyorum.

Etiketler :
 
           
 
SİTEDE ARA
               
Naviga Yayınları
 
 
 
HAVA DURUMU
 
 
 
 
 
FIRTINA TAKVİMİ

06 Kasım Kuş Geçimi

07 Kasım Kasım Fırtınası

12 Kasım Lodos

16 Kasım Koç Katımı (3 gün)

23 Kasım Güney Rüzgârları

28 Kasım Ülker Dönümü

TAKVİM
25
KASIM
TAYK-Sonbahar Kupası II
Yer:Caddebostan
Tarih:25 Kasım
25
KASIM
İzmir Sonbahar Trofesi 4. Ayak Yarışları
Yer:Çeşme Marina
Tarih:25 Kasım-26 Kasım
 
 
NAVİGA ÜYELİK
okuyucu@navigamagazin.com Adres: Kalamış Fener Cad. İskele Sok. (Gamze Sok.) No: 2 Kalamış 34025 Kadıköy-İ
NAVİGA E-BÜLTEN
 
Tasarım & Kodlama: Tekklik Bulut ve Internet Hizmetleri