Popüler Konular : Eylül sayısı bayiler... |
Bu kiralar nasıl çıkacak?
Meriç Köyatası
4.06.2015
A | a
Bu kiralar nasıl çıkacak?

Orman Bakanlığı’nın Göcek Koyları için açtığı 29 yıllık kiralama ihalesinin yürütmesi, Muğla İdare Mahkemesi tarafından durduruldu. Ancak tehlike geçmiş değil. Yıllık kirası 1 milyon 900 bin liraya çıkan bir koyda lokantacılık yaparak bu para çıkmaz. İhalede verilen yüksek miktarın altındaki hesap, koyları imarı açmak değilse, başka türlü nasıl para kazanılabilinir gerçekten tahmin edemiyoruz…
 
Her türlü talana rağmen yine de korunacak az sayıda yerimiz kaldı. Gökova Körfezi, Hisarönü Körfezi ve Göcek, mavi yolculuk açısından elimizde kalan son hazine…
Biz buraları nasıl bozulmadan koruruz derken Orman Bakanlığı Göcek’te dört koy için C Tipi Mesire Yeri adı altında ihale açtı. (Orası Göcek değil, Dalaman diye itiraz yükselteceklere bir not. Fethiye Körfezi’nin Göcek diye adlandırılan bölümünün bir bölümü Fethiye İlçesi’ne, bir bölümü de Dalaman İlçesi’ne bağlıdır. Ancak bir yat turizmi merkezi olarak bu bölge; devletin tanımladığı idari bölünmeye göre Fethiye, Dalaman koyları diye değil, Göcek koyları olarak tanımlanır.)
Orman Bakanlığı, Sarsala, Göbün, Taşyaka ve Akbük koylarında C Tipi Mesire Yeri adı altında 29 yıllığına ihale açtı. İhalelere katılan kişiler, 110 bin lira muhammen bedelle açılan artırmaya, ağaçlandırma bedeli, KDV gibi ek maliyetlerle birlikte yıllık 1 milyon 200 bin lira ile 1 milyon 900 bin lira arasında bedel teklif ettiler.
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin itirazı üzerine Muğla 2. İdare Mahkemesi, Taşyaka, Göbün ve Sarsala’daki ihalelerin yürütmesini durdurdu. Bu yazı kaleme alındığı sırada Akbük ile ilgili karar henüz çıkmamıştı. 
Bilenler bilir, bilmeyenler için kısaca özetlemeye çalışayım. Göcek koylarının bir bölümünde bölgedeki köylülerin ortaklaşa işlettikleri lüks olmayan lokantalar ve iskeleler vardır. Bunların bir kısmı düzenli bir kısmı da biraz dağınıktır. Ama devlet yıllardır bu işletmelere şurasını böyle düzelt, burayı böyle yap demedi. Yıllardır yazıp çizdik. İşin doğrusu bu bölgeler için özgün projeler çizilip bunların uygulatılması idi. Ama yıllardır yapılmadı.
Buradaki lokantalar, Dalaman’da yaşayan Yörük aileler tarafından işletilir. Bu işletmeler aile işletmesi olarak İl Özel İdare’ye kira öder, yolu, elektriği, suyu olmayan bu bölgelerde taşıma suyla, güneş enerjisiyle ürettikleri elektrikle, doğal, organik ürünlerle, gelen turistlere makul fiyatlara hizmet verir, ormanın korunması ve çöplerin toplanmasına da yardımcı olurlar.
Muğla’nın geçen yıl büyükşehir ilan edilmesi ve il özel idarenin kaldırılmasıyla birlikte bu koylar İl Özel İdare’den Orman Bakanlığı’na geçti ve Orman Bakanlığı da, güya buralara çekidüzen vermeye soyundu. İhalelerin yürütmesi mahkeme tarafından durdurulsa bile, sorun henüz tam olarak çözülmüş değil. 
Orman Bakanlığı, ihalenin iptal edilmesinden sonra bir açıklama yaptı. Bakanlığın açıklamasına bakarsak, ihaleyi tekrarlamak ya da mahkeme kararını kaldırmak için uğraşacaklarını anlıyoruz. “Bu kiralar Göcek koylarında lokantacılık yaparak çıkmaz. Bu koylar mesire yeri olarak başlar sonra da kaçak inşaatlar, villalar ve otellere teslim olur” iddiasındayım. Aşağıda, bakanlığın yaptığı açıklamayı özetleyip iddiamın gerekçelerini sıralayayım.
 
Orman Bakanlığı’nın açıklaması
“Orman Genel Müdürlüğü’ne devredilmeden kiraya verilen bu mesire yerlerinin yıllık toplam geliri 150.000 TL’dir. Orman Genel Müdürlüğü’ne devri yapıldıktan sonra şeffaf olarak yapılan ve ortalama 10-12 kişinin katıldığı ihale sonucu 5.407.000 TL gelir elde edilecektir. Yapılan ihale ile 36 kat fiyat artımı meydana gelmiştir. Mevcut sistem devam etmiş olsaydı devletimiz her yıl 5.257.000 TL kaybedecek, bu kayıp 29 yılda ise 152.453.000 TL’ye ulaşacaktır. Netice itibariyle yapılan bu ihalelerle hem devletimizin zarar görmesi önlenmiş, hem de vatandaşlarımıza daha kaliteli hizmet sunularak mesire yerlerinin mevzuatlara uygun olarak işletilmesi sağlanmıştır.
Haberlerde iddia edildiği gibi bu alanların imara açılması, birilerine peşkeş çekilmesi, doğal ve tarihi yapıya zarar verebilecek tesislerin yapılması kesinlikle söz konusu değildir.”
 
Ya hesap bilmiyorlar ya da...
Ben bu fiyatlarla bu koylarda mesire yeri hizmeti ve lokantacılık yapılamayacağını, korunması gereken ormanlık koyların betonla yağmalanacağını iddia ediyorum. İddiamın gerekçelerine gelince…
Yıllık kirası 1 milyon 200 bin lira olan koya gelelim. Buraları yılda beş ay faaliyet gösteriyor. Üç ay geçen yoğun sezonda günde ortalama 15 charter teknesi bağlanıyor. (Haftanın bazı günleri 30 tekne, bazı günleri üç-beş tekne) Kimi teknede iki, kimisinde altı kişi oluyor. Ortalama dört kişiden hesap ederseniz, günde 60 kişi bağlanıyor. Üç ay için hesap ederseniz, günde 60 kişiden 5.400 kişi geliyor. Kalan iki ayda da 1.000-1.500 kişi geliyor. Toplasınız bir koya gelen kişi sayısı 7.000 civarında. Charter dışında da özel tekne ile de yılda yaklaşık 2.000 kişi geliyor.
Burada, Özel Çevre ilan edildikten sonra, yaklaşık 20 yıl kadar önce, her tarafta pıtrak gibi başıboş lokanta açılmasını önlemek için bir düzenleme yapılmıştı. Her koyda değil, bazı koylarda lokantalara izin verildi ve koylarda dört ailenin bir araya gelip ortaklık kurarak lokanta işletmesi sağlandı. Bu lokantalar da, çoluk çocuk bütün aile çalıştıkları, aşçı, garson ücreti ödemedikleri için makul fiyatlarla hizmet veriyor.Charter şirketleri ile gelip toplu gezi yapan yatçılar burada genellikle fiks menü alıyorlar. Bu menüde dört çeşit zeytinyağlı, salata, tavuk, köfte ya da çiftlik balığı, iki kişiye de bir şişe ucuz şarap veriliyor. Fiyatı da 60 ile 80 lira arasında değişiyor. Özel teknesi ile gelenler de balık yiyip rakı içiyorsa kişi başı fiyat da 100-120 lira dolaylarına çıkıyor. Bu cironun içinde, yenilen malzeme, içilen içki, devlete ödenen kira ve dört ailenin geçimi var.
Şimdi gelin 1 milyon 200 bin liralık kira üzerinden bakalım. Yine 9.000 kişiden hesap edelim. İhaleye göre verilecek para, müşteri başına 130 lira kira payı oluyor (yıllık kirası 2 milyon lira olan lokantada da 222 lira). Daha su bile satmadan giden rakam bu!.. İşletmeleri orada üç dört aile bir arada çalıştırıyor. Dört ailenin fertleri orada kendileri çalışıyorlar, yolu olmayan elektriği olmayan bu koylara teknelerle kullanma suyu, yiyecek malzemesi getiriyor. Siz bütün bunları, maaş ödeyerek yaptıracaksınız. Bir de yiyecek içecek malzemesi maliyeti ile kârınızı koyduğunuz zaman, adam başı 500 liradan aşağı düşmeyen hesap ancak sizi kurtaracak. Yukarıda saydığım menüye bu fiyatı kimse vermez. Menüyü zenginleştirip, daha lüks şarap (mesire yeri olduğu için içki zaten satılamayacak), ıstakoz vs vereyim derseniz bu kez fiyatı adam başı 1.000 liralara çıkarmanız gerekecek ki, o zaman bunu ödeyecek 9.000 kişi bulamayacaksınız. Aynı kişi iki koy birden kiralamış. Bulması gereken müşteri sayısı kişi başı 1.000 lira hesap ödeyecek 18 bin kişi…
 
Gelin fizibilite raporu çıkaralım
Eğer Orman Bakanlığı yaptığı hesapların arkasında ise yani bu koylarda yılda 1 milyon 200 bin lira ile 2 milyon lira dolayında kira ödenerek iş yapılacağını düşünüyorsa, ihale şartnamesi ve bu kiralar esas alınarak, bağımsız bir denetim kuruluşuna fizibilite raporu hazırlatsın. Siz bu kiralarla yeni bina yapmadan, otel yapmadan, villa yapıp satmadan bu koylarda karlı bir işletme fizibilitesini bağımsız bir denetleme kuruluşundan alın, bu denetim kuruluşunun hazırladığı fizibilite raporuna göre özel bir banka, kredi versin, ben bütün muhalefetimi geri çekeceğim. (Özel banka dedim çünkü kamu bankaların verdiği krediler, yukarılardan gelen emirle havuz medyasına verilen krediler gibi riskli krediler oluyor.)
 
Amaç bu koylarda
yapılaşmaya gitmek
Bu kiralarla bu koylarda mesire yeri işletmek yerine ya aklımızın yetemediği cins bir ticaret yapacaksınız ya da ihale şartnamesini değiştirip yapılaşmaya gideceksiniz. Elbette ihaleye katılıp da bu yüksek fiyatları verenleri kanun dışı yollarla iş yapacaklar diye önyargıyla itham etmiyorum. Sadece bu kiralarla bu iş olmaz, işin altında başka bir hesap var diyorum. Acaba hesap ne?
26 Mart 2015 Sözcü Gazetesi’nde,  Ege Cansen’in Türkiye’deki devlet ihaleleri ile ilgili can alıcı tespiti var. Paylaşıyorum.
 
“Devlet ihalelerinin demir yasası”
Size önce Türkiye’de devletten ihale almanın demir yasasını hatırlatayım. İster inşaat, ister mal veya teçhizat satın alma, ister özelleştirme ihalesi olsun, hiçbir girişimci ‘kârlı bir fiyata’ bir iş alamaz. İşi almak için teklif verilirken girişimci/yüklenici mutlaka ‘zarar’ edeceği bir fiyat teklifi verir. İhaleyi de, en büyük zararı göze alan kazanır. İhale alındıktan sonra, çeşitli sözleşme oyunlarıyla iş kârlı olarak bitirilir. Bitirilemezse, yarım bırakılır.”
 

Bu demir yasaya iki örnek…
Sevgili Ege Cansen üstadın yaptığı bu tespite iki örnek vermek isterim. İstanbul Zincirlikuyu’da karayollarının arazisi vardı. İhaleye çıktı. İhale şartnamesine göre bu araziye 232 bin metrekare inşaat yapılacaktı. Adını burada yazmayacağım grup açık artırmada 800 milyon dolar vererek ihaleyi kazandı. Diğer firmalar çekildi. Biri bankacı, diğeri büyük bir inşaat şirketinden oluşan konsorsiyum, yaptığı açıklamada, bu fiyatlarla iş yapılmaz, zarar ederiz deyip ihaleden çekildi. Sonra ne oldu? Birden imar planı değişti ve 232 bin metrekarelik inşaat alanı 380 bin metrekare artırılarak 615 bin metrekareye çıktı. Metrekaresi 15 bin dolara satılan bu binada durduk yerde ortaya çıkan rant 6 milyar dolara yakın…
Türkiye Cumhuriyet tarihinin en savurgan, en akıl dışı ihalesi İstanbul’daki üçüncü havaalanı inşaatıdır. Bu ihale için belirlenen zemin kodu 105 metre idi. İhale sonrası kod 70 metreye düşürüldü. İhaleyi alan firmanın yatırım maliyeti 2 milyar dolar düştü. İhaleye katılan diğer firmalar auta çıktı.
 
Hal böyle iken…
Hal böyle iken yıllık cirosu 500 bin lira dolayında olan mesire yerlerinde 2 milyon lira kira ile ihale almanın ekonomik mantığı ve ekonomik fizibilitesini merak ediyorum.
Bu kiralar ile bu iş yürümez denecek. Yolu, elektriği, suyu bile olmayan koylara yol açılacak, elektrik getirilecek. Önce 250 metrekarelik restoran ve pergola tente ile büyütülecek, sonra tente camla kapanacak, sonra personele yatacak yer denecek, büyüyecek. Birkaç villa kondurulacak, küçük bir pansiyondan başlayıp otel ve villalardan oluşan bir siteye dönüşecek. Zaten ihalenin birkaç yıllık değil de 29 yıllık yapılması da bu niyeti tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.
Başta İstanbul Boğazı olmak üzere sahil kesiminde, lokantalar ve gazinolar nasıl ortaya çıktı bir hatırlayın. Önce küçük bir büfe kiralanır. Sonra büfenin üzerine birkaç metrekarelik tente açılır. O tente daha sonra epey bir büyür ve pergolaya dönüşür. Pergola camla kapatılır. Etrafı çevrilir. Çay sandviç satmak için açılan büfe bir süre sonra mükellef bir lokantaya, gazinoya dönüşür. Korumamız gereken Göcek koylarının akıbeti de bu olacaktır.
Etiketler :
 
           
 
SİTEDE ARA
               
Naviga Yayınları
 
 
 
HAVA DURUMU
 
 
 
 
 
FIRTINA TAKVİMİ

03 Haziran Filizkoparan Fırtınası (3 gün)

10 Haziran Ülker Doğumu (3 gün)

22 Haziran Gündönümü

27 Haziran Kızılerik 

28 Haziran Fırtına (2 gün) 

TAKVİM
 
 
NAVİGA ÜYELİK
okuyucu@navigamagazin.com Adres: Kalamış Fener Cad. İskele Sok. (Gamze Sok.) No: 2 Kalamış 34025 Kadıköy-İ
NAVİGA E-BÜLTEN
 
Tasarım & Kodlama: Tekklik Bulut ve Internet Hizmetleri