Popüler Konular : Okyanusların onurlu ... | Koyuma da ağacıma da... | Marmaris'te hafta kö... | Kasım navigasyon... | ‘Büyük şehir’ felake... | Okyanusların onurlu ... |
Sınıf başkanı
Naviga
3.06.2015
A | a


Fuad Akömer, sadece temsilcisi olduğu Ferretti Group teknelerinin değil motoryat tasarımının, lüks anlayışının ve sektör dinamiklerinin en yoğun şekilde değiştiği yaklaşık 20 yıllık sürecin şahidi ve önemli aktörlerinden biri. Onun gözlemleri sadece sektördekilerin merakını değil, motoryat müşterilerinin yakın gelecekte nasıl teknelere bineceğini, nasıl hizmet alacağını da açığa çıkarıyor.
 
Ferretti Yachts, daha doğrusu Ferretti Group tekne dünyasını anlamak için bakılacak en önemli kurumlardan; sektörün eğilim belirleyicilerinden biri. Ferretti tekneleri malumunuz ancak firma Ferretti Group olup da Pershing, Mochi Craft, Itama, CRN,
Riva, Bertram markalarını bünyesine katınca sektörü ‘kuşatmış oldu’ desek abartmış sayılmayız. Zira tüm bu markalar özenle seçilmiş ve karakter sahibi tekneler ürettiği gibi yelpaze olarak bakıldığında küçük sürat teknesinden 80 metrelik megayata çok geniş bir alanı kapsıyor. Dolayısıyla büyük bir grup olma serüveninde, Ferretti’nin en eski bayilerinden biri olan Dentur Turizm ve Yatçılık’ın ortaklarından Fuad Akömer ile “Ne olacak bu işler?” diye sohbet etmek istedik. Akömer’in çocukluğundan gelen deniz aşkı, avukatlık yapmak yerine insanlara hayatlarının en değerli oyuncaklarını sunmayı seven karakteri ile ‘işler güçler’ daha keyifli bir hal aldı.
 
Ferretti Türkiye’ye ilk ne zaman geldi?
Ferretti’yi Türkiye’ye ilk defa 84’te Işık ağabey (Aylan) getirdi, o daha sonra aksesuar işine ağırlık verince mümessilliği bıraktı. Bir dönem başka biri temsilci değil de aracı gibi çalıştı. Biz distribütörlüğü 96’da aldık. İlk Genoa Boat Show’umuzda üç tekne
sattık. İtalyan dostlarımız o zaman hakikaten şaşırdılar çünkü birdenbire Türkiye’den biri çıktı geldi ve üç büyük tekne sattı...
18. senemizdeyiz. Bize ‘historical dealer’ diyorlar, artık o konuma geldik. Yunanistan, İngiltere ve biz en eski bayileriz. Öyle ki bazı şeyleri artık bizlere soruyorlar, “O vakit nasıldı, o model neydi” filan diye. Güzel de oluyor. 
 
Şimdi çok sayıda markayı temsil ediyorsunuz, siz de Ferretti’yle beraber büyüdünüz diyebilir miyiz?
Elbette, biz tek başına Ferretti’yle başladık. Sonra marka bir yatırım şirketi tarafından alınıp Ferretti Group olunca diğer tekneleri de bünyesinde toplamaya başladı; Pershing, Riva, Mochi Craft, Itama, Bertram ve Apreamare...
Yıllar içinde satış başarı ödülleri, satış sonrası servis ödülleri, onlarca ödül aldık; son olarak da 9-14 Eylül 2014 tarihlerindeki Cannes Boat Show’da En iyi Satış Sonrası Performansı (Best After Sales Performance) ödülünü aldık.
 
Siz avukatsınız aslında değil mi?
Avukatım ama ben insan hayatının keyifli yönünü tercih ettim. Doktora, avukata giderseniz başınız dertte demektir, ben hayatımı bununla kazanmak istemedim. Aslında kendi işimizle ilgili olarak mesleğimi de ifa ediyorum; uluslararası anlaşmalar hazırlıklar, müşterilerle anlaşmalar...
 
Avukatlık işinize yarıyor bir şekilde...
Hem işimize yarıyor hem de insanı biraz çekingen yapıyor çünkü her şeyi iki kere düşünmek ve detaylı incelemek zorundasınız.
 
Pekiyi tekne işine nasıl girdiniz?
Teknelere olan sevgim ve merakım nedeniyle bu işe girdim. Yedi yaşından beri teknem var. Yazlığımız Caddebostan’daydı. O zaman hem benim hem de ortağım Hakan’ın (Çiftçi) kıçtan takma şişme botlarımız vardı. Ferretti temsilciliğini aldığımda sürat teknem vardı, yine Hakan’ın da öyle. Sonra daha büyük teknelere geçtik... Ben zaten Ferretti’yi küçüklüğümden beri çok beğenirim, o günün imkanlarına göre İstanbul’da beş-altı tane vardı. Ne zaman görsem hayran hayran bakardım.
1989-90 yılında 18 yaşında ehliyetimi aldım ve birkaç yıl sonra Genoa Boat Show’u gezmek için otomobille İtalya’ya gittim. Ferretti standını ziyaret etmek istediğimde beni içeri almadılar ve randevuyla girebileceğimi söylediler. Ben de mecburen uzaktan incelemek zorunda kaldım, yıllar sonra en büyük bayi olduk.
 
1980’lerin İstanbul’unda daha çok ne tip tekneler görülürdü?
Caddebostan, Suadiye, Bostancı arasındaki sahil yolu yoktu. Sahil şeridinde yer alan evlerin, kulüplerin ve plajların önünde tekneler bağlı dururdu. 15-16 metre tekneler dev gibi bir şeydi bizim için. Armatör Hayri Baran tarafından yaptırılan ve daha sonra Banker Kastelli’nin sahip olduğu yat Büyük Kulüp’ün önünde dururdu, onu gördüğümüz zaman gemi görmüş gibi olmuştuk. 90’lardan sonra 18-20 metreler ve 2000’lerde 24-25 metreler büyük olmaya başladı. Şimdi 25 metrelik motoryat orta boy, en çok talep gören boy oldu çünkü yatlar büyümeye devam ediyor.
 
Kullanmak kolaylaşıyor belki biraz da ondan...
Evet ama personel sayısı artıyor, marinalarda yer bulmak zorlaşıyor, birçok sıkıntısı var. Bana göre en ideali 25 metre boyunda dört kamaralı bir tekne. Çok büyüttüğünüzde denizden uzaklaşıyorsunuz gibi geliyor.
Ama sonu yok tabii. Ferretti’nin CRN’i var mesela. Avrupa’nın en büyük tersanelerinden biri. İtalya’da üretilmiş en büyük motoryat Chopi Chopi’yi üretti. Almanya ve Hollanda daha büyüklerini de yapıyor tabii ama 80 metre İtalya için büyük bir boy.
 
Sizde şimdi nasıl tekne var?
Temsilcisi olduğumuz Checkmate firmasının bir offshore modeli ve Barbaros Yatçılık’a yaptırdığım bir alamatram var. İşçiliği, kalitesi çok iyi. Ona ‘küçük bir Ferretti’ diyorlar! Çünkü birçok aksesuarı Ferretti’de kullanılan markalar. Alamatrayı çocukluğumdan beri severim, balığa gitmek için yaptırdım ama işlerin yoğunluğundan çok da fazla vaktim olmuyor.
Tabii bizim tatil zamanlarımız farklı. Kasım, aralık biraz da ocak başı tatil yapıyoruz. Şimdi mümkün değil, ancak hafta sonları gidiyorum. Birçok müşterimiz mayıs başından ekim sonuna kadar tekneleriyle geziyorlar onlara yardımcı olmamız lazım. “Biz de tatildeyiz” denmez elbette. Ben de tekne kullanıyorum ve neler beklediklerini iyi anlıyorum.
 
Ferretti marka değeri olarak nasıl bir konumda?
Bağımsız bir kuruluşun markaları eşleştirme araştırması var. Ferretti’yi otomobil endüstrisinden Mercedes’le denk tutmuşlar. Rolls-Royce, Bentley gibi ultra lüks değil. Raporlarında; sağlamlık, güvenilirlik, ikinci el değerini muhafaza etmek ve saygınlık ölçütlerinin Mercedes’le eş görülmesi nedeniyle bu sonuca vardıklarını belirtmişler. Mercedes’i beğenirsiniz beğenmezsiniz ama kalitelidir, sağlamdır, saygındır. Ferrretti de güvenilirliği, deniz tutuşu ve kalitesiyle beğenilir ve ikinci el satışlarında her zaman değerini muhafaza eder. Bir de bütün Ferretti’lerin RINA A Class, okyanus geçme sertifikaları var. Tabii ki okyanus geçmek durumunda değilsiniz ancak gövde üretim teknolojisi ve tüm teknede kullanılan malzemeler son derece kaliteli. Bu nedenle bu sertifikaya hak kazanıyorlar. Bu da fiyatını rakiplere göre   % 20 yukarı çekiyor. 

Müşterilerimiz çok değerli insanlar. İşadamlarının Ferretti’yi seçiyor olmasının da katkısı büyük  oldu. Basının önemli payı var ama en önemlisi müşterilerimizin tavsiyeleri. Çünkü onlar genellikle denizi ve tekneyi seven dostlarıyla geziyor, memnuniyetlerini dile getirdiklerinde tekne almak isteyen arkadaşlarını da olumlu yönde etkiliyorlar.
 
Ferretti’de bugüne kadar neler değişti, neler aynı kaldı?
Çocukluğumda çok zarif hatları vardı, o yüzden hayrandım. Onlar da zamana uyarak daha irileşti ama Ferretti zarafetini ve ince İtalyan çizgisini hâlâ muhafaza ediyor. 1996 yılında neyi yapamayız diyorlarsa hâlâ aynı… İstediğiniz her değişikliği yapmıyorlar, tutucular bu tip konularda. Birkaç sene önce gazetelerde haber çıkmıştı, Belçika’da bir Türk, Ferrari’sine LPG takmış, fabrika arabayı geri almak için girişimde bulunmuştu. Aynı şekilde Ferretti de felsefesine uymayan talepleri hiçbir zaman uygulamaz. Markayı yaşatan ve bugünlere getiren de bu felsefe zaten. Ancak hep bir yenilik var. Ferretti 2005’te 830 modelinde, ana kamaranın camını o güne kadar görülmemiş şekilde büyük yaptı. Olumlu olumsuz birçok tepki aldık. “Ne o leke gibi duran şey” diyen de oldu “Ya cam kırılırsa” diye güven sorunu yaşayan da oldu. Şimdi 2014’teyiz, bütün markalar bunu yapıyor. 2006’da yılında Ferretti baş tarafa şemsiyeli bir oturma grubu yerleştirdi; “Piknik mi yapacaksınız?” diyenler oldu. Şimdi markaların   % 80’i aynısını yapıyor. 

Bu sene de Cannes’da ilk defa göreceğimiz enteresan bir garaj yarattı Ferretti. Tender, vince ihtiyaç olmadan platformun bir düğmeye basılarak eğilmesiyle kayarak iniyor. Botu alırken de garaj suya alçalıyor, içi su doluyor, botu alıp öyle yükseliyor. Bu sistem Ferretti 960’da, Custom Line 108’de ve Navetta 28 modellerinde var ayrıca yeni çıkan Ferretti 750’de benzer bir teknoloji kullanılıyor. Birkaç sene sonra bu da yayılacak diye düşünenler olabilir ancak Ferretti Group kendisi tarafından geliştirilen bu teknolojinin patentini aldı.Çünkü Ferretti’nin AYT/Advanced Yacht Technology bölümünde çalışan 100’den fazla mühendisin tek hedefi inovasyon, yani yeni fikirler bulmak. Ferretti kendi üretmediği teknolojileri ise temkinli uyguluyor. Mesela Volvo Penta’nın IPS sistemini üç yıl kullanmadılar. “Problem çıktığı zaman kimse Volvo Penta’dan bilmez, Ferretti’yi sorumlu tutar” dediler.
 
Türkiye’deki Ferretti sahiplerinin ne kadarı teknesini yurt dışında tutuyor?
Yüzde 20-25’i tutar. Genellikle Sardinya, Napoli, Capri gibi İtalya’nın batısını ve Hırvatistan kıyılarını tercih ederler. Bir bölümü de Cote d’Azur’u... Artık havayoluyla ulaşım kolay. İki saatte Napoli’ye uçup hemen karşısındaki Capri’ye geçmek çok kolay. Bazı dostlarımız bir sene Türkiye, bir sene Hırvatistan’da kalıyor mesela... Bir müşterimiz de tam tersini yaptı. İlk sene İtalya’nın batısında, ikinci sene Hırvatistan’da kaldı, Türkiye’ye ancak üçüncü sene geldi.
 
2005-2006’da sektör çok büyüdü, sonra yeniden şekillendi. Sizce bunlar üretim tarzını nasıl etkiledi?
Bütün dünyada 2008’e kadar öyleydi. Genoa Boat Show’dan sonraydı sanırım o meşhur banka krizinin patlaması. Bankalar tekne kredisi vermemeye başladı ya da çok seçici oldular. Bizde zaten çok kolay değildi, yurt dışı finansman olanakları da daraldı. Çoğu kişi, leasing’le, krediyle tekne alıyordu. Haliyle tekne satılamadı, tersanelere mal veren ekipmancılar yaşayamadı. Domino etkisi işte, hepsi birbirini etkiledi ve sadece finansal imkanları yerinde olanlar ayakta kaldı.

Eskiden tüm sektörde çok fazla tekne stok olarak üretilirdi. Ferretti markası o yıllarda senede ortalama 120-125 motoryat için (diğer grup markaları dahil değil) imalat programı yapar. Eylül-ekim aylarında düzenlenen sezon başındaki boat showlarda da üretilecek motoryatların yüzde 60-70’i satılmış olurdu. Kasım ayından yaz başına kadar diğer kalanlar satılırdı. Şimdi senede 120 tekne üreten firmalar 70 adet için üretim planı yapıyor, çünkü sezona stokla girmeyi artık kimse istemiyor. Bahsettiğim dönemde satılamayan tekneler için bir sonraki sezon başında “Nisan 2014’te üretmişsiniz, şimdi 2015’e giriyoruz bir model eski tekne sayılır, o zaman şu fiyata alayım” diyen oluyor. İndirim tabii yapılır ama üretim maliyetinin altına satarsanız batarsınız.

Dolayısıyla tekne almak isteyen dostlarımız artık planlarını biraz daha önce yapmak durumunda. Avrupa’da hep böyleydi, onlar bir sezon kaybetmeyi her zaman göze alırlardı. Ayrıca bu süreyi beklediğiniz zaman teknenin birçok şeyini özel olarak sipariş etme imkanınız oluyor. Markalar giderek tekneyi kişiye özel yapacak düzenlemeleri artırıyor. Elbette bu üretim hızını azaltıp maliyeti yükseltiyor. Fabrikalar şimdi “Hayır” diyemiyor ama bir gün o eski satış talebine ulaşıldığında butik alternatifler azalacak. Hem “satışlar, iyiyken neden bununla uğraşalım ki” diyecekler hem de talebe yetişebilmek hızlanmak isteyecekler.

2008 öncesinde çoğu tekne için iki sene sıra vardı, hatta bizim bazı modellerde üç sene sonra. 2002’de sattığım bir tekneyi 2005’te teslim ettim. Söylerken de kontratı imzalarken de utandım müşterimden. Allah’tan teknesi vardı ve sektörü biliyordu. Sadık müşterimizdi. “Buna sahip olmak istiyorsam bekleyeceğim” dedi. Ben üç yıl bekler miydim bilemiyorum açıkçası.
 
Önümüzdeki dönemde neler bekliyor bizi?
Durgun bir dönemden geçtik ama satışlar tekrar artmaya başladı. Cannes Boat Show’da bunu tüm tekne üreticilerinin hissettiğini düşünüyorum. Son yıllarda, yurt dışındaki ekonomik kriz nedeniyle bankaların elinde bulunan ikinci el tekneler piyasaya girdi, ancak bunlar da bitti. Artık elde kalanlar da model yılı itibariyle talep görmüyor.

Türkiye ekonomik anlamda gelişiyor ve daha çok tekne satılıyor. Yeni nesil de denizciliğe daha çok ilgi duyuyor ve ebeveynlerine tekne aldırıyorlar, ben bu gibi unsurların da itici güç olacağına inanıyorum.
 
Fuarlar her zaman sektörün aynası. Sizin başladığınız dönemde nasıldı fuarlar?
Dolmabahçe’de çadırda yapıldığı günleri hatırlıyorum, yağmurda içeriye su girdiği günler bile oldu. Ancak son yıllarda aynı yıl içinde düzenlenen bu kadar çok fuarı fazla buluyorum, çok sayıda fuarı yürütmenin tüm katılımcıları zorladığına inanıyorum. Türkiye’de otomotiv sektöründe bile iki senede bir fuar düzenleniyor. Boat show için bir tam hafta ya da salı-pazar yeterli ama bizde bazı fuarlar iki hafta sonunu kapsıyor, bence bu uzun bir süre. Bu yüzden biz yıllardır Türkiye’de fuarlara girmiyor ve ağırlığımızı Cannes, Monaco ve Cenova fuarlarına veriyoruz. Müşterilerimiz de bu fuarları ziyaret etmekten daha çok zevk alıyorlar. Bana göre tek fuar yapmak, onu da deniz kenarında gerçekleştirmek daha doğru. Tekneleri daha rahat sergileyebiliyorsunuz ayrıca deneme seyrine çıkma imkanı oluyor.
 
           
 
SİTEDE ARA
               
Naviga Yayınları
 
 
 
HAVA DURUMU
 
 
 
 
 
FIRTINA TAKVİMİ

06 Kasım Kuş Geçimi

07 Kasım Kasım Fırtınası

12 Kasım Lodos

16 Kasım Koç Katımı (3 gün)

23 Kasım Güney Rüzgârları

28 Kasım Ülker Dönümü

TAKVİM
25
KASIM
TAYK-Sonbahar Kupası II
Yer:Caddebostan
Tarih:25 Kasım
25
KASIM
İzmir Sonbahar Trofesi 4. Ayak Yarışları
Yer:Çeşme Marina
Tarih:25 Kasım-26 Kasım
 
 
NAVİGA ÜYELİK
okuyucu@navigamagazin.com Adres: Kalamış Fener Cad. İskele Sok. (Gamze Sok.) No: 2 Kalamış 34025 Kadıköy-İ
NAVİGA E-BÜLTEN
 
Tasarım & Kodlama: Tekklik Bulut ve Internet Hizmetleri