Popüler Konular : Okyanusların onurlu ... | Koyuma da ağacıma da... | Marmaris'te hafta kö... | Kasım navigasyon... | ‘Büyük şehir’ felake... | Okyanusların onurlu ... |
Alman disiplini
Naviga
2.06.2015
A | a
Alman disiplini

Gena Yacht Gül ve Taner Gümüş’ün 20 yılda yoktan var ettiği, başarılarla taçlandırdığı bir firma. Başarılarının ardında yatan sır ise hiç kuşkusuz güler yüzleri ve disiplinli hizmetleri.
 
Yazı: şule kaya
 
 
‘Aile şirketi’ kavramını her yönüyle karşılayan bir şirket varsa onlardan biri de Gena Yacht olsa gerek. Bunu hissettiren sadece şirketin Gümüş ailesi tarafından kurulması değil, sohbet ettiğiniz anda içine giriverdiğiniz aile sıcaklığı. Başarıya uzanan yolları ise azim, istikrar ve tesadüflerle dolu.
Gümüş çiftinin, Almanya’da engellilerle spor eğitimi aldıktan sonra kurduğu Gena Yacht işe tekne kiralamayla başladı, Bavaria’nın temsilciliğiyle devam etti. Ve başarılarla dolu 20 yılı geride bıraktı. Hiç bilmeden girdikleri bu işte öylesine başarılı oldular ki Alman şirketin aldığı önemli kararlarda dahi rol sahibi oldular. Taner Gümüş, eşinin ve kendisinin beden eğitimi ve spor bölümünden mezun olmalarıyla başlayarak bugüne kadar uzanan macerasını Naviga’ya anlattı.
 
Eşinizle birlikte 20 yıl önce bu şirketi kurmadan evvel nasıl bir hayatınız vardı?
Biz eşimle beden eğitimi ve spor bölümünde okuduk. Hatta eşim birinci ligde basketbolcuydu. Sonra eğitimimizin yükseğini yapmak üzere Almanya’nın Köln kentine gittik. Oraya gittiğimizde engellilerin de spor yapabildiğini gördük. Tam bu sırada acı bir tesadüf sonucu eşimin ablası trafik kazası geçirerek tekerlekli sandalyeye bağımlı hale gelmişti. Tüm bunların üzerine biz de Türkiye’de olmayan engelliler sporu üzerine eğitim almaya karar verdik. Memleketimize döndükten sonra da sekiz yıl boyunca engelliler spor dalının yaygınlaşması için çalıştık, Türkiye’nin her yerinde seminerler gerçekleştirdik. Ancak oğlumuz okul çağına gelince başka  şeyler yapmamız gerektiğinin farkına vardık ve eşim öğretmenliğe başladı. Ben ise öğretmen olmayı hiç istemedim.

Bize bambaşka bir hayattan bahsediyorsunuz. Tekne işine nasıl girdiniz?
Açıkçası o zamanlar böyle bir iş yapmak hayalimde bile yoktu. Tüm bu anlattığım olaylar yaşanırken alternatif işler düşünmeye başladım. Yabancı dilim olduğundan en uygununun turizm olduğuna karar verdim ve bir seyahat acentası kurduk. Ama bu da bir süre sonra beni rahatsız etti. Örneğin gruplarla Efes turuna gittiğimde, ‘iki ayrı spor fakültesinde (9 Eylül Beden Eğitimi ve Spor Bölümü, Köln Spor Yüksek Okulu)  boşuna mı okudum’ diye üzülüyordum. Sonra sporu turizmle bağdaştıracak ne yapabilirim diye düşündüm. Biz de sörf turizmine başlamaya karar verdik. Şirketi kurduk, ihaleye katıldık ancak kazanmamız kesin olmasına rağmen birinin bize yanlış yapması sebebiyle son anda bu işten vazgeçtik. Her şerde bir hayır vardır derler ya, işte benim başıma gelen de o oldu. Bu olaydan sonra bazı Alman arkadaşlarımız sayesinde biz de tekne kiralama işine girdik.
 
Sporculuk geçmişi ve engellilerle çalışmanın size faydası oldu mu?
Hem de çok… Öncelikle her şeyi bir anda kaybedebileceğimizi görünce kişisel hırsımız törpülendi. Ayrıca organize çalışmayı, disiplinli olmayı ve en önemlisi zorluklardan yılmamayı, azimle zafere ulaşabileceğimizi onlardan öğrendik.
 
Pekiyi ya meşhur Alman disiplini var mı?
Benden çok eşimde var. Her yıl Almanya’ya gittiğimizde bize, “Siz bizden daha çok Almansınız” diyorlar. Orada çok güzel şeyler öğrendik. Yanlışlarını da gördük ama artılarını aldık. Almanların meşhur bir sözü vardır “Güvenmek iyi, kontrol etmek daha iyidir” diye. Öğrencilik yıllarımızda bu sözü yadırgardık. Çünkü o zamanlar işin içinde idealizm ve romantizm vardı. İş hayatımızda ise bu sözü boşuna söylemediklerini anladık.
 
20 senede Gena Yacht’ın dönüm noktaları neler oldu?
1995’te kuruluşumuz, 1997’de charter işine başlayışımız, 2000’de Bavaria’nın yelkenli, 2008’de motoryat temsilciliğini almamız en önemli dönüm noktalarımız. Ayrıca 2002’de tekne kiralama işini daha ileriye taşıdık, 2005’te satış sayıları birden bire çok arttı, 2008’de Slovenya’daki tekne teslim organizasyonlarını kendimiz yapmaya başladık ve bu bizim için önemli bir atak oldu. Tüm bunların sonunda Bavaria’da çok iyi bir noktaya geldik. Ve bu sene Bavaria Türkiye olarak ‘Dealer Bronze Award’ (Dünyanın en iyi 3. temsilcisi ödülü) kazandık. Firma, flybridge’li tekne üretmeye dahi Türkiye’de karar verdi.
 
Nasıl karar verdiniz?
Şirketin CEO’su ve satış müdürüyle bir gün Bebek’te yemek yiyorduk. Benden Türkiye’de daha çok tekne satmamı istiyorlardı. Ben de onlara Boğaz’daki tekneleri gösterdim ve “Bakın hepsi flybridge’li, Türklerin çoğunluğu o tarz tekneyi tercih ediyor” dedim. Fuarda kendileri ile tanıştırdığım bir müşterimin de neden flybridge’li tekne yapmadıklarını sorması üzerine onlarda fikir iyice oluştu. Özetle Bavaria’nın flybridge’li tekne üretme kararı almasında bizim de payımız büyüktür.
 
Bavaria’nın dünya tanıtım ve testleri de Alaçatı’da yapılıyor. Bu, pek alışkın olmadığımız bir durum. Bunu nasıl başardınız?
Evet, son beş yıldır Bavaria’nın tüm testleri Türkiye’de yapılıyor. İlk üretilen tekneler önce buraya geliyor ve dünya basını testleri Alaçatı’da gerçekleştiriliyor. Yat dergilerinin yazarları ilk başlarda buraya gelmek istemiyorlardı. Artık burayı o kadar çok seviyorlar ki Çeşme’ye gelmek için Bavaria’ya ısrar ediyor, “Alaçatı’da yaparsanız geliriz” diyorlar. Bunda en büyük pay elbette Alaçatı’nın denizinin rengi, güzel rüzgârı. Katalog çekimleri konusunda da... Kendini süsleyerek sunma ihtiyacı duymayan Almanlar, katalog çekimlerine de pek önem vermiyordu. Ancak biz çekimlerin burada gerçekleştirilmesi için ısrarcı olduk, tekne sahibi müşterilerimizden ve dostlarımızdan kabul edenleri manken olarak organize ettik ve bu sonuçtan Bavaria çok memnun oldu. 
 
Bu test ve çekimlerin Alaçatı’da yapılıyor olması köye katkı sağladı mı?
Tabii ki. Mesela test yazısında sadece Alaçatı için ‘Türkiye’nin St. Tropez’si’ diye geçmesi bile yetiyor. Fotoğraflar cabası… Dolayısıyla özellikle sektörden herkes Alaçatı’yı tanıyor artık. Öyle ki, o yazılar yayınlandığında bizim charter işi zirve noktaya ulaşıyor. İlan versek böyle geri dönüş alamayız.
Hem tekne kiralıyorsunuz hem de satıyorsunuz. Bu iki alan birbirini besliyor mu?
Bizim gelirimizin   % 90’ı tekne satışı, harcadığımız zamanın   % 99’u charter. Tekne kiralamak çok daha zor bir alan. Öncelikle birinin teknesini işletiyoruz. Tekneyi satacağız, sahibi charter’a getirecek… Tekneyi işletmek, müşteriyi getirmek, tekneyi ondan geri almak, hizmetten memnun kalmalarını sağlamak, pazarlamak hepsi ayrı ayrı iş. Ama bize şöyle bir faydası oluyor; charter müşterisinden gelen geri bildirimleri Bavaria’nın tasarımcılarına doğrudan iletiyoruz. Charter müşterilerinden gelen bilgiler, tekne sahiplerinden gelenlere göre çok daha yoğun ve yararlı. Aynı tekneye bir yıl içinde 20 ayrı grup inip biniyor. Bavaria’nın müşteriye endeksli işlerinin en büyük bilgi kaynağı bizim charter müşterileri.
 
20 yıllık süreçte müşteri kitleniz ve onların beklentileri konusunda ne gibi değişiklikler gözlediniz?
Gece gündüz gibi farklılık yaşandı. Artık müşteriler çok daha bilinçli ve her şeyi bilerek geliyorlar bize. Seçicilik de arttı.
 
Mutlaka zor zamanlarınız da olmuştur. Bunlarla nasıl baş ettiniz?
Çok şanslıyız çünkü hiç öyle bir dönemimiz olmadı. Kriz kelimesi Çince’de şans anlamına da gelir. Biz sanırım hep şans kısmını aldık. Mesela en büyük atakları kriz dönemlerinde gerçekleştirdik. Bu kararları verirken elbette çok büyük riskler de aldık. 2008 yılındaki krizde herkes fuar alanındaki yerini küçültürken biz iki katına çıkardık. Ve şu anda geldiğim noktada bunun çok doğru bir karar olduğunu görüyorum. Elinde büyük bir stok varken krize yakalanırsan çok kötü. Stoğu sattıktan sonra yakalandıysan bu bir şans. Dolayısıyla buna sadece bizim başarımız diyemem. Şansımız da yaver gitti.
 
İşinizin en güzel kısmı nedir?
İnsanlara rüyasını gördükleri, hayalini kurdukları şeyleri satıyoruz. Tekneyi alana da, charter’a gelene de.
 
En küçük bir sorun bunu kabusa da dönüştürebilir.
Bizim müşterilerimizin   % 90’ını Almanlar oluşturuyor. Onlar, vaat ettiğiniz şeyleri buluyorsa zaten mutlu ayrılıyor. Onun biraz daha üstündekiyle karşılaşırsa çok mutlu gidiyor. O konuda bir problem yaşamıyoruz.
 
Charter işinde Türk müşteriler daha mı zor?
Dünyada Türk müşteri kadar zorlusu yok. Türk müşteriler verilen hizmeti birbirine karıştırıyor. Teknik arızalar her üründe ortaya çıkabiliyor. Yabancı müşteriler bunu anlayış ile karşılayabiliyor. Türk müşteriler bunu verilen hizmetin eksikliği olarak değerlendirebiliyor. Teknenin teslim saati 13:00 olarak verilmesine rağmen sabah saat 09:00’da tekneyi teslim almakta ısrar eden Türk müşteri olabiliyor. Bizim kiralama sistemimiz bareboat, yani biz sadece tekneyi müşteriye teslim ediyoruz, karşılığında bir hizmet sunmuyoruz. Bu yabancılar tarafından bilinen bir sistem ancak Türk müşteriler arasında bareboat sistemini bilmeyen ve hizmet beklentisi içinde olanlar çıkabiliyor.
 
Nasıl başa çıkıyorsunuz böyle durumlarla?
Ben her zaman çalışanlarıma, müşterilere karşı bir şekilde adalet sağlamalarını söylüyorum. Mesela çocuklu olana öncelik tanıyacaksın. Bir haftalık gelenle daha önce ilgileneceksin çünkü onların zamanı iki haftalık gelene göre çok daha değerlidir.
 
Sizce bu işi kaliteli yapmanın ölçütleri neler?
Biz, tekne temsilciliği işinde kesinlikle müşteriden yanayız. Çünkü paramızı onlardan kazanıyoruz. Yani kendimizi Bavaria temsilcisi değil, Bavaria’ya karşı müşterinin temsilcisi olarak görüyoruz. Biz de Bavaria’nın müşterisiyiz. Böyle olunca onların bakış açısı da değişiyor. Dünyada sorunsuz bir ürün yok. Önemli olan o sorunun nasıl çözüleceği. Bir sorun yaşıyorsak sonuna kadar müşterimiz ile birlikte onun arkasında duruyor, takip ediyoruz. Müşterimiz, biz ve Bavaria ortak bir çözüm bulmaya gayret ediyoruz, bugüne kadar bu yöntem ile çözemediğimiz sorun olmadı. Sorunu çözebilmemiz için müşterimizin bize güvenmesi ve birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Ama bence eğer bu işte başarılıysak bunda Bavaria’nın da büyük payı var. Firma sorunlara sırtını geri dönüverse işler çok daha zorlaşır. Önemli bir nokta da, hizmet sektöründeysen rolünü komplekslerden arınarak en iyi şekilde oynayacaksın. Örneğin; bir hizmet sektörü olan charter’da, tatile gelen müşterinin çantalarını taşıdığım da olmuştur. Hem eşim hem de ben, rolümüzü iyi oynuyor ve müşterilerimizle her zaman doğruları tüm açıklığı ile paylaşıyoruz.
Etiketler :
 
           
 
SİTEDE ARA
               
Naviga Yayınları
 
 
 
HAVA DURUMU
 
 
 
 
 
FIRTINA TAKVİMİ

06 Kasım Kuş Geçimi

07 Kasım Kasım Fırtınası

12 Kasım Lodos

16 Kasım Koç Katımı (3 gün)

23 Kasım Güney Rüzgârları

28 Kasım Ülker Dönümü

TAKVİM
25
KASIM
TAYK-Sonbahar Kupası II
Yer:Caddebostan
Tarih:25 Kasım
25
KASIM
İzmir Sonbahar Trofesi 4. Ayak Yarışları
Yer:Çeşme Marina
Tarih:25 Kasım-26 Kasım
 
 
NAVİGA ÜYELİK
okuyucu@navigamagazin.com Adres: Kalamış Fener Cad. İskele Sok. (Gamze Sok.) No: 2 Kalamış 34025 Kadıköy-İ
NAVİGA E-BÜLTEN
 
Tasarım & Kodlama: Tekklik Bulut ve Internet Hizmetleri