Caz mavisi
Naviga
3.06.2015
A | a


Kerem Görsev’le röportaj yapmak üzere sabah erkenden, Kalamış’tan yola çıkıyoruz. Önümüzde uzunca bir yol uzanıyor, çünkü pruvamızda West İstanbul Marina var. Bu kez farklı bir çekim yapacağız. Zira genelde çalışma alanımız olan deniz yerine çekimimizi yükseklerde gerçekleştireceğiz. Çünkü Görsev’in yeni teknesi Swing, bizi denizde değil çekek alanındaki besilerin üzerinde bekliyor. Swing, bakımdan geçtikten sonra birkaç ay içinde yeniden tuzlu suyla buluşacak ve güneye doğru dümen kıracak. Denizi ezelden beri seven Kerem Görsev’in tekne macerası 10 yıl öncesine dayanıyor. İşe ilk olarak ‘gecekondu’ diye tabir ettiği, bir arkadaşıyla birlikte Kilyos’ta inşa ettirdikleri Baykal isimli tekneyle başlamış. Sonrasında 8,5 metrelik Cap Camarat’la devam etmiş. Görsev birkaç ay önce de ikinci el bir Sea Ray 455 Sundancer almış. Şimdi planı teknesine küçük bir piyano yerleştirmek ve onunla yeni bestelere imza atmak. Ancak öncesinde bekleyen işler var: Zehirlisi yapılacak, bazı parçalar değişecek ve tabii ki en kalitelisinden bir müzik sistemi kurulacak. Röportajımıza başlarken önemli bir tavsiyede bulunalım; yazın gireceğiniz bir koyda olur da Kerem Görsev’in teknesiyle karşılaşırsanız mutlaka yanına demirleyin. Böylece o her ne kadar etrafa duyurmak istemese de, teknesinde her daim çalan nefis müzikten belki siz de nasiplenirsiniz. ‘Hangi tür müzikler?” diye merak ediyorsanız buyurunuz röportajımıza:
 
Biz sizi sadece piyanist yönünüzle tanıyorduk. Denizciliğinizi bilmiyorduk. Yeni mi başladı bu merak?
Aslında çok evveli var. Esentepe’de doğdum, büyüdüm. 13-14 yaşındayken arkadaşlarla birlikte bisikletle Bebek’e iner, İstinye’ye giderdik oralarda denize girmeye… Denize dokunmak, deniz suyunu yüzüme vurmak hep keyifliydi benim için. Bir de ben, sezonu her yıl Emirgan’da, Sakıp Sabancı Müzesi’nin önünden denize girerek açarım. Havlumu alıyorum, tokyolarımı giyiyorum doğru denize. Beni görünce “Aa piyanocu denize giriyor” diyorlar. Ne olacak! Boğaz’ın suyu pırıl pırıl cam gibi akıyor. Pis falan değil.
 
Pekiyi tekne sahibi olmaya nasıl karar verdiniz?
Aradan yıllar geçti, bu arada arkadaşlarımın teknesi oldu. Sonra neredeyse kundaktan arkadaşım Cevat’la (Baykal) birlikte 2003 senesinde ihaleye girerek Orman Bakanlığı’nın kütüklerinden aldık. Ve o kütüklerden Kilyos’un ilerlerinde bir tekne yaptırdık kendimize. Teknenin iskelesini filan kurduk. Yani ilk teknemiz elle yapıldı. Altı ayda bitti üretimi. Adı Baykal’dı.
 
Nasıl bir tekneydi? Modeli neydi?
Bildiğin gecekonduydu, modeli falan yoktu. Önü hücumbot gibiydi, dalgayı güzel yarardı. Arkası şişman, Karadeniz balıkçı teknesi gibiydi. Boyu 9,5, eni de 4,30 metreydi. Arkasında çok büyük bir havuzluğu, balık ağları, kompresörler gibi her türlü teşkilat vardı. İçine Perkins 135 Turbo motor koymuştuk. Bir de kamarası vardı.
 
Neler yaptınız o tekneyle?
Cevat’la İstanbul’dan bindik tekneye, 15 günde ağları ata ata, balık yakalayarak Bodrum’a indik. 35-40 havada herkes sinek gibi dağılırken biz onunla denizin ortasındaydık. Ama şimdi anlıyorum ki yaptığımız büyük bir cahillikmiş. Denize kabadayılık olmaz. Ufak ufak öğreniyoruz işte.
 
Yanaşma problemi 

Var mı başka maceralar?

Olmaz mı... Yanaşma konusunda pek iyi değilim. Bir keresinde hava güzel, Bozcaada’ya gidiyoruz. Çanakkale Boğazı’ndan geçerken 35 mille gidiyormuşuz farkında değiliz. Tabii hemen hücumbot geldi, “Ne yapıyorsunuz?” diye. Durdurdular bizi. Ben yıllardır Amerikan arabaları kullanırım. Bu arabalarda ileri ittiğinizde geri vitese takar. Hücumbot bana biraz ‘geri al’ dedi. Tabii ben el alışkanlığı, vites kolunu ters yöne itince neredeyse hücumbota çarpıyordum. İki-üç karış kalmıştı çarpmaya. Bodrum’daki marinada da çok heyecanlar yaşadık bam güm! Yunanistan’da da bir iskeleye ufaktan dokundurdum. Ehliyetim var bu arada, aman yanlış anlaşılmasın. 1999’da aldım. Şimdi tekneyi aldığım broker arkadaşım Fatih’in sözü var, bağırmadan çağırmadan yanaşma dersleri verecek bana.
 
Pratik önemli tabii...
Kesinlikle. Genel olarak kafam bir şeylere çalışıyor ama o anki tabiat şartları da önemli. Bir sürü bileşeni var bu işlerin. Öyle böyle derken geçen sene arkadaşlardan bayağı fırça yedik. Aslında biraz abartıyorum tabii, o kadar da bilmiyor değilim ama biraz daha pratik kazanmam lazım. Mükemmeliyetçi biri olduğum için hiçbir zaman kendime kaptan demem. Bizim yaptığımız tekneyi götürmek, amatör denizcilik, kaptanlık başka bir şey.
 
Teknik işlerden anlar mısınız?
Hiç anlamam. Arıza durumunda da hiçbir şeye müdahale edemem. Ama kulağım arızayı çok iyi duyar. Demiştim ya, Amerikan arabalarına meraklıyım diye. Bir ara Sanayi Mahallesi’nde bir yer tutmuştum, 63 model Cadillac, 51 model Buick toplamıştım. Mekanikten anlamıyorum ama duyuyorum, hissediyorum. Bu da müzik kulağımdan kaynaklanıyor. Patmos’ta bir tamircim var, çok efendi ve elinden her şey gelir. Arıza olunca tamire oraya götürüyorum.

Nasıl bir denizcisiniz?
Çok detaycı ve titizim. Bodrum’da 6,20 metrelik bir şişme botum var. Botun üzerinde kılıf olur ya, ben o kılıf eskimesin diye bir kılıf daha yaptırdım mesela. Malıma temiz bakarım. Yeni teknem için de halatları Kaya Ropes’a sipariş ettim, 80 kilo tuttu. Çünkü hepsinden üçer takım yaptırdım. Palamar halatlarının boyu 50 metre. E şimdi bir de çok heyecanlıyım. Geçenlerde yurtdışındaydım, teknem için çok güzel bir kahve makinesi aldım. Ona özel çok güzel bir müzik arşivi de hazırlıyorum.
 
İlk teknenize geri dönersek... Baykal şimdi nerede, ne yapıyor?
Gökova’nın Akbük Koyu’nda duruyor. Satmadık, hatıra gibi saklıyoruz. Her gün onunla hâlâ balığa çıkılıyor.
 
İkinci teknenizi almaya nasıl karar verdiniz?
Bizim Bodrum’un dışında, Güvercinlik’e gelmeden önceki koyda kendi marinasına sahip bir sitede evimiz var. Oradan arkadaşım Selim Akgün’ün RIB’i vardı, 300 beygir motorlu. Biz onunla geceleri Türkbükü’ne falan gidiyorduk, çok eğleniyorduk. Ben de bunun üzerine geçen sene yeni bir tekne almaya karar verdim ve Karina Yatçılık’tan 8,5 metrelik bir Cap Camarat satın aldım. Arkasına da dıştan takma 300 beygir Yamaha taktık. 1 saat 45 dakikada falan Bodrum’dan Patmos’a gidiyorduk onunla. Fakat bir süre sonra isteklerimi karşılamamaya başladı.
 
İlham kaynağı deniz Neydi istekleriniz?
Aslında dolu bir tekneydi. Günübirlik kullanım için iyiydi de, uzun kalmalar için uygun değildi. Karımla, çocuğumla rahat rahat yatmak istiyordum. O teknenin tek kamarası vardı. Bir de içine küçük bir piyano koymak istiyordum. Kısacası küçük geldi. Ben de hâl böyle olunca broker arkadaşımla konuştum, o da bana 2004 model, ikinci el bir Sea Ray 455 Sundancer buldu. Motorlar Cummins 430 beygir. Su yapıcısı var, saatte 160 litre su yapıyor. Jeneratör, klima her şeyi var. İkinci el ama çok temiz. Gövdesi vurulmamış, kırılmamış. Almadan önce bir tekne daha gezdim, başka da tekne bakmadım. Fatih bana “Bu tekne tamamdır, al” deyince onu dinledim ve aldım.
 
Yeni teknenize ne isim verdiniz?
Swing. Tıpkı deniz ve müzik gibi. Salıncakta sallanırmış gibi.
 
Elden geçirilmesi, eklenmesi gerekenler var mı?
Bir kere tam istediğim gibi bir tekne. Başaltında geniş bir kamara var. Üstelik hem duş-tuvalet hem de ayrıca duşa sahip. Mutfağı çok geniş. Kıçta da istendiğinde ayrıca kamara olabilen bölümde iki kişilik yatak var. Aslında yapılacaklar ufak tefek makyaj işleri. Pastel makyaj, yani abartısız. Bir kadın nasıl pastel güzeldir, bu da öyle olacak. Aksesuar eklemeyi düşünmüyorum. Bir tek önemli bir şey var değiştirmek istediğim. Sea Ray’lerde gaz ve vites ayrı. Yani sancak gaz, iskele gaz; sancak şanzıman, iskele şanzıman. Bunu kullanması zor. Şimdi biz bunun hepsini tek kola toplayacağız ki karıştırıp ‘bam güm’ diye sesler duymayalım. Onun dışında 13 maddelik yapılacaklar listesi var. Öne güneşlenme minderleri takılacak, sualtı aydınlatmalardan biri değişecek, zehirlisi atılacak, motor klima bakımı gibi basit şeyler yapılacak.
 
Ya piyano?
Salonda bir masa var, ben onu iptal edip yerine yedi oktav ve tahta tuşlu küçük bir elektronik piyano koyacağım. Teknede zaten içerde yemek yenmez.
 
Denizde artık beste de yapabileceksiniz o halde.
Benim zaten denizde yazdığım çok şarkı var. Mesela ‘Sailor Longed For’ şarkısını Gökova’da yazdım. ‘Akbük’ diye başka bir parçam var. Onu hakikaten Gökova’nın Akbük Koyu’nda yazdım. Bir Bossa Nova. Deniz oynuyordu, aklıma bir melodi geldi hemen kağıda döküverdim. Ben denizden besleneceğim ki o da size müzik olarak geri dönecek. Geçen sene o küçücük Cap Camarat’ın içinde de 4-5 saatimi geçiriyordum. Kendim temizliyordum, siliyordum, müzik dinliyordum, arkadaşlarımı davet ediyordum. Ama içinde bir şey yoktu çalamıyordum. Artık bu eksiğimi giderdi.
 
Her saat farklı müzik

Teknede neler dinlersiniz?
İşte bu çok önemli. Tekne başka bir kültür. Mesela sabah 08:00-10:00 arası Bossa Nova dinlenir. Ondan sonra ufak ufak chill out’lar başlar. 16:00-17:00 arası ‘piano bar’ diye bir müzik vardır, ‘tea time’ da (çay saati) denir. Çay saati derken, Amerika’daki oteller de çalar ya. O ‘swing’ eder güne. O saatten sonra ufak ufak ‘groove’ ve ‘swing’ler başlar. Akşam vokal caz dinlersiniz, gece ‘round midnight’ diye bir session vardır. Gece 02:00-03:00’te mesela Jimmy Smith çalar. 24 saat boyunca farklı müzikler dinlenir benim teknemde.
 
Gittiğiniz koylarda keyifli müzikler çınlıyor olmalı.
O konuda çok dikkatliyim. Müzik çalarken insanlara duyurmamaya gayret ederim. Deniz çok terbiye gerektiriyor. Yanınızdaki tekne sizin dinlediğiniz müzikten rahatsız olabilir. Siz beğenseniz bile... Geçen sene bir koyda 30-40 kişilik bir tur teknesi vardı. Yüzerek yanlarına gittim. “Utanmıyor musunuz?” diye çıkıştım. O kadar kötü bir müziği o kadar yüksek sesle çalıyorlardı ki bitmiştim.
 
Teknesi için sizden müzik isteyenler oluyor mu?
Teknesi olan tüm arkadaşlarım mayıs ayından itibaren her sene “Bize müzik ver” diye kedi gibi etrafımda dolaşmaya başlar. Ben de hiç üşenmem arşivimden listeler yaparım. Teknede de bir sürü USB var, onlara beğendiğim müzikleri doldurur, hatta arkadaşlarımın teknesine yanaşır veririm.
 
Eşinizle kızınızın arası nasıl tekneyle?
Kızım Nisan, yelkeni çok seviyor. İki senedir Karacasöğüt’te yelken eğitimi alıyor. Eşim de denizi çok seviyor. O zaten hiçbir şeye hayır demez. Ben de kötü şeyler önermiyorum ona sonuç olarak. Deniz kadar güzel bir şey var mı? Eşimin işi daha düzenli, ofise gitmesi gerekiyor. Benim öyle değil. Ben mayın gibiyim, nerede konser oradayım. Zaten eşimle anlaştık, kızımız üniversiteye gittiği zaman artık Güney’de yaşayacağım. Kışın birkaç ay gelirim İstanbul’a.
 
Belki ilerde daha büyük tekne istersiniz...

Ben haddimi bilirim. Çünkü ne kadar büyürse o kadar başınıza dert gelir. Tekne masraflı iş ama ben, bunu yapabilmek için hayatımdaki birçok şeyi kestim. Lüks alışkanlıklarımdan vazgeçtim. Zaten ihtiyacım da yok ki. Artık elimden geldiğince bununla vakit geçirmek istiyorum. Beni besleyen olay bu.
 
Bir sonraki plan ne?
Teknem şimdi karada. Baharda suya indireceğiz ve Bodrum’a gideceğiz. Bizim sitenin marinasında tutacağım. Oraya en yakın Leros, Patmos, Arki adaları. Oralara giderim. Ama bu seneki esas planım Gökova Körfezi’ne gitmek. Çünkü artık teknem rahat rahat konaklayabileceğim büyüklükte. Biraz Gökova’da dolaşacağım. Yani bu sene gezmeyi kafama koydum. Ben herhalde beş-altı ay kalırım bu sene Bodrum’da. Sonuçta her gün gideceğim bir mesleğim yok. Konserlerime de Bodrum’dan gidiyorum. Evde piyanom var, rahatlıkla çalışabiliyorum. Kışın da D-Marin Didim’e bağlamayı düşünüyorum.