Agresif 'sör'
Naviga
3.06.2015
A | a


Geçen haftalarda İstanbul’dan bir ‘sör’ geçti. Tüm zamanların en iyi yelkencisi olarak kabul edilen ve sıra dışı kişiliğiyle medyanın gözdesi Sir Ben Ainslie, Extreme Sailing Series’in İstanbul ayağına gelenlerin merakla peşinden koştuğu isim oldu.
 
Doğru mu bilemeyiz, bizler İngiliz The Telegraph Gazetesi’nin yalancısıyız. Denen o ki küçükken bir cilt hastalığı olan Ben Ainslie, oldukça asosyal bir çocuktu. Okuldan nefret eder, kimseyle konuşmaz ve çoğunlukla tek başına vakit geçirirdi. Tek kaçışı da sekiz yaşındayken başladığı ve yalnız kalmak için büyük fırsat olarak gördüğü yelken sporuydu. “Yaşadığımız yere birkaç mil uzaklıkta bir pub vardı. Ben 10 yaşlarındayken bir yılbaşı sabahı babam, bütün aile orada buluşacağımızı söyledi. Ben de tek başıma tekneyle gelmek zorunda kaldım. Oraya ulaşmayı başardığımda her şeyi kontrol edebildiğimi gördüm ve bu benim için bir dönüm noktası oldu.” İşte Ainslie’nin yelkendeki başarısının temelini de çocukken yaşadığı bu problem oluşturuyordu. Ben Ainslie’nin kim olduğunu klasik olarak açıklamak gerekirse, “Olimpiyatlarda dört kez aldığı altın madalyayla tüm zamanların en başarılı yelkencisi” diyebiliriz. Ancak
başarılı yelkenciliğinin yanında agresifliği ve bitmek tükenmek bilmeyen hırsı sebebiyle bolca takipçisi olan bir isim Ben Ainslie. Siniriyle ilgili hafızalara kazınan görüntülerden biri ise 2012’de Avustralya’da yapılan ISAF Şampiyonası’nda kendisini engellediği
gerekçesiyle, bulunduğu bottan ‘uçarak’ bir gazeteciyi tartakladığı anlar hiç kuşkusuz. Bu olay Ainslie’nin ilk vukuatı değildi, 2004’teki bir yarışta da benzerini yapmıştı. Ceza almaktan kurtulan Ainslie, “Yaptıklarımdan dolayı pişmanım. Normalde sakin
bir insanımdır ama bazen içimdeki rekabetçi ruh ortaya çıkıveriyor” diyordu. Nitekim bu yaşananlar son olayı da olmamıştı. İngiliz yelkenci, bu olaydan birkaç ay sonra da Mayorka’daki yarışlarda kendisine protesto veren rakiplerini “Pişman olacaklar” diye
tehdit etti. Ainslie 2012 Londra Olimpiyatları’nda aldığı altın madalyanın ardından finn sınıfında yarıştığı olimpiyatlarda jübilesini yaptı ve en büyük ikinci hayali olan 34. America’s Cup’ta, Oracle Team USA’de yarıştı. Yarışmakla kalmadı takımla birlikte büyük bir başarıya imza attı ve ‘Sir’ unvanına layık görüldü.

Sir Ben Ainslie’nin önündeki hedefi, bu kez ülkesini temsil edeceği 35. America’s Cup’ta kupayı İngiltere’ye götürmek. Şimdilerde mücadelesinin önemli bir kısmını karada veren Ainslie, ekibi oluşturmak ve gerekli parayı toplamanın yanı sıra Sailing Series’de J.P. Morgan BAR ile birlikte mücadele etmekle meşgul. İşte bu çok merak ettiğimiz insanla tanışmamıza da Extreme Sailing Series’in İstanbul ayağı vesile oldu.
 
İstanbul’a ilk gelişiniz mi?
Evet ilk gelişim. Henüz şehri gezme fırsatım olmadı ama uçakla inerken şehrin büyüklüğünü görünce çok şaşırdım. Çok etkileyici bir şehir ve burada bulunduğum için gerçekten çok mutluyum. Özellikle Boğaz’da yelken yapmak için sabırsızlanıyorum.
 
Extreme Sailing Series filosu bu yıl siz, Dean Barker, Franck Cammas  gibi isimlerle daha da güçlendi. Nasıl gidiyor yarışlar?
Evet bu yıl dediğiniz gibi filo gerçekten çok güçlü. Özellikle 35. America’s Cup’a hazırlanan Team New Zealand, Team France’ın katılımıyla Extreme Sailing Series daha da heyecanlı ve rekabetçi hale geldi. Ben de bu yüzden kendimi çok şanslı görüyorum. Yarışlar birbirine çok yakın ve zorlayıcı geçiyor. Şimdiden kendimi daha güçlü hissediyorum.
 
Takımınız J.P. Morgan BAR sıralamada oldukça geride. Ekibinizin performansı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Açıkçası bizim için çok parlak geçmiyor çünkü hâlâ öğrenme aşamasındayız. Biz daha seride çok yeniyiz ve bu bizim için çok farklı bir yarış türü. İlk üç tekne arasına girmek için sanırım biraz daha yolumuz var. Daha çalışmamız gerek.
 
Extreme Sailing Series’in 35. America’s Cup’a hazırlanmak için iyi bir platform olduğunu düşünüyor musunuz?
Bu soruya ‘gerçekten iyi bir platform’ diyemeyeceğim. Bazı açılardan evet ama tam anlamıyla değil. Ancak America’s Cup’taki gibi çok gövdelilerle bu kadar yakın yarışabileceğimiz başka bir yarış yok. Ayrıca yeni insanlarla birlikte yelken yapmak ve yeteneklerini geliştirmek için çok büyük bir fırsat. Evet, oldukça iyi bir platform olduğunu söyleyebilirim. Benim açımdan son derece tatmin edici.
 
Benim değil takımın zaferi
 
34. America’s Cup’ta takıma dahil olduktan sonra ETNZ karşısında 8-2 yenik durumda olan ve kupayı kaybetmeye kılpayı kalan Team Oracle USA arka arkaya tüm maçları alarak 34. America’s Cup’ı elde etmeyi başardı. Ve bunlar siz takıma katıldıktan sonra olduğu için kupanın ‘süperstar’ı oldunuz. Üstelik çok gövdelilerde ilk deneyiminiz olmasına rağmen. Siz bu başarıyı bekliyor muydunuz?
Hayır kesinlikle beklemiyordum. Aslında benim takımdaki rolüm sadece skipper James Spithill’i desteklemekti. Ve yarışta tek yaptığım James’in yanında durmaktı. Ayrıca takıma çok geç girmiştim. Üstelik olimpiyatlardan henüz çıkmıştım. Açıkçası hiçbir başarı beklentim yoktu. Yarışa dahil olduğumda aldığım rol normalde alışkın olduğum ve bildiğim bir görev değildi. Ancak çok şanslıydım çünkü ekip çok iyiydi ve onlar sayesinde kısa sürede kendimi geliştirmeyi başardım. Teknede yarış sırasında yapılan modifikasyonlar sayesinde de takımın performansı çok dikkat çekici bir hızla arttı. Ve bu da bir taktisyen olarak benim işimi kolaylaştırdı. Ayrıca takım arasında iletişim de çok kuvvetliydi. Tüm bunların takımı zafere taşıdığını ve benim açımdan çok ayrıcalıklı bir durum olduğunu düşünüyorum.
 
Oracle Team USA’in başarısı, sizin başarınız gibi yansıtıldı medyada. Sanırım siz zaferin bu şekilde yansıtılmasından pek hoşlanmadınız.
Ben takıma girmeden önce taktisyenlik görevini üstlenen John Kostecki’nin görevinde başarılı olamadığı söylendi. Ancak ben buna katılmıyorum ve John’un yanlış bir şey yaptığını düşünmüyorum. Ben dahil olmadan önce 8-2 yenik durumdaki ekipte ortam gerçekten çok gergindi ve herkesin morali çok bozuktu. Birilerinin taze fikirlerle gelmesi gerekiyordu. O da ben oldum. Pozitif olarak ekibin moralini düzeltmeye çalıştım. Oracle’ın kupayı almasının benim başarım gibi gösterilmesinden hiç hoşlanmıyorum. Buna inanmak çok safça olur zaten. Bu zafer, karada çalışanlarla birlikte büyük bir takım çalışmasının sonucu.
 
35. America’s Cup’ta tamamen İngiliz yelkencilerden oluşan bir takımla bu kez kendi ülkenizi, İngiltere’yi temsil edeceksiniz. Bu size daha büyük bir sorumluluk hissettiriyor mu?
Kesinlikle bu kez kendimi daha ağır bir yükün altına girmiş hissediyorum. Bir takıma liderlik yapmak ve o takımı oluşturacak gerekli unsurları bir araya getirmek hiç kolay bir iş değil. Yapılacak çok fazla iş var. Bu yıl takıma uygun olabilecek doğru isimleri bulma konusuna odaklanmış durumdayız. Yöneticiler, tasarımcılar, yelkenciler... Ve tabii işimizin en önemli kısmı maddi desteği bulmak. Açıkçası yelken yapmak bu yıl öncelikli hedeflerimden biri değil. Extreme Sailing Series’te yarışmak da aslında bu bütünün bir parçası. Yelkene biraz daha az zaman ayırıyorum bu aralar.
 
35. America’s Cup’ta yarışacak takım ne aşamada? Biraz bilgi verir misiniz?
Takımı kurma çalışmalarına bir yıl önce, 34. America’s Cup’tan hemen sonra başladık. Şu ana kadar aralarında tasarımcı, tekne üreticisi ve yelkencilerin yer aldığı 50 kişi olduk. İngiliz Hükümeti bize büyük bir destek veriyor. Yeni teknemizin tasarımı ve üretimi için de çalışmalara başladık. Ancak hâlâ somut bir şey yok. Takımımız yapım aşamasında diyebilirim. Çalışmalarımızı netleştirmek ve hızlandırmak için 35. America’s Cup’ın nerede ve ne zaman yapılacağının netleşmesi lazım. Bunları öğrendiğimizde son hazırlıklarımızı yapabileceğiz.
 
34. America’s Cup’ta maddi ve dolayısıyla teknolojik açıdan çok güçlü bir takımdaydınız. Bir sonraki mücadelenin daha zor olacağını düşünüyor musunuz?
America’s Cup benim için gerçekten çok zor bir görev. Dediğiniz gibi bir sonraki daha da zor olacak. Bence en zor işlerden biri başka insanlarla birlikte çalışmak. Ve America’s Cup da gerçek bir takım mücadelesi. Ekiptekilerin yeteneği ve birbirleriyle uyumu çok önemli. Koşullar hiç de kolay değil. Umarım başaracağız.
 
America’s Cup’ta yarışmak bir yelkenci için çok büyük bir başarı ve belki de son noktası. Siz bunu gerçekleştirdiniz ve bir dahaki sefere skipper olarak yarışacaksınız. Daha ilerisi nedir sizin için?
Önceki röportajlarımda hedeflerimin olimpiyatlarda ve America’s Cup’ta yarışmak olduğunu söylerdim. Her ikisini de gerçekleştirdim. Bunların ardından okyanus yarışları olacak sanırım. Aslında yeni bir mücadele her zaman için var. Dünyanın çevresinde, hiç durmadan yarışmak fikri her zaman hoşuma gitmiştir. Özellikle de Jules Verne Trophy’de olduğu gibi tam bir ekiple birlikte.